O RİSÂLE SÜLEYMAN EFENDİ HAZRETLERİNE AİD DEĞİLDİR!.. ( 3 )
Süleyman Eferdi Hazret’leri, henüz, Medrese talebesi iken, İstanbul’u teşrif eden, Mürşidi, Salahuddîn İbn-i Mevlevî Sirâcüddîn (k.s.) Efendİ Hazret’leriyle, 1908 veya 1909 yılında müşerref oldu.Takdir-i İlâhî, Tensib-i Pîran ve Nasib-i Ezelî’siyle,kendisine derhal intisab etti,kısa zamanda, Seyr-i Sülûk’inde büyük mesâfe kaydetti. Salahuddîn İbn-i Mevlevî Sirâcüddin Efendi Hazret’leri, kendisine, “ Bende ne varsa verdim,Sendeki ma’nevî iştahı ve açlığı görüyorum. Bu bakımdan Seni Üveysî olarak doğrudan, İmam-ı Rabbânî, Müceddidi Elf-i Sânî, Ahmed-ü fârûkî es-Sirhindî ( k.s.) Efendi Hazret’lerine rabt’ediyorum,”buyurur.
Bu kadar kısa bir zamanda Süleyman Efendi Hazret’leri, nasıl oldu dea Seyr-i Sülûkini tamamladı ve belli mertebeleri kat’etti, diye sorulabilinir.Bu Ezlî nasib mes’elesidir;ba’zılarının kırk yıllık Seyr-i Sülûk ile kat’edemediği mertebeleri kırk günlük bir Seyr-i Sülûk ile kat’edebilirler.” Cezbetün min Cebezâtü’r-Rahman Takla’ul-Cibal,” ( Rahmânî tekbir cezbe dağları yerinden koparır, söker,atar) buyrulmuştur.)
Salahuddîn İbn-i Mevlevî Sirâcüddîn(k.s.) Efendi Hazret’lerinin 1910 yılında ebediyyete intikal buyurması üzerine, daha önce zâten,Üveysî olarak, doğrudan, Mürşidi tarafından kendisine rabt’edildiği, İmam-ı Rabbânî, Müceddidi Elf-i Sânî, Ahmed-ü Fârûkî, es- Sirhindi,(k.s.) Efendi Hazretlerinin ma’nevÎ terbiyesine girdi.
Süleyman Efendi Hazret’leri, İmam-ı Rabbânî, Müceddidi Elf-i Sânî, Hazret’leri’nin Üveysî olarak taht-ı Terbiyesi’nde Seyr-i Sülûkini tamamladı.
Hazreti Üstazımızın bizzat Fem-i Saâdet’lerinden ahz’etmiş, dinlemiş, Şâhid-i Âdil, Merhum, Ali Dayı,( Ali Yılmaz)’dan bizzat dinlediğime göre, Hazreti Üstazımızın, Seyr-i Sülûkini tamamlaması, Mürşid-i Kâmil ve Mükemil, Medâr Mürşid ve Müceddid’lerin Seyr-i Sülûkini tamamladıktan sonra, irşad,ihde ve tecdid vazifesine başlamadan önceki en son safha,”Erbaîn Çıkarma,” olarak bilinen “Çile “’dir.
Şâhid-i Âdil’n verdiği şehâdet ve ma’lûmat’a göre, Hazreti Üstazımız Süleyman Efendi Hazret’leri,Seyr-i Sülûkini tamamlayıp,Mürşid-i Kâmilİk ve Müceddidlik için lüzumlu bütün mertebe ve makamları kat’ettiği, Milâdî, 1936 Yılı’nın ilkbahar aylarında, ma’nevî delâlet ve işaretle, Bursa’da, Uludağ eteklerinde, Emirsultan Cami’i ve Türsbesi’nin yakınlarında, Çile Hücresinde çilesini çekti.( Çile Hücresi) bir kişinin ayakta duramayacağı kadar, alçak, ancak, dizüstü oturulabilecek kadar yükseklikte, kabri andıran dar bir hücre…
Mürşidi’nin ma’nevî delâlet ve işâretiyle ve takdiriyle en az kırk gün olmak üzere, iki ay kadar olabiliyor, Yine ma’nevÎ delâlet ve işaretle 24 saat zarfında, İstediği kadar su içebilinir, fakat, en fazla, 5 adet hurma veya, Zeytin yenilebilinir.- Hazreti Üstazımız, Çilesi sırasında, Zeytin’i tercih buyurmuş, Zeytinleri çekirdekleriyle birlikte yemesine de izin verilmişti.Hayatı boyunca, Sabah Kahvaltılarında çekirdekleriyle birlikte en fazla 5 adet zeytin yemeye devam etmiştir.Bizlere de Zeytin’i çekirdeğiyşle birlikte yemeyi tavsiye etmiştir. Zeytin çekirdeği çok sert olmasına rağmen, Miğede asiti eritiyor, herhangi bir rahatsızlık vermiyor.-
Nefis Terbiyesinde, ruhu Melekî’nin yükseltilmesi, Letâif’in tahliye ve tahliyesi birinci cümledeki (h) noktalı, boşaltma ve temizlik, ikinci cümledeki (h) noktsız tezyin= süsleme,Nefs-i Emmâre’nin nefs-i Mutmainne haline gelmesi için en ağır ve şiddetli riyazât Çile’dir.Sahib-i zaman, Mürşid ve Müceddid’ler hepsi bu ağır riyazet Çileyi çekmişlerdir.
Hazreti Üstazımız Çilesini doldurup gün yüzüne çıktığında, Uludağ Eteklerinde çiçek açan yeşeren bütün ezhar ve nebatat dile gelmiş, herbirisi “ ben, şu hastalığın şifasışyım, ben bu hastalık için devayım,” demişler.Bu da irşad,ihda ve tecdid yolu’nun bidayetinde büyük bir imtihan! Hiçbirisine iltifat etmemiş, hepsi unutturulmuş, sadece, Sarı Kantron’nun nezle ve soğum algınlıklarına faydalı olduğu hususu hatırında kalmıştır.