“Mektuplar ve ba’zı Mesâil-i Mühimme,” adındaki Tasavvufî Risale, bu serî Makale’lerde, arîz-amîk, sarahaten, serd’edeceğimiz deliller ve hususlar müvacehesinde, kat’iyyetle, Sahibizaman, Mürşid-i Kâmil ve Mükemmil, Medâr Mürşid ve Müceiddid, eş-Şeyh, Ebu’l- Fâruk Süleyman Hilmi Silistrevî, el-Ma’ruf, Bi Tunahan( Kuddise SIrrıhû) Efendi Hazret’lerine asla izafe edilemez.
Bu bizim şu andaki tespitimiz değildir; Risale basılıp, Fazilet Neşriyat ve Ticaret Anonim Şirketi tarafından, satışa- dağıtıma arz’edildiği günden i’tibaren yaptığımız tespit vardığımız kanaattir. Şöyle ki, Merak saikasıyla, Risale’nin Satış yeri Fazilet Şirketi’nin Sultanahmed, İnciliçavuş Sokağındaki Kitapevi’ne uğradım. Satış elemanı, daha önceki yıllarda Sabah ve Ufuk Gazete’lerinde yanımızda çalışan birisiydi. Risâle’yi istedim,” Hocam, Bu Risâle satılmıyor, zâten, satış için bize de göndermediler, öğrendiğime göre, yalnız, Tekâmül okutan hocalara veriliyormuş, özür dilerim,” dedi. Aynı günlerde, Merhum, Necati Tosun Hoca aradı,” Mustafa Hocam,” Mektuplar ve Mesâil-i Mühimme,” Risalesini gördünüz mü? Görüş ve fikirlerinizi merak ettim,” dedi.” Ma’alesef, Risâle’yi te’min edemediğimi, yalınızca, Tekâmül okutan hocalara veriyorlamış,” dedim. Aradan bir-kaç gün geçti, kendisiinde bulunan Risâle’den Tıpkı Basım, bir nüsha istinsah ettirip kendince ehemmiyyetli bulduğu ba’zı noktaları işaretleyerek gönderdi. Dikkatlice tedkik ettim. Süratli okuma tekniğiyle önce baştan sona gözden geçirdim, daha sonra sahife sahife, paragraf paragraf, satır satır, okudum.
Evveliyyetle, “Mektup’lara,” takıldım.Risâle Süleyman Efendi Hazret’lerine izafe edildiğine göre, bu Mektup’lar, ya Hazreti Üstazımız tarafından gönderilmeliydi, ya da Hazreti Üstazımıza birileri tanafından gönderilen mektuplar olmalıydı. Mektup’lardaki uslub ve tarz, asla Hazreti Üstazımızın uslub ve tarzı değildir. Kaldı ki, Mektupların muhataplarının Hazreti Üstazımızla uzaktan- yakından herhangi bir münasebetleri yoktur.
Bütün bunlardan daha da mühimmi, Süleyman Efendi Hazret’leri,03 Mart 1924 tarihinde Tevhid-i Tedrisat Kanunu ile medreseler kapatıldıktan sonra, altı ay daha açık bırakılan, Medresetü’l- Eimmeti ve’l Hutebâ Medresesinde 6 ay müddetle Türk Dili ve Edebiyyatı Müderrisi olarak vazife yaptıoktan sonra, Dersiam Unvanıyla, İstanbul Selâtîn Cami’i’lerinde va’az ediyordu. Çok sıkı ta’kib altında idi. Bu yıllarda Telefon yok,Telgraf ve Mektupla haberleşmek mümkin ise de ta’kib altında birisi, asla. Mektup’la haberleşmezdi… 1950’li yıllarda, Anadolu’nun muhtelif yerlerinde açılan medrese’lerle, haberleşme, mektup, telgraf ile değil, canlı husûsî ulak vasıtasıyla yapılıyordu; Hazreti Üstazımızın ilk müntesiplerinden, Anamurlu, müstahsil, hali vakti yerinde, Merhum, Hacı Yusuf Beyamca, (Yusuf Kaplan), İstanbul’da, Hazreti Üstazımızdan aldığı ta’limatı, Anadolu’daki Medrese’lere teker teker, gider gider, tebliğ eder, dönüşünde de Medreseler, hoca’lar, talebe hakkında, Hazreti Üstazımıza tafsilatlı ma’lûmat arz’ederdi .Devir, mektup’la, telgrafla haberleşme devri değildi.
Talebe, müntesipler, mürîdân ve Ehibbâ, te’eddüben ve hürmeten, Haz. Üstazımıza, mektup göndermezler, Hazreti Üstazımızda hiç kimseye mektup yazmazdı. Hem sonra dikkat buyrulursa, Risâle’de, bahsi geçen mektupların tarihleri, 1924-1925’dir. Oysaki Hazreti Üstazımızın ihda,irşad, tecdid ve tedris vazifesine başladığı tarih, 1936 yılıdır.
Risâle’deki, Şer’i Şerife muğâyir, fahiş hatalara geçmeden, umûmî bir atfinazarla nazar ile ifade etmek gerekirse, bir bütünlük insicam görülmüyor. Risâle’de, İmam-ı Rabbânî, Müceddid-i Elf-i Sânî, Ahmed-ü FaruK-İ Sirhindî,( K.S.) Efendi Hazretlerinin Mektubât-ı Kudsiyesinden, iktibaslar, diğer tasavvufî eser’lerden intihaller var.
Risâle’deki Nisbet-i Sahîha ve Teselsül’e muğayir, ayrıca, zâhir-i Şer’i Şerife muhalif hususların tafsili, Sütunumuzun vus’atiyle mütenasip olmadığından, tafsilatı gelecek yazılara bırakıyoruz…