☰
✕

TESPİTLER (12/13)

O RİSÂLE SÜLEYMAN EFENDİ HAZRET’LERİNE AİD DEĞİLDİR!.. ( 4)

Mürşid-i Kâmil ve Mükemmil, Medâr Mürşid, Müceddid ve Müderris, Süleyman Hilmi Silistrevî,(K.S.) eş-Şeyh, Ebulfâruk, el- Mâ’ruf, bi’Tunahan Efendi Hazret’leri, Nasib-i Ezelî’si, Takdir-i İlâhî, Tensib-i Pirân ile, Seyr-i Sülûkini tamamlamış, çilesini çekmiş, Milâdî,1939 Yılı’nın ilkbahar aylarında, inda, irşad, tecdid ve tedris vazifesine fi’îlen başmamıştır. Süleyman Efendi Hazret’lerine, Ricâl-i Ma’neviye ve pîrân tarafından, daha önceki mürşidlere tahmil edilmeyen, ihda, irşad ve tecdid vazifesinin yanında bir de “Tedris,” vazifesi de tahmil buyrulmuştu.Zîrâ,03 Mart 1924 tarihinde, Tevhid-i Tedrisat Kanunu ile bütün medreseler kapatılmış, Türkiye’de ve Gönül coğrafya’mızda İslâmi İlim’lerin tedrisi, ta’lim ve te’allümü fi’îlen sona ermişti. Öylesine ki, medrese’lerin kapatılması üzerine, çil eyavruları gibi Anadolu’ya giden müderrisler, talebe-i ulûm, ders kitaplarını toprağa gömmüşler, kendi öz çocuk ve torunlarına dahi, bırakınız İslâmî İlim’leri asgarî, Zarurât-ı Diniyye İlmihal bilgilerini dahi öğretmediler. Böylece, yeryüzünde ilmin tamamen kaldırılması tehlikesiyle karşı karşıya kalındı. İşte bu sebeble bu asrın Müceddidi, Süleyman Hilmi Tunahan Efendi Hazret’lerine, ihda, irşad ve teçdid vazifesi yanında “Tedris,” İslâmî İlim’leri tedris vazifesi de verilmişti.

1930’lu yıllar, din büyüklerine ve Müslümanlara küfrün, zulmün en şiddetli uygulandığı bir zaman dilimiydi. Kendisinin selâm verdiği, kendisine selâm veren herkesin, ta’kibe ma’ruz kaldığı, sorguya çekildiği meş’um bir devirdi. Bu üçbuçuk yıl zarfında, tedrisat için, Ayrancı, hâlen, Karaman’ın ilçesi, o tarihlerde, Konya, Ereğli’nin bir kasabasıydı. Ayrancı’nın bir köyünde daha önceden tanıdığı ve güvendiği birisinin misafiri olmuştu. Gayesi, Soğanlı Yaylasını ta’kiben, Toros dağlarını aşıp, devrin Mersin Müftüsü, Abdullah Efendiyle buluşup, burada talebe bulabilirmiyiz, bulursak Toros’ların zirvelerindeki yaylalarda okutabilirmiyiz. Soğanlı Yaylasında bir aşiret reisi’nin kendisine sağladığı katırla ve yol delili ile Mersin’e ulaştı, devrin Mersin Müftüsü, Abdullah Efendiye misafir oldu, görüştü. Aynı yıllarda, Çatalca, Kabakça Köyü Tren İstasyonun’da Devlet Demiryollarından kiraladığı iki vagonla güya saman ve kömür ticaretiyle kamufle, dört sözde amele, talebe çalıştırıyor, bunlar sabah erken saatlerde vagonları boşaltıyor, akşamları dolduruyorlardı. Sanki her gün, bir vagon saman, bir vagon kömür satılıyor süsü veriliyordu. Diğer taraftan, Devlet tarafından, Millî Mücâdele kahramanlarından Deli Halid Paşa tahsis edilen geniş bir arazî, konya’lı bir tacirle kiralanıyor, Trakya Gaz Bayiliği alınıyor. Fakat bütün faaliyyetler tedris için hep akamete uğruyor, Süleyman Efendi Hazret’leri bu acı tecrübe ve akametlerden sonra, “Talebe okutmak için aile’lerine bir meb’us maaşı kadar maaş teklif ettiğim halde yine talebe te’min edemedim,” buyurmuşlardı.

1939 Yılı’na gelindiğinde, İstanbul, Bayezid, Gedikpaşa’da, Azak Yokuşu’nun başlarında, Kayseri’li, Merhum, Hacı Refik Bürüngüz’e aid, Azak Apartmanı’nın bodrum katında, Tedris vazifesine başladı. Ders halkasında, Tesbihçi Baba Unvanlı, Türkistan’lı, Özbek Türkü, Murtaz Efendi,yine Türkistan’lı, Halıcı Baba, (ma’alesef, Halıcı Baba’nın ismini tesbit edemedim.) Avukat Osman Bey,K ayseri’li, Hacı Refik Bürüngüz, Konyalı olarak ma’ruf, Konya Lezzet Lokanta’sının Sahibi, Hacı Mustafa Doğanbey. Tabi’îki, bunların tedrisi, âlât ve âlâ İlim’lerin kitap’lardan ta’kip edildiği, formel bir eğitim değildi, İrfan sofrasıydı. Merhum, Ali Dayı’dan sonra, uzun yılar, Kısıklı’daki Ziyârethâne’de, misafirleri karşılayan Aile’nin vekil harçlığını yapan, Merhum, Anamurlu, Mehmed Ali Amca’ tedrisat sırasında gözetici olarak vazife yapıyordu. Kendisi, Hacı, Refik Bürüngüz’ün Azak Apartmanı’nda vazifeliydi.