TEVFİK YENER

Aradığınız türde güçlü bir köşe yazısı yazabilirim. Ancak önce önemli bir düzeltme yapayım:

Kaynaklarda vefat eden kişinin adı Tevfik Genel değil, Tevfik Yener olarak geçiyor. Kendisi 1938 doğumlu, uzun yıllar genel yayın yönetmenliği yapmış, gazetecilik ve yayıncılık alanında

TEVFİK YENER'İN ARDINDAN: BAZI İNSANLAR ÖLMEZ, SADECE SON BASKIYI YAPAR

Bugün Türk basını yalnızca bir gazeteciyi değil, bir dönemi uğurluyor.

Bugün bir gazetenin son sayfası kapanmadı.

Bugün bir devrin matbaası sustu.

Türk basınının duayen isimlerinden Tevfik Yener, ardında onlarca yılın emeğini, yüzlerce manşeti, binlerce haberi ve yetiştirdiği sayısız gazeteciyi bırakarak aramızdan ayrıldı.

Gazetecilik, bazı insanlar için bir meslektir.

Bazıları için geçim kaynağıdır.

Fakat Tevfik Yener için gazetecilik, hayatın ta kendisiydi.

1950'li yıllarda başlayan meslek yolculuğu boyunca Türk basınının en hareketli, en çalkantılı, en dönüştürücü dönemlerine tanıklık etti. Haber merkezlerinin mürekkep kokan masalarında, baskıya dakikalar kala yaşanan heyecanlarda, sabaha karşı verilen manşet kararlarında hep onun imzası vardı.

Türk Sesi'nden başlayıp Haber, Yeni İstanbul, ABC, Günaydın, Posta, Takvim ve Sabah'a uzanan uzun meslek yolculuğunda yalnızca gazetelerde çalışmadı; gazetelerin karakterini oluşturdu. Gazetecilik anlayışına yön verdi. Okurun neyi merak ettiğini, toplumun hangi sesi duymak istediğini bilen nadir yayıncılardan biri oldu.

Bugün geriye dönüp baktığımızda yalnızca bir gazeteci görmüyoruz.

Bir yayıncı görüyoruz.

Bir yazar görüyoruz.

Bir ressam görüyoruz.

Bir kültür insanı görüyoruz.

Ansiklopediler yayımlayan, kitaplar yazan, yeni projeler üreten, mesleğini emekliliğe rağmen bırakmayan bir üretim insanı görüyoruz.

Fakat hayat yalnızca başarı hikâyelerinden oluşmaz.

Tevfik Yener'in hayatında da herkesin bilmediği derin acılar vardı.

Bir babanın yaşayabileceği en ağır sınavlardan birini yaşadı.

Oğlu Hasan Ali Yener'i toprağa verdi.

Yıllar boyunca bu büyük acıyı sessizce taşıdı.

Ve bütün bu yıllar boyunca yanında hep bir isim vardı:

Neşe Karaböcek.

Türk müziğinin unutulmaz sesi.

Hayatın sert rüzgârlarına karşı omuz omuza duran iki insan.

Yarım asrı aşan birliktelikleri yalnızca bir evlilik değil, bir hayat ortaklığıydı.

Şimdi o uzun yolculuğun bir tarafı eksildi.

Bir ömür aynı sofrayı paylaşan, aynı acıları yaşayan, aynı hatıraları biriktiren bir eş için söylenecek söz bulmak kolay değildir.

Gazetecilik tarihine baktığımızda bazı isimler haber olur.

Bazı isimler ise tarihin kendisine dönüşür.

Tevfik Yener ikinci gruptaydı.

Çünkü onun hayatı yalnızca yazdığı haberlerden ibaret değildi.

O, Türkiye'nin değişen basın kültürünün canlı tanıklarından biriydi.

Birçok genç gazeteci ilk manşetini onun yönettiği gazetelerde gördü.

Birçok yazar ilk köşesini onun cesaretlendirmesiyle yazdı.

Birçok okur sabah gazetesini eline aldığında farkında olmadan onun yayıncılık anlayışıyla karşılaştı.

Bugün geriye kalan şey yalnızca arşivlerde duran sararmış gazeteler değildir.

Geriye kalan şey emektir.

İzdir.

Hatıradır.

Ve mesleğe bırakılmış büyük bir mirastır.

Bazı insanlar sessiz yaşar ama gürültülü iz bırakır.

Tevfik Yener de onlardan biriydi.

Şimdi matbaanın sesi biraz daha kısık.

Haber merkezleri biraz daha sessiz.

Eski gazeteciler biraz daha mahzun.

Çünkü mesleğin ustalarından biri son kez kalemini bıraktı.

Mekânın cennet olsun Tevfik Yener.

Yetiştirdiğin gazetecilerde yaşayacaksın.

Attığın manşetlerde yaşayacaksın.

Dokunduğun hayatlarda yaşayacaksın.

Ve Türk basınının hafızasında, mürekkep kokan o eski günlerin en saygın isimlerinden biri olarak yaşamaya devam edeceksin.

Hoşça kal usta.

Son baskın hiç bitmeyecek.