Atina'nın efsanevi kralı Theseus’un Girit'ten döndüğü geminin otuz küreği vardır. Eski tahtalar zamanla çürüdükçe yerlerine yeni ve daha sağlam olanlar konur. Çürüyen tahtalar yıllar içinde tek tek değiştirilerek gemi onarılır. Gün gelir, geminin hiçbir parçası artık orijinal değildir. Peki, bu durumda gemi hâlâ aynı gemi midir?
Felsefede “Theseus Paradoksu” olarak adlandırılan bu durum, günümüzde “insan olmak” olarak değerlendirilebilir. Hepimiz değişiyoruz. Hücrelerimiz, alışkanlıklarımız, bakış açılarımız, değerlerimiz, inançlarımız, korkularımız, hassasiyetlerimiz, bedenimiz değişiyor. Hatta gün geliyor, sevdiklerimizle sevmediklerimiz dahi yer değiştiriyor. Bir akşam, kahvemizi yudumlarken eski bir fotoğrafa bakıp içimizden “Bu ben miyim?” diye geçiriyoruz. İlk heyecanımızdaki, ilk hayal kırıklığımızdaki biz değişiyor. Her yaşantı sonrası farkında olmasak da başka bir versiyonumuza evriliyoruz. Hatta aynada dahi artık başka birini görüyoruz. Peki, bu kadar değişime rağmen biz hâlâ aynı kişi mi oluyoruz?
Biyolojik değişimimiz kadar psikolojik değişimimiz de kaçınılmaz. Eğer bu değişim olmazsa, Theseus’un gemisindeki kürekler gibi her gün bir yerimiz çürüyor ve gün geliyor bedenen ve ruhen çökmüş bir varlığa dönüyoruz. Bu nedenle, bir zamanlar asla affetmem dediklerimizi affediyor, affetmesek de azat ediyor, asla yapmam dediklerimizi yapıyor, asla vazgeçmem dediklerimizden vazgeçiyoruz. Çünkü hayata çürümeden devam edebilmemizi değişmesi gerekeni değiştirmemiz sağlıyor. Kendimizdeki değişimin bilincinde olduğumuzda bir gün aynaya bakıp şunu sorabiliyoruz: “Ben hâlâ aynı kişi miyim?”. Yahut bir dost sohbetinde ağzımızdan şu cümleler dökülüyor: “Ben artık eski ben değilim.”
Hayatın rotası
Theseus’un gemisinin kürekleri de bir zamanlar pırıl pırıl ve sağlamdı. Ne zaman ki artık işlevini yerine getirememeye başladı, değişim kaçınılmaz oldu. Bizim için de mesele aynı kalmak değil değişirken özümüzden kopmamak aslında. Asıl soru şu: “Geminin tüm parçalarıyla birlikte rotası, gideceği liman, yolculuğunun anlamı da değişti mi?” Bizim kimliğimiz de ilk günkü gibi kalmıyor. Hayat, sürekliliği zorunlu kılıyor. Haliyle anılarımız ve hikâyelerimizle birlikte biz de değişiyoruz.
Bizi biz yapan ve yolumuza devam etmemizi sağlayan da değişmesi gereken parçalarımıza sıkı sıkıya tutunmak değil değişimi taşıma kapasitemiz oluyor. O geminin bütün parçaları değişse de o eski haliyle de var olmayı sürdürecek. Onun eski varlığını reddetmeden yoluna devam etmesi gibi biz de aynı kalmasak da kendimizden vazgeçmeden yolumuza devam ediyoruz. Çünkü hayat; çizilecek rotalar, varılacak limanlar ve anlam taşıyan bir yolculuk demek.