TOPRAK ALTINDA

Bazen karanlık bir yerde olduğunuzda gömüldüğünüzü düşünürsünüz ama aslında ekilmişsinizdir.

Yazar Christine Caine’in bu sözü umudun, umutsuzluğun, bilinmezliğin, mucizenin, yeniden doğuşun bir arada ifade edildiği, hayat üzerine yazılmış oldukça uzun bir cümle aslında. Çoğu zaman hızla akan bir nehir gibi hissettiğimiz ve o nehirde sahip olduklarımızla birlikte akıntıya kapılmamak için çırpındığımız hayat, çoğu zaman “Ben durgun da olsam, hızla da aksam sen gerektiğinde kendini akışa bırakmayı bilmelisin.” der bize.

Hayatta her şey senin istediğin gibi olmaz. Bazen olmaz. Bazı cevaplar alınmaz. Bazı yollar yürünmez. Bazı sorunlar çözülmez. Bazı insanlara veda edilmez. Bazı zamanlar yetmez. Ama aynı zamanda bazı cevaplar zamanla gelir. Bazı yollar kendiliğinden açılır. Bazı sorunlar siz çabalamadan çözülür. Bazı insanlara son bir veda edilir. Bazı zamanlar yeter de artar bile.

Anka kuşu

İnsan doğası acelecidir, hemen olsun ister. Belirsizlik, huzursuzluğu getirir. Belirsizlik uzadıkça hayat üstümüze gelir gibi olur. Kapanan kapılar, biten ilişkiler, gerçekleşmeyen hayaller… Karanlık bir yerde hissederiz kendimizi. Çünkü duygusal acı yaşadığımızda beynimizde aktif hale gelen bölgeler, fiziksel acı yaşadığımızda aktive olan bölgelerle örtüşür. Kalbimiz sıkışır, nefes alamadığımızı hissederiz, umutsuz, iştahsız bir biçimde bir nevi ölü gibi yaşar, gömüldüğümüzü düşünürüz.

Oysa hâlâ nefes alıp günlük hayatımızı sürdürebiliyoruzdur. Bu bir gömülme değil yeniden doğum sancısıdır. Çünkü toprağın karanlığına düşen tohum, yeşermeye hazırlanır. O tohumun toprağa kök saldığı gibi içinden hiç çıkamayacağınızı düşündüğünüz o karanlıkta sizin de ruhunuz kök salar. Direnciniz acıdan, yeni benliğiniz kayıptan, kendinize yetebilmeniz yalnızlığınızdan beslenir. Anka kuşunun küllerinden doğması gibi vakti gelip gün ışığını görmeye başladığınızda anlarsınız ki, gömüldüğünüzü sandığınız o karanlık, yeni benliğinizin yeşerdiği topraktır.