TÜRK MİLLETİNİN BÜYÜK ZAFERİNE DOĞRU...

Hristiyan İngilizlerle iş birliği yaparak Milli Kuvvetleri engellemeye çalışan Osmanlı Hükümetine rağmen, 26 Ağustos 1922, saat 06.00’da Yalova, Bilecik, Eskişehir, Afyonkarahisar, Denizli, Aydın, İzmir illerini çevreleyen tüm cephe hattında aynı anda Kahraman TÜRK ASKERİNİN taarruzu başladı. Artık Zafere giden yol açılmıştı. “Keşke Yunan kazansaydı” sözleriyle şerefsizliklerini bir kez daha ispatlayan ve alçaklıkta sınır tanımayan bazı soyu bozuklara rağmen İlahi adalet Türk Milletinden yana tecelli edecekti.

Türk Milletinin kurtarıcısı ve Türkiye Cumhuriyetin kurucusu Büyük Önder ve Ebedi Başkomutan Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK’ün önderliğinde savaşan Ordumuz, İngiliz destekli Yunan saldırılarını durdurmuş, düşmanı geldiği gibi göndermek üzere ilerliyordu.

26 Ağustos 1922’den 18 Eylül 1922’ye kadar süren savaş, Mustafa Kemal Atatürk’ün ve yakın silah arkadaşlarının özenli planlaması ve Türk ordusunun başarılı bir şekilde bu planı uygulaması sayesinde başarıya ulaşmıştır. Bu süreçte, düşman güçlerinin bu taarruzdan haberinin olmaması için birçok önlem alınmıştır. Detaylı planlama ve alınan önlemlerle birlikte Yunan ordusu gafil avlanmış ve bu durum Büyük Taarruz’un zaferle sonuçlanmasında önem taşıyan bir etken olmuştur. Kısacası, Büyük Taarruz hem hazırlığı, hem savaş süreci, hem de sonuçları bakımından Türk tarihindeki en önemli savaşlardan biridir.

Bu taktiğin seçilmesinin sebebi ise Yunan ordusunun Büyük Taarruz sırasında Türk ordusunun sıklet (ağırlık) merkezini keşfetmesini engellemekti. Bu yöntemin işe yaraması sonucu Türk kuvvetleri birçok başarılı taarruz gerçekleştirdi. Hatta Yunanların tellerle güçlendirdikleri çeşitli ana mevzilerini bile ele geçirmekte başarılı oldu.

5. Süvari Kolordusu da 26 Ağustos sabahında Yunan ordularının arkasına sızmış ve Afyon-Dumlupınar tren hattına 3 yerden hasar vermişti. Bu Türk askerinin moralini yükseltirken Yunanlıları çökertmiştir. Günün sonunda ise Afyon tamamen Türk Ordusu tarafından geri alınmıştır. Bu başarılardan Türk halkı da haberdar edilmiş ve ülke çapında bir coşku baş göstermiştir.

26 Ağustos’ta büyük kayıplar veren Yunan ordusu, dağınık ve bozguna uğramış bir şekilde geri çekilmek zorunda kalmıştır. Bu geri çekilişin ardından Türk kuvvetleri tarafından dikkatlice takip edilmiş ve Dumlupınar’da sarılmıştır.

Türk Ordusu kısa sürede kontrolü ele geçirmiş ve askeri mevzilerin çoğunu hakimiyeti altına almıştır. Yunan kuvvetlerinin küçük bir kısmı kaçmayı başarabilmiştir. Dumlupınar’daki muharebe sonrasında esirler, birçok oranda piyade tüfeği, makineli tüfek ve askeri malzeme Türk Ordusu tarafından ele geçirilmiştir. Bu muharebeyi Mustafa Kemal Atatürk çok yakından, cephenin önlerinden yönetmiştir.

Türkiye Cumhuriyeti’nin temellerinin atıldığı bu savaş 30 Ağustos’ta zaferle sonuçlanmış, MEGALİ İDEA hayali kuran Yunanlıların İzmir’e kadar süren kaçışı başlamıştı.

Yunanlılar geri çekildikleri köy ve kasabalardaki yapıları yakmış, talan etmiş; üstüne üstlük bu yerlerde korkunç katliamlara sebep olarak masum sivil halka SOYKIRIM yapmıştı. Geri çekilişleri sırasında yakıp yıktıkları Anadolu kasabalarında sivil halka yaptıkları zulüm ve işkencelerle dolu alçaklıkları, vahşet, zulüm ve SOYKIRIMI ve işgalcilerle işbirliği yapıp sana kefen biçmeye kalkan şerefsizleri ASLA UNUTMA EY TÜRK EVLADI...

Ege’deki Yunan tehdidi tamamen son bulunca Türk Ordusu gözlerini Boğazlara ve Trakya’ya çevirmiştir. Türk Ordusunun Boğazlara doğru geldiğini gören İngilizler tehditler içeren telgraflar yollamışlar ve olası bir savaşa hazırlanmışlardır. Türk kuvvetleri tehditlere aldırış etmeyip ve kararlı bir şekilde davranması üzerine, İngilizler tarafından barış teklif edilmiştir.

Böylece “Mudanya Ateşkes Antlaşması” imzalanarak, İstanbul, Boğazlar ve Trakya tekrar bir savaş yapılmadan TBMM’ye teslim edildi. Ayrıca, bu toplantıda Türk Devleti, Lozan Barış Konferansı’na davet edildi. Lozan’da Türk Devletini İsmet Paşa’nın Başkanlığında temsil eden TÜRK HEYETİ SEVR’İ YIRTIP ATMIŞ VE TÜRKİYE CUMHURİYETİNİN TAPUSU OLAN LOZAN BARIŞ ANTLAŞMASINI İMZALAMIŞTIR.

Falih Rıfkı Atay’ın sözleriyle, “Nemiz varsa, eğer bağımsız bir devlet kurmuşsak, hür vatandaşlar olmuşsak, şerefli insanlar gibi dolaşıyorsak, YURDUMUZU Batının, VİCDANIMIZI ve DÜŞÜNCEMİZİ Doğu’nun pençesinden kurtarmışsak, şu denizlere bizim diye bakıyor, bu topraklarda ana bağrının sıcaklığını duyuyorsak, belki nefes alıyorsak, hepsini, her şeyi 30 Ağustos Zaferine borçluyuz, 30 Ağustos Zaferini de Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e borçluyuz...”

Türk Milletinin namus, şeref ve haysiyetini kurtaran, Dünya Milletleri arasında saygınlık kazandıran, Bu ülkenin gelecek nesilleri aydınlık günler görsün diye kendi gençliklerini savaş meydanlarında tüketmiş Başta Büyük Önder Mareşal Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK ve Komuta Heyeti olmak üzere Tüm İstiklal Savaşı kahramanlarına borcumuz vardır. Hepsini rahmet ve minnetle anıyorum, ruhları şad, mekanları cennet olsun...