Türkiye Nereye Gidiyor?

İslam Ahlakı, Vicdan ve Sessizliğin Bedeli

Toplumlar bazen aynı soruyu farklı zamanlarda tekrar tekrar sormak zorunda kalır. Bugün Türkiye’de sorulan soru da tam olarak budur: Türkiye nereye gidiyor?
Bu soru bir öfkenin değil, bir endişenin ifadesidir. Daha da önemlisi, bu soru İslam ahlakı, toplumsal vicdan ve hukuk arasında sıkışıp kalan bir arayışın sesidir.
Son günlerde kamuoyuna yansıyan iddialar, paylaşımlar ve tartışmalar; doğru olsun ya da olmasın, toplumun ruhunda derin yarıklar açmaktadır. İddiaların merkezinde çocuklar, kadınlar ve güç ilişkileri varsa, burada artık yalnızca bir haber değil, ahlaki bir alarm vardır.
İslam dini yok mu oluyor?
Bu soru bir inanç sorgulaması değil; yaşananlarla savunulan değerler arasındaki uçuruma dikkat çekme çabasıdır.
İslam; adaleti emreder. Zulmün karşısında susmayı değil, hakkın yanında durmayı öğütler. Yetimin malına el uzatmayı değil, yetimi baş tacı etmeyi buyurur. Çocuğu, kadını ve güçsüzü korumayı ibadet sayar.
Peki bugün ne görüyoruz?
Sosyal medyada dolaşan iddialar karşısında uzayan sessizlikler… Netleşmeyen dosyalar… Açıklama yerine suskunluğu tercih eden kurumlar…
İddia ile hüküm aynı şey değildir. Ancak sessizlik de masumiyetin delili değildir. Hukuk devleti; söylentilerle değil, şeffaf süreçlerle ayakta durur.
Toplumun talebi çok nettir. Kimse linç istemiyor. Kimse yargısız infaz peşinde değil. Ama herkes şunu soruyor:
Adalet nerede?
İslam ahlakı ile yönetildiği söylenen bir toplumda, en küçük şüphede bile vicdanların ayağa kalkması gerekmez mi?
Bu köşe yazısı bir suçlama değildir. Bu yazı, bir çağrıdır.
İslam’ın adalet anlayışını hatırlama çağrısıdır. Vicdanı, hukuku ve insan onurunu yeniden merkeze alma çağrısıdır.
Çünkü adalet sustuğunda, yalnızca mağdurlar değil; toplumun tamamı kaybeder.