TÜRK’ÜN İRAN HÂKİMİYETİ

Kadim komşumuz İran’da, Türk hâkimiyeti bin yıldan fazla devam etmiştir. Şu bir gerçektir ki İran, Dandanakan Savaş’ından1926 yılına kadar kısa Moğol dönemi hariç yüzyıllar boyu Türk hanedanları tarafından yönetilmiştir. Bugün bile gerek cumhurbaşkanı gerekse üst sorumlu Ayetullah ve diğer bakanlardan bazılarının Türk olması bu söylemin en güzel kanıtıdır. Türkiye’den sonra en kalabalık Türk nüfusuna sahip olan İran bu bin yıllık süreçte, Türkler’in askeri hareketliliğini bir yönetim aracına dönüştürerek bölgeyi jeopolitik bir bütün haline getirdiği “Türk-İran/Azerbaycan Devlet Modeli” dönemidir. Aslında bu uzun soluklu hakimiyetin temelleri Büyük Selçuklu Devleti ile atılmıştır.
Selçuklular, sadece askeri bir fetihle yetinmemiş, Nizamülmülk gibi bürokratlarla İran bürokrasisini kurumsallaştırmışlardır. Ardından gelen Timur, merkeziyetçi ve evrensel bir imparatorluk vizyonu katmış; Akkoyunlu Uzun Hasan ise Türkmen aşiret yapısını yüksek diplomasiyle birleştirerek bölgedeki Türk varlığını kalıcı kılmıştır. Modern İran’ın ve dini kimliğinin mimarı Safeviler’dir. Şah İsmail liderliğindeki Anadolu kökenli Türkmenler, Şiiliği devletin resmi kimliği haline getirerek İran’ı dönüştürmüştür.
Son Safevi hükümdarı Şah Hüseyin'in oğlu Tahmasb, Afganlılar'ın istilası üzerine Tebriz'e kaçarak, II. Tahmasb adıyla kendisini şah ilân etti. İran'da iktidar boşluğu oluştu. Ancak ülkeye hâkim olamadı ve Horasan'a kaçarak, Avşar ve Kaçar Türkler’ inden yardım aldı. Avşarların lideri Nadir Şah, önce II. Tahmasb'a yardım ederek İran'da otoriteyi tesis etti, ardından da 1736'da III. Abbas'ın çocuk yaşta ölümü üzerine Safevi hanedanına son vererek, İran'da Avşar hakimiyetini başlattı. İran'daki değişen siyasi durum Osmanlılar'ın başarılarını tersine döndürdü. Nadir Şah, Osmanlılar'ın fethettiği yerleri geri aldı. Safevi sonrası otorite boşluğunu dolduran son büyük Türk cihangiri Nadir Şah (Avşarlar), yıkılmak üzere olan devleti yeniden ayağa kaldırmıştır.
Türk asıllı Safeviler’in sona ermesiyle İran'da başka bir Türk boyunun, Avşarlar'ın hakimiyeti başlamıştı. Nadir Şah'ın ölümünden sonra Avşarlar'ın yerini, Lur asıllı Zend hanedanı aldı. Kaçar Türkleri'nin reisi Ağa Muhammed Han, 1779'da Zend hanedanını içine düştüğü karışıklıktan yararlanarak İran'da Kaçar hakimiyeti dönemini başlattı. Tahran'ı başkent yapıp, İran'da düzeni sağladı. İran, 19. yüzyıldan itibaren İngiltere, Rusya ve Fransa'nın çekişme alanı hâline geldi.
Kaçar hanedanı yabancı devletlere karşı mücadelelerinde başarılı olamadı. 1921'de Kazak birlikleri komutanı Rıza Han, Seyyid Ziyaeddin Tabatabaee ile İngilizler ‘den aldığı silah ve mühimmat desteğiyle darbe yaptı. Rıza Han ordu komutanı, Seyyid Ziyaeddin Tabatabaee de başbakan oldu. Rıza Han birkaç ay sonra Ziyaeddin Tabatabaee'yi tasfiye ederek başbakan oldu. 1923'te son Kaçar hükümdarı Ahmet Şah'ın ülkeden kaçmasıyla birlikte yönetim tamamen eline geçti. Rıza Şah Pehlevî olarak Aralık 1925'te kendini şah ilân etti.
Pehleviler'in iktidara gelişi, sıradan bir rejim değişikliği değil; Türkler’in İran'daki “kurucu ve hükümran unsur” statüsünün sona ermesidir. Pehleviler, bin yıllık Türk mirasını dışlayan, meşruiyetini İslam öncesi Pers tarihine dayandıran ve katı bir Fars milliyetçiliğini esas alan merkeziyetçi bir devlet inşa etmişlerdir.
Böylece İran'da Türk dönemi sona ermiş İran asıllı Pehlevî hanedanı dönemi başladı. 1979'da İran İslâm devrimiyle Rıza Şah Pehlevî'nin oğlu Muhammed Rıza Şah Pehlevî devrilince 54 yıl süren Pehlevî hanedanı sona erdi. Bu tarihsel kırılma, Molla dönemi dahil Türkler'in yönetimden tasfiyesiyle sonuçlanmış ve İran’ın sosyo-politik yapısını kalıcı olarak değiştirmiştir.
86 milyonluk İran'da yaklaşık 30-35 milyon Türk yaşıyor. Birkaç milyon da İranlılaşmış Türk var. İran'ın Cumhurbaşkanı Mesut Pezeşkiyan Türk, dini lideri Ayetullah Ali Hamaney de Türk. Ülkede Farslar'ın yani İranlılar'ın oranı ise yüzde 50'nin altında. Ancak kuvvetli mezhep bağları milli kimliği bastırdığı için İran'da şimdiye kadar fazla sıkıntı yaşanmadı.
Son 20-25 yılda İranlı Türkler arasında Türklük bilinci oldukça güçlendi. Bozkurt sembolleri Türkler arasında yaygın olarak kullanılmaya başladı. Türk kimliği son derece güçlü ve en açık şekilde Tebriz Traktör Futbol Klubü'nün maçlarında ortaya çıkıyor. Stadyumda zaman zaman “Ne Mutlu Türküm Diyene” sloganları atılıyor ve Türkiye bayrağı açılıyor. Türkler her şey İranlılar'ın elinde, biz ikinci sınıfız diye düşünüyorlar. Bu da İranlı kimliğini zayıflatıyor. Türklerin bu toplumsal ve zaman zaman siyasal serzenişi devleti yöneten dini üst kurul yetkilileri rahatsız etmeye başlamış görünmektedir.
Kısacası; İran’da birlik beraberliğin daha da güçlenmesi isteniyorsa okullar da Türkler’in tarihinin öğretilmesi en önemli gerçektir. Yani İran Türk tarihçiliğinin en büyük sorunlarından biri de bu ülkede akademik Türk tarihçilerinin yetiştirilmemesidir. Bu konuda ise Türkiye ve Azerbaycan’ın üniversiteleri ve akademik çevreleri, bu ülkenin tarihe ilgisi olan gençlerini eğitmekle; kardeş ülke Türkleri’nin kendi geleceklerini inşa etmekte eşsiz bir hizmet yapmış olurlar. İran’da Türkler’in tarihinin doğru, tarafsız ve bilimsel çerçevede öğrenilmesi ve Türk kimliğinin pekişmesi aynı zamanda bölgenin geleceği açısından da olumlu sonuçlara yol açabilir. Türk’ün İran’daki 1000 yılık varlığı yönetsel etkinliği, dün olduğu gibi bugün de devam edecektir. Temennim şudur ki; İran’daki Türk kardeşlerimiz, yönetimi elinde bulunduran Farslar gibi insan hakları konusunda birinci sınıf etnik etkinliğe sahip olmalıdırlar.