☰
✕

Üretim - istihdam - ihracat

Değerli Canlar,

Üretim, istihdam ve ihracat, ekonominin üç saç ayağı olarak ifade edilir. Maalesef ülkemizde, bazı istisnalar dışında, bu kuralın yeterince dikkate alınmadığı hepimizin malumudur.

Üreteceksiniz, istihdam oluşturacaksınız ve ürettiğiniz malı satacaksınız. Hele bu satış ihracat yoluyla gerçekleşiyorsa, yani başka ülkelere yapılıyor ve ülkeye döviz girdisi sağlıyorsa, işte o zaman üretimin anlamı tam anlamıyla yerine oturmuş olur.

Üretim, her alanda üretim demektir. Örneğin hayvan yetiştirmek, hayvan sayısını artırmak, hayvanları ve bunlardan elde edilen ürünleri satarak gelir sağlamak da bir üretim ve istihdam faaliyetidir.

1960’lı yıllarda birçok insan ekmeğini ahırındaki ineğinden, yani “Kınalı”sından kazanırdı. Çocuklarını bu gelirle okutur, hayatını bu şekilde idame ettirirdi.

Bendeniz de öyle efendim. Annemin ahırındaki beş ineğin sağladığı imkânlarla okuyan yedi kardeşten biriyim.

Ahırımızda beş ineğimiz vardı. Annem onlarla ilgilenir, biz de çobanlıklarını yapardık. Babamız ise dışarıda farklı işlerin peşinde koşardı.

Türkiye, 1970’li yılların başlarında tarım toplumundan sanayi toplumuna geçiş kararı aldığında, aslında bizleri bekleyen tehlikelerin farkında değildik.

Sanayi toplumu demek, her şeyden önce üretmek demektir. Üreteceğiniz malı kaliteli üretmek ve dünya piyasalarında kendisine yer bulmasını sağlamak da üretmek kadar önemlidir.

Ancak bu geçiş çok hızlı başladı. Tarım alanında her geçen gün biraz daha geriye gittik. Hayvancılık geriledi. İnsanlar ekip biçmek yerine hazır tüketmeye alıştı, alıştırıldı.

Bir zamanlar çok az bir gelirle mutlu olabilen insanları artık parayla, pulla, altınla doyuramaz olduk. Bu kez de türlü türlü üçkâğıt oyunları ortaya çıktı: Borsa, sanal kumar, dolandırıcılıklar ve daha niceleri…

İnsanlar, bir lokma bir hırkaya razı oldukları günleri unuttu. Doyumsuzluk arttı. İnsanların isteklerine karşılık verebilmek için her gelen hükümet ayrı bir yasa, ayrı bir uygulama denedi. Fakat sorunlar bir türlü çözülemedi.

Peki, kim kazandı?

Üçkâğıtçılar kazandı!

Başta bankalar, ardından borsa denilen ve birçok insanın işleyişini tam olarak bilmediği sistem, şans oyunları ve döviz üzerinden kazanç sağlamaya çalışanlar…

Bugün Türkiye’nin en büyük ekonomik kayıplarından biri faizdir. Bunun yanında dolar ve avro üzerinden yapılan manipülasyonlar da ülkemize büyük zararlar vermiştir.

Borsada da sınıfta kaldık. Adeta malı alan götürüyor. Yönetimlerdeki sorunlar ve çürümüşlük iddiaları ise düşündürücü. Burada parti ayrımı yapmaksızın konuşuyorum.

Belediyelerde yaşanan yolsuzluk iddiaları da kamuoyunun gündeminden düşmüyor. Bir ilçe belediye başkan yardımcısının neredeyse ilçenin yarısına ait tapuları kendi zilyetliğine geçirmesi iddiası… Kaçırıldığı öne sürülen paralar için bir ev tutulması, evin odalarına kasalar yerleştirilmesi ve buralarda yedi milyon dolar ve daha fazlasının saklandığının iddia edilmesi… Bunlar akıllara zarar verecek nitelikte olaylar.

Bunlara akıl sır erdirmek gerçekten zor.

Normal bir vatandaş hesabına 10 bin veya 50 bin TL aktardığında soruşturmayla karşılaşabilirken, milyonlarca doların nasıl olup da gizlice saklanabildiği sorusu insanın aklına geliyor.

Avrupa'da çalışan vatandaşlarımız bilir. İzin için Türkiye'ye gelirken yanlarında taşıdıkları nakit paraya ilişkin sınırlar ve beyan yükümlülükleri vardır. Avrupa Birliği'nde 10 bin avro veya üzerindeki nakit parayla giriş ve çıkışlarda beyan zorunluluğu uygulanır.

Değerli Canlar,

Evet, yöneticiler de ellerinden geleni yapıyor olabilir. Fakat hırsız, ova faresine benzer. Ova faresinin çıktığı yeri kapatırsınız, hemen başka bir kanal açar ve oradan çıkar. Yani yakalanması oldukça zordur.

Belki de siyasete girerek siyasetin sağladığı imkânları kendisine ve ailesine kullananlara çok ağır cezalar verilmelidir.

Denetimler en üst seviyede yapılmalı, ucu kime dokunursa dokunsun, olayların üzerine kararlılıkla gidilmelidir.

Aksi takdirde ülkemiz, tabiri caizse, SOS tehlike sinyalleri vermeye devam edecektir.

Bu gidişat bana şu fıkrayı hatırlattı:

Komşusunu ziyarete giden birisi, evin yaramaz çocuğuna sorar:

“Söyle bakalım evladım, sen büyüyünce ne olacaksın?”

Çocuk cevap verir:

“Ben büyüyünce namussuz olacağım.”

Adamcağız şok olur.

“Evladım, neden öyle söyledin?” diye sorar.

Çocuk şöyle cevap verir:

“Babam her sabah kalkıyor, yan komşumuz … amca için şöyle diyor: ‘Vay namussuz! Yine arabayı değiştirmiş. Vay namussuz! Yeni elbise almış. Vay namussuz! Yine tatile çıkıyor.’ diyor. Demek ki namussuzlar çok kazanıyor. Ben de namussuz olacağım!” Geleceğimizin teminatı olan çocuklarımıza iyi örnek olamıyoruz.

Kıssadan hisse alalım lütfen.

Son olarak, bir emekli olarak buradan sesleniyorum:

Allah aşkına, emekli maaşlarına bir düzenleme yapın! Asgari ücrete yeni bir düzenleme getirin! Dört kişilik bir aile 30 bin TL ile nasıl geçinsin?

TÜRK-İŞ'in Eylül 2026 açlık ve yoksulluk sınırı verilerine göre, Ankara'da dört kişilik bir ailenin açlık sınırı 37.800,92 TL olarak gerçekleşmiştir.

İnsanca ve onurlu bir yaşam, tüm insanlığın hakkıdır.

• Kayıt dışı faaliyetler ve kaçakçılık önlensin.

• Adaletsizlikler giderilsin.

• Denetimler artırılsın.

• Kıyak emeklilik uygulamalarına son verilsin.

• Milletvekili maaşları, 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'na tabi genel müdür maaşlarını geçmesin.

• Hâlen milletvekilliği yapanların emekli maaşları kesilsin.

• Adam kayırmacılığa son verilsin.

Diyoruz ki: Üretim artsın, istihdam artsın, ihracat artsın; adalet yerini bulsun, emekli insanca yaşasın, ülkemizin kaynakları milletin refahı için kullanılsın.

Herkesin emeğinin karşılığını aldığı, gençlerin üretime katıldığı, çiftçinin toprağını terk etmediği ve emeklilerin geçim sıkıntısı çekmediği bir Türkiye dileğiyle…

Allaha emanet olunuz efendim.