UYGAR DÜNYA! UYGUR TÜRK ÇOCUKLARINA YAPILAN BASKIYA SESSİZ KALMAYIN!

Doğu Türkistan Uygur Özerk bölgesi 1949 tarihinden bu yana, kesintisiz Çin işgalinde ve insan haklarının daha da önemlisi çocuk haklarının her zaman ihlâl edildiği bir coğrafya durumuna getirilmiştir.

Zengin yer altı ve yer üstü kaynaklarına sahip oluşu, içinde tarihî İpek Yolu’nun en önemli güzergâhlarını bulundurması ve Çin’in Batı’ya açılan kapısı konumunda olması onu ekonomik ve stratejik konumu açıdan önemli kılmaktadır.

Dolayısıyla Doğu Türkistan 76 yıldan beri Çin’in yok etme politikalarının merkezi durumundadır.

Doğu Türkistan’daki Uygur Türk çocuklar ailelerin rızası dışında zorla alınarak başka bölgelere transfer edilmekte ve ailelere çocuklarının izi kaybettirilmektedir.

Yerleri gizli tutulan bu kamplardaki uygulamalarla ilgili bilgiler de son derece sınırlıdır. Çin’in asimilasyon politikası çerçevesinde ilk olarak çocukların kimlik bilgilerini değiştirdiği, daha sonra bu çocukları Çinli ailelere evlatlık verdiği haberleri yanı sıra çocukların çeşitli araştırmalarda denek olarak kullanıldığı, organ ticareti için ölümcül işlerden ve fuhuş amaçlı kullanıldığı vb. haberler de gelmektedir.

Çocukları ellerinden alınan Doğu Türkistanlı aileler, çocuklarının akıbetinden büyük endişe duymaktadır.

Eğitim kamplarına alınan çocuklar, Çin rejimine yani partiye sadakatle bağlı, özel olarak seçilmiş Çinli öğretmenler tarafından eğitilmektedir.

Uygur Türkçesini kullanmanın yasak olduğu kamplarda yalnızca Çince konuşulmaktadır. Çin gelenek ve göreneklerinin öğretildiği, sadece Çin yemeklerinin verildiği çocuklar, Rejim ideallerine bağlı bireyler olarak yetiştirilmektedir.

Ebeveynin ve ailenin yerini okulun ve öğretmenlerin aldığı bu sistemde, dinî, millî ve örfi değerlerinden koparılan Uygur Türk çocukları, eğitilmekten ziyade Çinlileştirilerek asimile edilmektedir.

Oysa ki Çin’in de imzalayıp kabul ettiği Çocuk Hakları Sözleşmesi’nin 2. maddesine göre; “Çocuk hakları, bütün çocuklar içindir. Doğdukları yer, konuştukları dil ne olursa olsun fark etmez. Büyüklerinin inançları ya da görüşleri nedeniyle hiçbir çocuğa ayrım yapılmaz.” Aynı sözleşmenin 14. maddesinde ise; “Her çocuğun kendi düşüncesini geliştirme ve istediği dini seçme hakkı vardır. Bu konularda çocukları büyüten yetişkinlerin de onlara yol gösterme hakkı ve sorumluluğu bulunmaktadır.” denilmektedir.

Kamp kuralları ve yaşam koşuları çocuklara kaldırabileceklerinden çok daha ağır sorumluluklar yüklemektedir. Yetimhanede çalışan bir Uygur’un anlattıklarından buraların aşırı kalabalık olduğu da anlaşılmaktadır.

Çalıştığı tesisi bir tavuk kümesine benzeten görevli, çocuklara haftada sadece bir kez et verildiğini, kalan öğünlerde ise çocukların pirinç çorbası ile beslendiğini; yetimler için halktan çok fazla bağış toplandığını ancak toplanan paranın çok az bir kısmının çocuklar için harcandığını, sadece birkaç odanın göstermelik olarak dekore edildiğini; çocuklardan birkaçının televizyona çıkarıp reklam yapmak için giyindirildiğini anlatmıştır.

Ayrıca her gün Çin rejim propagandası içeren marşlar söyletip dans ettirilen çocukların kendi dillerini konuşmalarına izin verilmediği de gelen haberler arasındadır. Sayılan bütün bu uygulamalar, çocuk haklarının ihlali bir yana en temel insan hakları ihlalleri arasındadır.

Toplama kamplarına götürülen çocukların akıbeti, haklarındaki tüm bilgiler dikkatle toplanıp değerlendirildikten sonra, üst düzey yetkililer tarafından belirlenmektedir.

“Çinli kimsesiz çocuklar” olarak yetiştirilen bu Uygur Türk’ünün gelecekte nasıl problemlerle baş etmek zorunda kalacağını tahmin etmek zor olsa da önemli bir kısmı doğar doğmaz alınan bu çocukların gerçek ailelerini, Türk ve Müslüman bir Uygur olduklarını öğrenme şanslarının hemen hiç olmayacağını tahmin etmek güç değildir. Bu da Çin’in Doğu Türkistan’daki Uygur Türk’e uyguladığı soykırım amaçlı asimilasyon politikalarından geri adım atmayacağını açıkça ortaya koymaktadır.

Bu bağlamda başta Çin’in de kabul ettiği Çocuk Hakları Sözleşmesi’ne taraf ülkeler olmak üzere, tüm uluslararası kamuoyunun Çin rejimi tarafından açılan sözde eğitim kamplarının bir an önce kapatılması için acilen harekete geçmesi gerekmektedir.

Ey uygar dünya; Uygur Türk çocuklarına yapılan baskıya sessiz kalmayın. Bu baskıya dur deyiniz? Bugün Doğu Türkistan’daki zulüm Filistin’le kıyaslanmayacak kadar çoktur. Doğu Türkistanlıların mücadele ettiği işgalci Çin 1.5 Milyarı geçen nüfusuyla Dünyanın en kalabalık ülkesidir.

Çin’in bu gücü karşısında ve yaşamın her alanında Uygur Türk’ü bu mücadelede zayıf kalmışlardır. İnsan Haklarına imza atan (başta Çin olmak üzere) devletler, Doğu Türkistan Uygur Türk’ünün derdine çare olmak için bir gün dahi geç kalmadan ve de derhal harekete geçilmelidir.