☰
✕
İstanbul

Uzmanlara göre, dijital dünyada 'iyi' örnekleri bulamayan gençler 'kötüleri' idol kabul edebiliyor

- Klinik psikolog Aybeniz Yıldırım: - 'Dijital dünyada özellikle kötünün idealize edilmesi, çocuklar tarafından ya da ergenlik sürecindeki bireyler tarafından da çok çabuk kabul edilebiliyor ve kendi hayatlarında da bu idealize ettiği kişiler olma noktasında ilerlemeye çalışıyorlar' - 'Sosyal medyada ya da dizi ve filmlerde çok fazla kötünün normalleştirilmesinden söz edebiliyoruz'

İSTANBUL (AA) - MEHMET KARA - Uzmanlara göre, dizi ve filmler ile sosyal medyada şiddetin normalleştirilmesi, iyi rol modellerin geri planda kalması ve kötü karakterlerin karizmatik gösterilmesi, çocuk ve ergenlerin şiddeti sıradanlaştırmasına ve kötü karakterleri kendilerine rol model olarak benimsemesine yol açabiliyor.

Dijital dünyada kimi zaman reyting, kimi zaman da izlenme hedefiyle şiddet uygulayan veya güç gösterisinde bulunan karakterlerin güçlü, kabul gören ya da idealize edilen kişiler olarak sunulması, çocuk ve gençlerin kimlik gelişimini etkileyebiliyor.

Bunun temelinde çocuk ve ergenlerin bir davranışın iyi ya da kötü olmasından ziyade nasıl sunulduğundan etkilenmeleri yatıyor. Şiddetin güçlü, çekici veya toplum tarafından kabul gören bir davranış olarak gösterilmesi, bu hareketlerin zamanla normalleşmesine yol açabiliyor.

Klinik psikolog Saadet Aybeniz Yıldırım, AA muhabirine, kötünün idealize edilmesinin ve dijital dünyada ekranlarda model olarak sunulmasının gençler üzerindeki etkilerini değerlendirdi.

- 'Kötünün idealize edilmesi, gençleri etkiliyor ve yönlendiriyor'

Yıldırım, içerikleri psikolog olarak incelediğinde dijital dünyada iyi olanın değil kötü olanın öne çıkarıldığını fark ettiğini söyledi.

'Dijital dünyada özellikle kötünün idealize edilmesi, çocuklar tarafından ya da ergenlik sürecindeki bireyler tarafından da çok çabuk kabul edilebiliyor ve kendi hayatlarında da bu idealize ettiği kişiler olma noktasında ilerlemeye çalışıyorlar. Son zamanlarda şunu söyleyebiliyoruz: Özellikle gençler, idol olacakları noktasında çok fazla iyi bir modelle karşı karşıya kalamıyorlar ne yazık ki.' diyen Yıldırım, akran zorbalığında ve şiddet vakalarında bunun çok net şekilde okunabileceğine dikkati çekti.

Çocukların ve ergenlerin dijital dünyada iyi örnekler bulmakta zorlanabildiklerinin altını çizen Yıldırım, 'Sosyal medyada ya da dizi ve filmlerde çok fazla kötünün normalleştirilmesinden söz edebiliyoruz. Daha güçlü ya da kabul edilebilirlik noktasında bu kişilerin olduğunu gözlemleyebiliyoruz. Daha fazla şiddet ya da güç üzerinden bu kişiler, aslında bir kabul görünürlük sağlayabiliyorlar. Tabii ki ergenlerin dünyasında kabul görmek çok çok kıymetli olduğu için kendilerini davranışsal olarak bu şekilde ifade etme noktasında bulunabiliyorlar.' ifadelerini kullandı.

Son dönemde gençlerde öfke ve davranış sorunlarıyla daha fazla karşılaştıklarına dikkati çeken Yıldırım, şöyle devam etti:

'Son zamanlarda danışan başvurularımızda çok ciddi bir şekilde öfke ve davranış sorunları yaşayan gençlerimizle rastlıyoruz. Bunların nedenlerini araştırdığımızda aslında tabii ki hem bireysel hem de çevresel nedenleri fark edebiliyoruz. Bireysel nedenlerin en büyük etmenlerinden biri, kendi içlerinde yaşadıkları o duyguları doğru şekilde aktaramıyor olmaları. Bunu yaparken de doğru kişileri örnek almıyor olmaları, idol diyebilecekleri kişilerin ne yazık ki çok fazla yoğunlukta şiddete meyilli kişiler olması onları etkiliyor.'

- 'Ailelerin, çocukların üye olduğu grupları ve ideolojileri bilmeleri şart'

Yıldırım, çocukların ve ergenlerin dijital dünyadaki içeriklerden olumsuz etkilenmemeleri için ailelere de önemli görevler ve sorumluluklar düştüğüne dikkati çekti.

Ailelerin, çocuklarıyla daha anlamlı ilişkiler kurmaları gerektiğini vurgulayan Yıldırım, şunları kaydetti:

'Çevresel etmenlere bakacak olursak da belki aileleriyle aslında doğru bir iletişim sağlayamamaları, aileleriyle sorunların çözümü noktasında beraber çözüm üretemiyor olmaları olabiliyor. Çocukların kötü örneklerden etkilenmelerinin önüne aileler geçebilir. Çocuklarının hangi gruplara üye olduklarını, hangi grupları ve ne gibi ideolojileri takip ettiklerini bilmeleri gerekiyor. Bunlar ancak sağlıklı iletişim kanallarıyla desteklenirse mümkün olabilir.'

Her çocuğun yalnızca izlediği içerikler nedeniyle davranış sorunu geliştirmediğine işaret eden Yıldırım, 'Yani tabii ki her çocuk ya da ergen, sadece gördüğünden yola çıkarak bir davranışsal sorun noktasında olmuyor ama aslında bu şekilde sorun çözülebileceği de zihinlerinde canlanabiliyor.' diye konuştu.

Yıldırım, ergenlerin daha kolay etkilenerek dürtüsel davranabildiklerine dikkati çekerek, şöyle konuştu:

'Aslında özellikle ergenlerle çalışırken şunu fark ediyoruz: Daha dürtü odaklı hareket ettikleri için davranışlarının, sonrasında ne gibi sonuçlara yol açacağını her zaman öngöremeyebiliyorlar. O anda duygu durumlarındaki değişkenlikle birlikte bazı davranışsal sorunlar gözlemleyebiliyoruz. Özellikle ergenlik dönemindeki bireylerde bir kimlik arayışıyla beraber kendilerini daha farklı görme, farklı gruplara aidiyet hissetme ya da farklılıkların üzerine gitme eğilimi görülebiliyor. Dolayısıyla araştırmaları da bu yönde olabiliyor.'

- 'Dijital dünyada farklı arkadaşlık modelleri gelişiyor'

Yıldırım, son dönemde dijital dünyada farklı ideolojik ve arkadaşlık modellerinin ortaya çıktığına dikkati çekerek, 'Çocuklar ve özellikle ergenler, kendilerini farklı gruplara ait hissedecek şekilde araştırmalar yapabiliyorlar ya da bu gruplara ait olmak için bazı şeyler yapabiliyorlar.' değerlendirmesinde bulundu.

Dijital ortamın çocukların kimlerden etkilendiğini takip etmeyi zorlaştırdığına dikkati çeken Yıldırım, sözlerini şöyle tamamladı:

'Geçmiş zamanlarda biz çocuklarımızın aslında kimlerle arkadaşlık ettiğini ya da kimleri örnek aldığını çok rahat fark edebilirken şimdi hızlı bir şekilde herhangi bir gruba üye olduklarını görebiliyoruz ya da bu grubun içerisinde kimlerin olduğunu çok fazla fark edemeyebiliyoruz. Kimlerden etkilendiğini aslında çok fazla fark edemeyebiliyoruz.

Psikoloji alanında kendi gözlemlerimiz de şunu gösteriyor ki daha olumsuz, daha böyle, daha kötü olan, kötü atfettiğimiz noktaları özellikle çocuk ve ergenler daha çabuk kabullenebiliyorlar. O yüzden daha dikkatli olmalıyız.'