Gözlerim ağırlaşıyor artık,
Kirpiklerim, ömrümün yorgunluğunu taşıyor.
Bedenim, sekerâtın eşiğinde bir hastanın
Son nefesini bekleyişi gibi;
Her âzâmda bir bitkinlik,
Her hücremde bir vedanın habercisi…
Düşüncelerim darmadağın,
Zihnimde kopan fırtınaların sesi dinmiyor.
Bir yanım mahzun, bir yanım mehcûr,
Bir yanım çaresizliğin karanlık dehlizlerinde…
Yorgunluğum, yüzümün çizgilerine nakşedilmiş,
Her çizgimden bir ömür,
Her kırışığımdan bin bir hatıra süzülüyor.
Şakaklarıma düşen o kar beyazı teller,
Bir kışın habercisi değil yalnızca;
Ömrümün hazan mevsimine erdiğinin,
Güneşimin guruba meylettiğinin nişânesi.
Artık gözlerim, ufkun ötesine değil,
Toprağın derin sükûtuna bakıyor.
Zira biliyorum, her gelenin bir gidişi,
Her doğan güneşin bir gurûbu var.
Ve ben…
Ben, her geçen gün biraz daha eksilen,
Her sabah biraz daha geçmişine gömülen,
Ecelin sessiz adımlarını yüreğinde duyan
Âciz bir yolcuyum yalnızca.
Ürperiyor bedenim, ürküyor ruhum,
Hastalığa meyyal şu fânî tenimde
Bir korkunun gölgesi dolaşıyor.
Gelenin ne olduğunu biliyorum,
Gidişin mukadder, dönüşün imkânsız olduğunu…
Lâkin ne bir feryat sökebilir bu hükmü,
Ne de bin bir âh durdurabilir zamanın yürüyüşünü.
İnsan bazen öyle bir çaresizliğe düşer ki
Sessizliği, binlerce çığlıktan daha gür çıkar.
Evet, geliyor…
Gelmekte olan, her nefeste biraz daha yaklaşıyor.
Adı ecel, hükmü ezel, menzili hakikat…
Ve ben, vuslatın eşiğinde,
Bir ömrün son sayfalarını aralıyorum.
Ne bir mühlet koparabilirim zamandan,
Ne de bir adım kaçabilirim yazılmış o sondan.
Vakit tamam olduğunda,
Ruh, emanetini sahibine teslim edecek;
Beden, toprağın koynunda sükûna erecek.
Ah, şu firak…
İnsanın yüreğine kor gibi düşen o ayrılık!
Evladın gözlerinde yarım kalacak bir bakış,
Eşin yüreğinde dinmeyecek bir sızı,
Sevdiklerinin dilinde mahzun bir hatıra…
Bir gün gelecek, belki de ansızın,
Ne bir vedaya fırsat kalacak
Ne de son kez sarılmaya.
Bir kapı kapanacak ardımdan,
Bir evin içinden sesim eksilecek,
Bir sofrada yerim boş kalacak.
Ve hayat, benim yokluğumla da
Kendi bildiği gibi akıp gidecek.
Lâkin bilirim…
Bu ayrılık, ebedî bir yokluk değil.
Benim sevdiklerimin pek çoğu orada;
Benden evvel göçüp gidenler,
Birer birer toprağa emanet ettiklerim…
Kimi bir ana şefkatiyle,
Kimi bir baba duasıyla,
Kimi kardeş, kimi dost, kimi yâr…
Hepsi bir başka âlemde,
Bir başka menzilde beklemekte.
Öyleyse neden korkayım ki
Bir gün benim de varacağım o diyârdan?
Madem ki her fânî o kapıdan geçecek,
Madem ki her ruh Hakk'a rücû edecek,
Öyleyse endişem ölümden ziyade
O ebedî yolculuğa neyle çıkacağımdır.
İşte asıl telaşım budur benim…
Azığım ne kadar, eksiğim ne kadar?
Hangi amelimin terazide bir ağırlığı,
Hangi kusurumun mahşerde bir hesabı var?
Hangi gönlü incittim, hangi kalbi kırdım?
Kimin ahı kaldı üzerimde,
Kimin hakkını ödemeden geçtim?
Hangi mazlumun sessiz feryadı
Yarın divân-ı ilâhîde karşıma dikilecek?
Ey nefsim!
Söyle, ne götüreceksin o uzun yolculuğa?
Ne malın kalacak ardında,
Ne mülkün, ne makamın, ne de şöhretin…
Bir kefen, birkaç karış toprak
Ve amel defterine düşülmüş satırlar…
Ya rahmetine sığınacağın bir kapı,
Ya da nedametle eğeceğin bir baş…
Ben şimdi o azığı derlemeye çalışıyorum.
Eksik kalmasın istiyorum heybedeki lokmam,
Yarım olmasın Hakk'a uzanan niyetim.
Kimsenin hakkına girmeden yürümek,
Kimsenin ahını almadan göçmek,
Bir yetimin gözyaşında,
Bir mazlumun duasında
Adımın kötü anılmamasını dilemek istiyorum.
Yarın huzur-ı kibriyâda
Sualler bir bir sorulduğunda,
Başımı öne eğdirecek bir haksızlık,
Dilim tutulacak bir zulüm olmasın.
Biri çıkıp da,
"Bilirdik onu, tanırdık," dediğinde
Ardından mahzun bir sessizlik değil,
Hüsn-i şehâdetle yoğrulmuş bir dua yükselsin.
"İyi bilirdik," desinler…
"Kimsenin gönlünü bile isteye incitmedi,
Elinden geldiğince hak gözetti,
Yanlışları olduysa da bir kuldu nihayetinde.
Lâkin merhameti elden bırakmadı,
Gücünün yettiğince iyilikten yana durdu.
Bazen tökezledi, bazen yanıldı,
Fakat Rabb'inin rahmetinden ümidini kesmedi."
İşte ardımdan söylenecek söz,
Bana bırakılacak en kıymetli miras olsun.
Ne taşlara kazınmış bir isim,
Ne mermerlere işlenmiş bir unvan…
Bir gönülde hayırla anılmak,
Bir duada ismen hatırlanmak,
Bir mazlumun, "Allah razı olsun," deyişi…
Varsın bütün servetim bu olsun.
Ey Rabbim!
Ben bir fânîyim, sen Bâkî'sin.
Ben noksanım, sen kemâl sahibisin.
Ben şaşarım, sen her şeyi bilensin.
Ben günahlarımla, kusurlarımla,
Eksik ve yarım amellerimle huzuruna geleceğim.
Ne amelimle mağrurum,
Ne de rahmetinden ümitsizim.
Zira bilirim ki senin rahmetin,
Benim günahlarımdan daha geniştir.
Vakti geldiğinde, ey Rabbim,
Son nefesimi imanla mühürle.
Dilimde kelime-i şehâdet,
Kalbimde sana duyduğum muhabbet olsun.
Kabir karanlığımı nurunla aydınlat,
Yalnızlığımı rahmetinle gider.
Beni mahcup etme huzurunda,
Kul hakkıyla çıkarma karşıma hesabımı.
Affına muhtacım, merhametine müştakım,
Kapından başka sığınacak kapım yoktur.
Ve siz, ey ardımda kalacak olanlar…
Bir gün adımı bir mezar taşında okursanız,
Bilin ki ben de sizin gibi
Hayaller kurmuş, sevinmiş, üzülmüş,
Bir ömrü yetişmeye çalışarak tüketmişim.
Sizin gibi gülmüş, sizin gibi ağlamış,
Bazen susmuş, bazen içime kan ağlamışım.
Ben de bu dünyanın telaşına kapılmış,
Nice şeyi ebedî sanıp peşinden koşmuşum.
Lâkin sonunda anladım ki
Dünya, konaklanan bir gölgelik,
Ömür, avuçlardan süzülen bir su,
İnsan ise yolunu tamamlayıp giden
Bir garip yolcudan ibaretmiş.
Ardımdan ağlarsanız, ağlayın elbet;
Lâkin beni yalnız gözyaşlarınızla değil,
Bir Fâtiha'nın huzuruyla da yâd edin.
Bir hayır işleyin benim adıma,
Bir garibin elinden tutun,
Bir yetimin başını okşayın.
Belki bir duanız erişir ötelere,
Belki bir iyiliğiniz olur bana yoldaş.
Ben gidince dünya eksilmeyecek,
Güneş yine doğacak, akşam yine çökecek.
Kuşlar yine ötecek dallarında,
Yağmur yine düşecek yeryüzüne.
Yalnızca bir ses susacak,
Bir gölge çekilecek bu hayattan.
Ve ben, bir zamanlar "benim" dediğim
Her şeyden sessizce ayrılacağım.
Şimdi ne bir isyanım var kadere,
Ne de ecelden kaçmak gibi bir niyetim…
Yalnızca biraz daha mühlet,
Biraz daha tövbe, biraz daha iyilik,
Biraz daha helâlleşmek istiyorum.
Bir gönül daha kazanmak,
Bir kırgınlığı daha onarmak,
Bir secde daha alnımı toprağa koymak…
Zira insan, ömrünün sonuna yaklaştığında
Anlıyor ki en büyük zenginlik,
Ardında bıraktığı dünya değil;
Huzurunda duracağı Rabb'idir.
Ve ben…
Bir gün, adı bir mezar taşına emanet edilecek,
Dünyanın gürültüsünden ebediyen ayrılacak,
Bir avuç toprağın altında sükûta varacak
Bu fânî kul…
Giderken ardımda bir tek hakikat kalsın:
Yaşadım, yanıldım, tövbe ettim, sevdim,
Ve nihayetinde Rabb'ime döndüm.
Şayet bir gün beni anarsanız,
"Ölümden korkardı," demeyin.
"Ölüme hazırlanmak için yaşadı," deyin.
Ve bilin ki ben,
Bu fânî âlemden ebedî âleme göçerken
En çok da Rabb'imin rahmetine muhtaçtım.
Zira her yolun bir nihâyeti,
Her vuslatın bir bekleyeni,
Her fânînin bir dönüşü vardır.
Benim de yolum Hakk'a,
Menzilim ebediyete,
Ümidim ise yalnızca O'nun rahmetinedir.