Yalvarış ve yakarış

Bazı insanlar yanlış seçimleriyle ömür ve gençliklerini zayi eder.

Ömür ve gençliğin meyvelerinden elinde;

Acı veren günahlar, alçaltıcı elemler ve sapık vesveseler kalır.

Bu ağır yük, hastalıklı kalp ve utanç yüzüyle kabre yaklaşırlar.

Göre göre büyük bir hızla, sağa sola sapmayarak, istek dışı bir tarzda;

Ölen ahbap, akran, akraba ve yakınları gibi, kabir kapısına yanaşmaktadırlar.

Kabir ise, bu geçici dünyadan sonsuz bir ayrılık ile,

Ebedîlik yolunda kurulmuş ve açılmış önceki yer ve birinci duraktır.

İnsan; bağlandığı, tutkun olduğu dünyayı kesin bir biliş ile anlar ki,

Helâk yani gidici, yok olucu ve geçicidir.

Vakti zamanı gelince ölecek, kıyameti kopacaktır.

Yine insan görmektedir ki,

Dünya içindeki varlıklar da, birbiri arkasından kafile kafile göçüp gider kaybolurlar.

Özellikle kötülüğü emreden nefis taşıyanlara, dünya çok gaddar, çok hilecidir.

Bir lezzet verse, bin elem çektirir. Bir üzüm yedirse, yüz tokat vurur.

“Gelmesi muhakkak olan her şey, uzak da olsa yakındır.” sırrıyla insan;

Şimdiden görür ki, yakın bir zamanda, kefeni giydirilecek, tabutuna bindirilecek,

Dostlarına veda ettirilip uğurlanacaktır. Kabrine yönelip giderken:

“Ey Rabbim! Beni günahlarımın utancından kurtar.” yakarışında bulunacak.

Kabrin başına ulaşınca, kefenini boynuna takıp

Kabrinin başında uzanan cisminin üzerinde duracak.

Başını rahmet kapısına kaldırıp, bütün kuvvetiyle feryat edip:

“Beni günahlarımın ağır yüklerinden kurtar.” diye yalvaracak.

Olacaklar bir bir gözünün önünden geçmeye devam eder:

İşte kabrine girdi. Kefenine büründü. Uğurlayıcılar onu bırakıp gittiler.

Artık Allah’ın af ve merhametini beklemekten başka çare yoktur.

Ve yine görür ki, O’ndan başka sığınak yok.

Günahlarının çirkin yüzünden, vahşi şekillerinden

Ve o mekânın darlığı sebebiyle; bütün kuvvetiyle seslenerek:

“Beni çirkin günahlarımın arkadaşlıklarından kurtar. Yerimi genişlet.

Senin rahmetin sığınağımdır. Âlemlere rahmet olan Habibin Hz. Muhammed;

Senin rahmetine nail olmak için vesilem ve aracımdır.

Seni değil, nefsimi ve hâlimi Sana şikayet ediyorum.

Çünkü Senin kulunum. Fakat:

“Hem asi, hem âciz, hem gafil, hem cahil, hem hasta, hem zelil, hem kötülük edici, hem yaşlı,

Hem şaki, hem efendisinden kaçmış bir köle gibiyim.

Seneler sonra pişman olup kapına geldim. Rahmetine sığınmak,

Hadsiz günah ve hatalarımı itiraf etmek. Vehim, kuruntu ve çeşitli hastalıklarla boğuştuğumu

Beyan ediyorum.” der ve yalvarış ve yakarışını şöyle sürdürür:

“Eğer sınırsız rahmetinle beni kabul etsen, mağfiret edip rahmet etsen,

Zaten bu Senin şanındandır. Çünkü merhametlilerin en merhametlisi Sensin.

Eğer kabul etmezsen,

Senin kapından başka hangi kapıya gideyim?

Başka hangi kapı var?

Senden başka Rab yok ki, dergâhına gideyim.

Senden başka hak Mabud yoktur ki,

O’na sığınayım.”