Yapılan-yapan ilişkisi

Yapılandan, yapana geçmeli fakat;

Yapılanı, yapan olarak görmemeli.

Yapılanı, yapandan bilmemeli.

Evet, yapılan, yapanın eseri ama,

Yapılan, yapandan değil.

Meselâ: Yapılan, tuğladan olsun;

Fakat tuğla; yapan değil.

Tuğlayı, yapıda kullanan;

Usta var arada.

Yapılan ve yapanın oluşta;

Beraberlikleri şart. Fakat,

Yapılanın içinde, arasında değil yapan.

Her şey, bir şeyden ama;

O şey, yapan değil.

Yapılan; yapandan, bir parça değil.

Fakat, yapılanın yapana ihtiyacı var.

Yapanın, yapılana ihtiyacı yok.

Buna takılıp kalanların,

Hiç mi aklı yok?

Yaratan / yoktan var eden; değil yaratık.

Bu gerçeği analayalım artık!

Meselâ: Sarayı, saraydan bir parçanın yaptığı sanılsa!

Hem o parça; hem yapan, hem yapılan sayılsa!

Akıl, işte bu noktada, ister istemez ayılsa!

Anlasa ki, yapan ayrı, yapılan başka!

“Düşmüşüm, der: Ben nasıl bir aşka?”

Akıl, bu hususta gidip gelse!

Bu sefer görse ki, yapılan içinde:

Bir plân, bir proje denecek bir belge;

“Tamam! Der: İşte buldum, bu iş nasıl bir bilmece!

Bu sarayı yapan; bu plân, bu kroki olsa gerek!

Yok artık bu kadar kafa yormaya, bu iş için!

Niçin akıl edemedim? Yazık bana, hayf bana!

İşte her şey ortada; plân, program ve yaptıkları saray!

Sanki doğdu içime, beni aydınlatan bir Ay!

İşte, yapan da belli, yapılan da;

Artık, arama; yapanı, ne yerde ne de Ay’da!

Çünkü yapılan da yapan da, aynı şey!”

x

Akıl; akıl olmayınca ancak;

Düşülür! Yapılanda, yapanı aramak gibi bir safsataya!

Bu temelden yanlış bakış; düşürür insanı:

Sebep, madde ve tabiata yaratıcılık vermeye!

Zerre hareketleri, atom enerjisi gibi keşif ve buluşlar;

Kimi insanları heyecanlı kılar!

Yaratılışın, onlardan bilinmesini dayatırlar!

Çünkü, Yaratan, yaratılanlar cinsinden olamaz!

Gerçeğinden gafil ve habersizdirler!