Ziyaretçi – Ustalıkla Sahneye Taşınmış Düşünsel Bir Yolculuk

Perde açılıyor. Sisli bir Viyana akşamında, savaşın gölgesinde, çatlamış bir aynanın içinden geçiyoruz sanki. Her şey gri; duvarlar, zaman, hafıza... Ama o griliğin içinde bir masa duruyor, üstünde bir yığın düşünce. Ve sonra biri giriyor içeriye. Ziyaretçi. Karanlığın içinden süzülen bir bilinmezlik gibi…

Eric-Emmanuel Schmitt’in kaleminden süzülen Ziyaretçi, öyle bir metin ki, izleyenin zihninde çoktan unutulmuş soruları usulca uyandırıyor. Kimiz biz? Neyin tarafındayız? İnanç, bilim, korku… Nerede başlar, nerede biter?

Berfin Zenderlioğlu’nun rejisinde bu metin yalnızca sahnelenmiyor, adeta yaşanıyor. Her hareket, her sessizlik bir iç müziğin parçası gibi duyuluyor. Zaman zaman bir crescendo, zaman zaman neredeyse görünmeyen bir fısıltı… O kadar ölçülü, o kadar hesaplı ki, sahnede akan şey yalnızca oyun değil, aynı zamanda düşünsel bir dans.

“Ziyaretçi”, daha ilk sahnesinden itibaren izleyiciyi içine çeken, son derece özenli bir prodüksiyon. Dramaturgluğunu Irmak Bahçeci’nin üstlendiği bu yapımın arkasında Tiyatro Seyirlik, Mi Entertainment / Mutlu Iğdı ve Hüseyin Avni Danyal’ın ortak yapımcılığı bulunuyor.

Oyunculuklar deseniz, birer şiir gibi. Hüseyin Avni Danyal’ın “Ziyaretçi” yorumunda zaman duruyor. Başka bir dünyadan gelmiş bir yankı gibi. Bazen Tanrı’nın sesi, bazen insanın vicdanı Erdal Küçükkömürcü’nün Freud’u ise her kelimesi, yıllarca saklanmış bir mektubun satırları gibi…

Onlara eşlik eden Merve Dağlı ve Yusuf Nebioğlu da bu gecenin anlamını eksiksiz taşıyorlar sahneye. Dördü de nefes değil, hayat veriyor karakterlerine.

Sahne tasarımı (Serkan Kavurt) yalın ve derinlikli; ışık (Ayşe Sedef Ayter) bazen bir düşüncenin, bazen bir içgörünün altını çizer gibi... Mehmet Turgut’un çektiği fotoğraflarda oyunun ruhu var; sanki her karede bir suskunluk konuşuyor. Emrah Sürücü ise ses ve ışıkta görünmeyeni görünür kılıyor, tıpkı bir romanın alt metnini okur gibi.

Bu oyun, sadece bir anlatı değil; bir iç yolculuk. Sahnede savaş var ama biz asıl çatışmayı Freud’un zihninde yaşıyoruz. Tanrı’ya inanmakla inanmamak arasında salınan bir akıl... Ve oraya, o aklın tam ortasına, Ziyaretçi gibi giriyor tiyatro. İyileştirmiyor bizi, ama fark ettiriyor. Ve belki de bu, en kıymetlisi.

Ziyaretçi’yi izledikten sonra insan bir süre hiçbir şey söyleyemiyor. Oyun bitiyor ama düşünce sürüyor. Perde kapanıyor ama insanın içindeki perde aralanıyor. İşte iyi tiyatro tam da böyle bir şey: Bir hikâye anlatmaz yalnızca, bir hakikatin ucunu gösterir.

Ve bazı hakikatler sadece sahnede görünür olur.

Not: Bu köşe yazımda büyük üstat Pınar Çekirge’nin bazı satırlarından esinlenerek kaleme aldığımı itiraf etmeliyim. Bana kattıkları içinde kendisine huzurunuzda ayrıca teşekkür ediyorum.

Haftaya görüşmek dileğiyle sevgiyle, hoşçakalın…