ANKARA (AA) - Bakanlıkta yapılan etkinliğe Dışişleri Bakan Yardımcısı ve Avrupa Birliği (AB) Başkanı Büyükelçi Mehmet Kemal Bozay ile Bosna Hersek'in Ankara Büyükelçisi Mirsada Colakovic katıldı.
Bir dakikalık saygı duruşunun ardından İstiklal Marşı ve Bosna Hersek milli marşının okunduğu etkinlikte, TRT World'un Srebrenitsa Soykırımı'na ilişkin belgeseli gösterildi.
Bakan Yardımcısı Bozay, 'Srebrenitsa Soykırımı Anma Etkinliği'nde yaptığı konuşmada, 23 Mayıs 2024'te Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu kararıyla 11 Temmuz'un 'Srebrenitsa Soykırımını Uluslararası Düşünme ve Anma Günü' olarak belirlendiğini anımsattı.
Cumhurbaşkanlığı Genelgesi uyarınca Türkiye'de de 11 Temmuz'un Soykırımı Anma Günü olarak yad edildiğini hatırlatan Bozay, 2024'ten bu yana bakanlıkta anma törenleri düzenlendiğini söyledi.
Bozay, hakikati yaşatmak, adalet arayışını desteklemek ve insanlığın ortak vicdanına emanet edilen hafızayı gelecek nesillere aktarmak üzere bir araya geldiklerini vurgulayarak, 'Srebrenitsa Soykırımı sadece Bosna Hersek tarihinin değil, Avrupa'nın ve tüm insanlığın ortak hafızasının en karanlık sayfalarından biridir.' dedi.
11 Temmuz 1995'te Avrupa'nın ortasında BM tarafından güvenli bölge ilan edilen bir şehirde işlenen vahşetin, nefret, ayrımcılık ve aşırı milliyetçiliğin yıkıcı sonuçlarını gösterdiğini dile getiren Bozay, Uluslararası Adalet Divanı (UAD) ve eski Yugoslavya Uluslararası Ceza Mahkemesi kararları uyarınca, Srebrenitsa'da yaşananların hukuken ve tartışılmaz biçimde soykırım olduğunun altını çizdi.
Bozay, bu hakikatin inkar edilmesi veya 'sembolik bir zafer' olarak sunulmasının insanlığın ortak vicdanına zarar verdiğini vurgulayarak, 'Her yıl Potoçari'de toprağa verilen kimliği yeni tespit edilmiş kurbanlar, adaletin gecikse de vazgeçilmemesi gereken bir sorumluluk olduğunu bizlere yeniden hatırlatmaktadır.' ifadesini kullandı.
Dünyanın farklı coğrafyalarında yükselen nefret söylemleri, yabancı düşmanlığı, İslam karşıtlığı, etnik ayrımcılık ve Gazze'de tanık olunan soykırıma işaret eden Bozay, insanlığın geçmişten gerekli dersleri çıkaramadığını belirtti.
Bozay, 'Türkiye, Bosna Hersek'in huzurunu, Balkanların istikrarının temel direklerinden biri olarak görmeye devam etmektedir. Bosna Hersek'in egemenliğine, toprak bütünlüğüne ve anayasal düzenine verdiğimiz destek ilkesel ve sarsılmaz niteliktedir.' diyerek ülkede son dönemde devlet kurumlarının işleyişini zorlaştıran, anayasal düzeni tartışmaya açma amacı taşıyan ve toplumsal güveni zedeleyen gelişmeleri dikkatle takip ettiklerini kaydetti.
Ayrıştırıcı söylemler, tek taraflı adımlar ve geçmişin yaralarından siyasi menfaat üretmeye yönelik girişimlerin hiç kimsenin yararına olmadığını söyleyen Bozay, Bosna Hersek'in yeni ayrışmalara değil, daha güçlü kurumlara, daha fazla diyaloğa ve karşılıklı güvenin tahkimine ihtiyaç duyduğuna dikkati çekti.
Faillerin 'kahraman gibi' sunulmasına itirazBüyükelçi Colakovic de 'Bosna Hersek'e verdiği ilkeli ve kararlı destekten dolayı Türkiye Cumhuriyeti'ne en içten şükranlarımı sunmak istiyorum.' diyerek, Srebrenitsa Soykırımı'nın bu yıl da birlikte anılmasının, bu desteğin en anlamlı göstergelerinden biri olduğunu vurguladı.
31 yıl önce BM tarafından güvenli bölge ilan edilen Srebrenitsa'da 8 binden fazla kişinin sadece Boşnak ve Müslüman olduğu için katledildiğine işaret eden Colakovic, 'Srebrenitsalı erkekler ve çocuklar otobüslere bindirilip sistematik biçimde infaz edilmek üzere ormanlara götürülürken, dünyanın güçlü ülkelerinin liderleri sessiz kaldı. Dünya olup biteni sessizlik içinde izledi.' ifadesini kullandı.
Colakovic, geride kalan ailelerin sadece yakınlarını değil, uluslararası hukukun korunmaya en çok ihtiyaç duyanları koruyabileceğine dair inancını da kaybettiğini söyleyerek, Srebrenitsa Soykırımı'nın binlerce delil, tanık, adli tıp incelemesi ve DNA analizleriyle doğrulandığının altını çizdi.
Faillerin 'kahraman gibi' sunulduğuna ve onların adına anıtlar yapıldığına işaret eden Colakovic, suçun boyutlarını küçümsemeyi amaçlayan sözde bilimsel çalışmalar yayımlandığına dikkati çekti.
Colakovic, 'Soykırımın inkarı ifade özgürlüğü değil, suçun başka yöntemlerle sürdürülmesidir.' diyerek, hiçbir suçun siyasi gururun temeli haline gelemeyeceği ve hiçbir mahkeme kararının propagandayla değiştirilemeyeceğini vurguladı.
Muhabir: Can Efesoy




