KKTC CUMHURBAŞKANI ERHÜRMAN NELER SÖYLEDİ?

“SİZ NE KADAR EGEMENSENİZ BEN DE O KADAR EGEMENİM”

“Kıbrıslı Türkler bu adadaki iki eşit kurucu ortaktan biridir. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti devleti ortadadır. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin yasama, yürütme, yargı organları vardır. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti cumhurbaşkanlığı seçimini de, genel seçimini de yapar; demokrasi kültürü olan bir halk var orada. Ve sadece kültürü değil, deneyimi de olan, yıllardır demokratik seçimleri yapan bir halk var. Bağımsız yargısı olan bir kurumsal yapısı var.” (KKTC Cumhurbaşkanı Tufan Erhürman)

M. KEMAL SALLI

19 Ekim 2025 günü KKTC’de yapılan cumhurbaşkanı seçimlerini iki bağımsız devletli çözümü savunan Cumhurbaşkanı Ersin Tatar kaybetmiş, federasyonu savunan Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP) adayı Tufan Erhürman kazanmıştı. Seçimleri oyların yüzde 62.76’sını alarak kazanan Erhürman’ın cumhurbaşkan olması, KKTC’de federatif çözüm ve diplomatik denge esaslı yeni bir dönemin başlangıcı olarak değerlendirilmişti.

KKTC’nin bağımsız bir devlet olarak ilan edildiği 15 Kasım 1983’ten Tufan Erhürman’ın cumhurbaşkanı seçildiği 19 Ekim 2025’e kadar, Kıbrıs sorunun çözümü konusunda yapılan toplumlar arası görüşmelerden KKTC’nin statüsünü belirleyen bir sonuç alınamadı. 2025-2030 yılları arası görev yapacak olan KKTC’nin yeni Cumhurbaşkanı Erhürman’ın Rumlarla yapacağı müzakerelerde nasıl bir politika izleyeceği ve nasıl bir sonuç hedeflediği merak ediliyor.

“Her adımımı Türkiye ile birlikte atacağım” diyen ve masaya kesinlikle önkoşulsuz oturmayacağını belirten Cumhurbaşkanı Erhürman’ın, uluslararası hukuk kuralları çiğnenerek AB üyesi yapılan, veto hakkı kazandırılan Rumlara, Kıbrıs Türklerinin haklarını teslim edecek bir anlaşma imzalatabilmesi çok zordur.

Kıbrıs davamızı 60’lı yıllardan bu yana yakından izleyen bir gazeteci olarak, federasyon yanlısı Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP) üyesi olan KKTC’nin yeni Cumhurbaşkanı Erhürman’ın Kıbrıs sorununun çözümü konusunda nasıl bir politika izleyeceğini merak ediyordum.

Ada’ya gidip kendisiyle bir röportaj yapmayı planlarken, Avrasya Bir Vakfı Gençlik Merkezi’nin (Genç ASAM) İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Dekanlığı işbirliğiyle gerçekleştirdiği “KKTC, Batı Trakya ve Doğu Akdeniz” başlıklı “I. Uluslararası İlişkiler ve Hukuk Sempozyumu” etkinliğinde Erhürman’ı dinleme fırsatım oldu. Kendisine sormayı düşündüğüm pekçok sorunun yanıtını almış oldum.

ERHÜRMAN NELER SÖYLEDİ?

KKTC Cumhurbaşkanı Erhürman, ASAM GENÇ’in İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Dekanlığı işbirliği ile düzenlediği I. Uluslararası İlişkiler ve Hukuk Sempozyumu’nda yaptığı konuşmanın bir yerinde, Divan Edebiyatı’nın simge isimlerinden Nefî’nin, Buhurizade Mustafa Itrî tarafından Segah makamında bestelenen bir dörtlüğü üzerinden, herkesin merakla beklediği Kıbrıs konusuna geçti. KKTC Cumhurbaşkanı Kıbrıs sorununun çözümü konusunda neler düşünüyordu, kangrenleşmiş bu sorunu çözebilmek için nasıl bir politika izlemeyi hedefliyordu?

Hem jeostratejik konumu hem de çevresindeki zengin doğalgaz rezervleriyle tüm küresel aktörlerin ilgi odağı haline gelen Ada’da, KKTC’nin yeni Cumhurbaşkanı Turfan Erhürman’ın döneminde çok önemli gelişmeler yaşanacağını öngörüyorum.

Konuşmasının başlangıcında “Artık uluslararası ilişkilerde kurallı dönem kapanmıştır, yeni bir döneme geçtik; güç ve menfaat belirleyici olacaktır” vurgulaması yapan KKTC Cumhurbaşkanı Erhürman’ın, Kıbrıs sorunun çözümü konusunda neler düşündüğünü ve nasıl bir politika izleyeceğini anlamak için, İstanbul Üniversitesi’nde yaptığı konuşmanın Kıbrıs’la ilgili bölümünü birlikte okuyalım:

“EHLİ DİLDİR DİYEMEM SİNESİ SAF OLMAYANA”

“Bilmiyorum takip edenleriniz olmuş mudur, mesela Kıbrıs'ta olan bitenle ilgili olarak çok kısa bir süre öncesine kadar çok çok çok yanlış bilgiler ortada dolaştı. Ve hatta geçenlerde katıldığım Antalya Diplomasi Forumu'nda bir gazeteci arkadaş çok iyi niyetle, 'Kendinizi tanıtır mısınız?' diye sordu.”

“Ben şimdi biraz Avrupa'dan örnekler verdim bu çatı altında, bir de Divan Edebiyatı’ndan bir beyitle devam etmek isterim. Bilmeyenlere, ‘kim yazdı bunu?’ diye ödev olarak veriyorum öğrenci arkadaşlarıma, bakıp bulsunlar. Hani,

'Ehl-i dildir diyemem sinesi saf olmayana,

Ehl-i dil birbirini bilmemek insaf değil.'

diye bir beyit var. Bizim birbirimizi bilmememiz insaf değil, ama birinci dizeyi de önemserim, altını da çizerim ve divan edebiyatını da bilmek gerekir, eğer bu ülkenin tarihini bilmek gerekirse ve oradan, o kültürden nasiplenmek gerekirse..”

“KIBRIS’I BİLMEMEK İNSAF DEĞİLDİR”

“Şimdi buradan, bu söylediklerimin ötesine geçerek, biraz daha somut hayata geçmek istiyorum. Sayın hocalarım, değerli öğrenci arkadaşlarım... Kıbrıs'ı bilmemek insaf değildir. Kıbrıs'ı bilmek gerekir. Kıbrıs'ı bilip, o bilgiyle bize de yardımcı olarak, buranın dışında da pek çok ülkede yaşayan herkesi Kıbrıs'tan haberdar etmek gerekir. Bunun için de birbirimize ihtiyacımız var.

Kıbrıs'ta, Kıbrıslı Türklerin varoluş mücadelesinin gerçek anlamda, varoluş mücadelesinin başladığı tarih 1878'dir. 1878'e kadar, biliyorsunuz, Osmanlı İmparatorluğu'nun egemenliğinde olan bir adadır Kıbrıs. Dolayısıyla, Kıbrıslı Türkler doğal olarak hakim konumda olanlardır.

1878 itibariyledir ki, Kıbrıslı Türkler o hakim konumdan uzaklaşmışlardır ve aslında hakim konumdayken sayısal anlamda söylüyorum –hukuki anlamda asla kabul etmem azınlık sözünü, ama sayısal anlamda– kendilerinden daha çok olan, aynı dine mensup olmayan, aynı dili kullanmayan, kendini aynı milletten kabul etmeyen bir başka cemaatle yan yana yaşamaya başlayan bir cemaattir Kıbrıslı Türkler.”

“KIBRISLI TÜRKLER 1878’DEN BERİ KENDİLERİNİ TANIMLAMA ÇABASINDALAR”

“O yüzden, varoluş mücadelesi İngiliz sömürge idaresi altında, o tarihte başlamıştır. 1878'den itibariyledir ki, Kıbrıslı Türkler kendilerini tanımlama ve kimliklendirme çabası içine giriyor. Ondan önce öyle bir ihtiyaçları yoktu, çünkü zaten Osmanlı İmparatorluğu'nun tebaasıydılar ve doğal olarak hakim gruptaydılar.

İşte o zamandır ki Müslüman cemaat, arkasından Türk cemaat, arkasından Kıbrıslı Türkler falan diye birtakım kimliklendirme çabaları ortaya çıktı. Burası önemlidir, yani o Ada’da aniden hakim konumdan sayısal anlamda azınlık konumuna düşmek, sayısal anlamda çoğunluk olanlar Enosis isterken, Yunanistan'a bağlanmak isterken, sayısal bir azınlık olarak buna karşı mücadele yürütmek –fikri düzeyde de başka, emek düzeyde de mücadele yürütmek– ve var kalmaya devam edebilmek çok önemlidir.”

“KIBRIS TÜRKÜ’NÜN VAROLUŞ MÜCADELESİNİ BİLMEK GEREKİR”

“Dolayısıyla, Kıbrıs Türk halkının varoluş mücadelesinin nereden başladığını ve hangi zor koşullarda devam ederek bugünlere kadar geldiğini bir kere gerçekten anlamak, bilmek ve hep birlikte anlatabilmek de gerekiyor, diye düşünüyorum.

1955'ten itibaren yaşananlar, çok fazla şeye girmeyeceğim, işin propaganda gibi olan tarafına girmeyeceğim, ama bir hukukçu olarak, hukuk tarafından devam etmek istiyorum. Yaşananların üzerine 1960'ta kurulan Kıbrıs Cumhuriyeti, bizim açımızdan hukuki anlamda çok net bir şeyi ortaya koydu: Biz artık o tarihten itibaren Kıbrıs adasında hiç kimsenin tartışamayacağı şekilde, hiç kimsenin başta söylediklerime referans veriyorum, 'artık bilmem ne' diyemeyeceği şekilde –artığı, martığı yok– biz 1960'tan itibaren hukuken saptanmış şekilde, bu adadaki iki eşit kurucu ortaktan biriyiz.”

“KİMSE BİZİM EŞİTLİĞİMİZİ TARTIŞMA KONUSU YAPAMAZ”

“O zaman da öyleydik, şimdi de öyleyiz. Kimse bizim eşitliğimizi hukuken tartışma konusu yapamaz, 'artık' diyerek de yapamaz. Hiç de kabul etmem. 'Artık güç belirleyicidir de, bilmem nedir de, Fransa da geldi oraya da, Charles de Gaulle gemisi de geldi, Hollanda bile geldi, İspanya da geldi, Amerika'yla da anlaşmalar imzalandı...' Hiç fark etmez. Biz o Ada’da iki eşit kurucu ortaktan biriyiz; bunun artığı, martığı yoktur ve biz bunu sürekli olarak altı çizilesi bir şey olarak birbirimizle paylaşmak durumundayız.”

“MERHUM MENDERES, ZORLU, POLATKAN DÖNEMİNDE TESCİLLENDİ ORTAKLIĞIMIZ”

“Ne oldu? Biz iki eşit kurucu ortak pozisyonumuzu tescil ettik, merhum Zorlu, Polatkan, Menderes döneminde bu tescil gerçekleşti zaten, 1960'ta. Ama ne oldu? Biliyorsunuz ki, 1963'ten itibaren o ortaklık devleti aslında fiilen ortadan kalktı. Fiilen ortadan kalktıktan sonra '74'e giderken, rahmetli Bülent Ecevit'le rahmetli Necmettin Erbakan'ın kurduğu hükümetin programına bakıldığında, Meclis'te okunan programa bakıldığında söylenen şey şudur: 'Hedef, Kıbrıs'ta coğrafi temelli bir federasyon kurulmasıdır.' Programda yazan budur, çünkü biliyorsunuz o dönemde Kıbrıslı Türklerle Kıbrıslı Rumlar birlikte, aynı yerlerde yaşıyorlardı; ta ki '63'te yaşananlardan sonra Kıbrıslı Türkler enklavlara hapsedilene kadar. Yani Baf'ta da, Limasol'da da, Larnaka'da da, Girne'de de, Lefkoşa'da da aslında bir ayrım yoktu”.

“COĞRAFİ TEMELE DAYALI FEDERASYON”

“Neydi yeni tez? Coğrafi temele dayalı federasyon, yani iki bölge, iki coğrafya oluşacak; dolayısıyla iç içe olunmayacak. Nitekim 1974'ün hemen arkasından bizim kurduğumuz devletin adı bazen unutuluyor bugünlerde, Kıbrıs Türk Federe Devleti'dir. Biz aslında neyi ittik, neyi çektik? Dedik ki 'Biz tek taraflı olarak Kıbrıs Türk Federe Devleti'ni kurduk, siz de Kıbrıs Rum Federe Devleti'ni kurun ve gelin coğrafi temelde bir federasyonda biz bir araya gelelim.' Devletin adının Kıbrıs Türk Federe Devleti olmasının sebebi bu.

1977-1979 Denktaş-Makarios, Denktaş-Kiprianu Doruk Antlaşmaları o yüzden coğrafi temele dayalı federasyon üzerine inşa edilmiştir. Yani, aslında bir Türk tezi, doğru söyleyeceksek, bir Türk tezi önce bizim tarafımızdan, sonra Makarios tarafından ve nihayetinde Birleşmiş Milletler tarafından kabul edilmiştir.”

“BMGK KARARLARINDAKİ TEZ TÜRK TEZİDİR”

“Şu anda Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararlarında yer alan tez, orijinalinde rahmetli Ecevit ve Erbakan'ın başlattığı süreçte ortaya konulan Türk tezidir. Bu diplomasiyle gerçekleşmiş bir şeydir. Yani bu, elbette '74'te darbenin hemen arkasından gerçekleştirilen harekatın burada etkisi vardır, ama Birleşmiş Milletler bunu kendi o –hani o 5 var ya 5, hani o Rusya, Çin, İngiltere, Fransa falan– o 5 de dahil... Dolayısıyla burada diplomasideki gücünüzün de ve haklılığınızın da zaman değişse de 'artık o olsa da, bu olsa da,' bir şekilde haklı olduğunuz zaman doğru diplomasiyle, doğru diyalogla ve doğru yerde doğru müdahaleyle bunu kayda geçirebileceğinizin bir örneğidir aslında yaşananlar.”

“1983’TE KUZEY KIBRIS TÜRK CUMHURİYETİ KURULDU”

“Şimdi ne oldu? Burada akademideyiz diye konuşuyorum, bütün bunlara rağmen şu yaşandı: 1983'te Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti kuruldu. 1983 ve 1984'te art arda iki tane Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararı çıktı; biri 541 biri 550.. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin tanınmaması gerektiğini, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ile elçilik ihdas edilmesine girilmemesini anlatan kararlar.”

“2004’TE KIBRIS RUM TARAFI, KIBRIS CUMHURİYETİ ADI ALTINDA AB ÜYESİ OLDU”

“Bu kararlardan sonra ne oldu? Tarihler, bilgiler önemlidir diye paylaşmak istiyorum. 1999 Helsinki Avrupa Birliği Zirvesi'nde 'Kıbrıs sorunu çözülmese dahi Kıbrıs Cumhuriyeti'nin Avrupa Birliği'ne girebileceği' yer aldı. 2004'te Kıbrıs Rum tarafı aslında Kıbrıs Cumhuriyeti adı altında Avrupa Birliği üyesi oldu.

Ama şunlar da nedense unutuldu: O dönemde Annan Planı vardı biliyorsunuz. O plana adını veren Sayın Kofi Annan, o dönemde bir rapor hazırladı ve dedi ki: 'Bu dakikadan sonra Kıbrıslı Türkler üzerindeki izolasyonların artık hiçbir meşru gerekçesi kalmamıştır.' Aynı sözleri Avrupa Birliği kurumları söyledi. Aynı sözleri Avrupa Konseyi Parlamenterler Asamblesi söyledi. Yani aslında, ‘Kıbrıslı Türklerin üzerindeki izolasyonların hiçbir meşru gerekçesi kalmamıştır’ saptaması, hem Avrupa kurumları hem Birleşmiş Milletler tarafından 2004'ten sonra yapılmıştır. 541, 550; 1983-1984'tür, 2004'ten bahsediyorum.”

“YIL 2026.. KIBRISLI TÜRKLER ÜZERİNDEKİ İZOLASYONLAR DEVAM EDİYOR”

“2017'de Crans-Montana'da, gene Kıbrıs Türk tarafı, Türkiye Cumhuriyeti ile birlikte çözüm iradesini ortaya koymuştur. Ama gelin görün ki tarih 2026'dır, Kıbrıslı Türklerin üzerindeki izolasyonlar ki 'hiçbir meşru gerekçesi kalmamıştır' –bunu da söyleyen ben değilim– o izolasyonlar hala uygulanmaya devam ediyor.

Hala Kıbrıslı Türk gençler spor yapmak noktasında uluslararası alana açılmak noktasında sıkıntı yaşıyor.

Hala Kuzey Kıbrıs'a direkt uçuş yoktur.

Hala bizim Avrupa Birliği ile direkt ticaretimiz yoktur ve biz izolasyon sıkıntısını hala bugün yaşamaya devam ediyoruz; neye rağmen, tekrar ediyorum, 2004'te Annan'ın kendi raporuna, Avrupa Birliği kurumlarının kendi kararlarına, Avrupa Konseyi'nin kurumlarının kendi kararlarına karşın.”

“BEN HUUKÇUYUM, KAVRAMLARLA OYUN OYNAMANIN ÇOK KOLAY OLDUĞUNU BİLİRİM”

“Peki bu noktada nerede duruyoruz, bugün itibariyle bütün bunların yaşanmış olmasına rağmen? Benim söylediğim şey şu, ben bir hukukçuyum, kavramlarla konuşmayı çok severim. Kavramların önemli olduğunu da çok düşünürüm, ama kavramlarla oyun oynanmasının çok kolay olduğunu da bilirim.

Dolayısıyla, bilmiyorum hukuk fakültesi hocalarımızdan burada olan var mı, ben hep şunu söylerim: ‘Hukukta bizim kullandığımız bir terim var; adını ne koyarsanız koyun yaptığınız işlemin, biz onun hukuki niteliğine bakarız, ismine bakmayız. İsmi 'sözleşme' olabilir, hukuki niteliğine bakarsanız görürsünüz ki, tek yanlı bir işlem çıkabilir karşınıza; adını sözleşme koymuş olabilir.”

“KIBRISLI TÜRKLER BU ADADAKİ Kİ EŞİT KURUCU ORTAKTAN BİRDİR. KUZEY KIBRIS TÜRK DEVLETİ ORTADADIR”

“Dolayısıyla biz hukuki niteliğe bakarız ve şimdi söylediğimiz şey, benim cumhurbaşkanlığımla birlikte Türkiye Cumhuriyeti ile eş güdüm halinde söylediğimiz şey şu: Kıbrıslı Türkler bu adadaki iki eşit kurucu ortaktan biridir. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti devleti ortadadır. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin yasama, yürütme, yargı organları vardır. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti cumhurbaşkanlığı seçimini de, genel seçimini de yapar; demokrasi kültürü olan bir halk var orada. Ve sadece kültürü değil, deneyimi de olan, yıllardır demokratik seçimleri yapan bir halk var. Bağımsız yargısı olan bir kurumsal yapısı var.”

“KKTC’NİN ve KIBRIS TÜRK HALKININ EKSİĞİ NEDİR?”

“Peki nedir Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin ve Kıbrıs Türk halkının eksiği?

Eksiğimiz şu; az önce Rektör Hocam bahsetti; deniz yetki alanları, enerji, hidrokarbon, güvenlik, Avrupa Birliği vatandaşlığı, ticaret yolları... Bu altı konuyu özellikle ele alıyorum. Bu altı konuda Kıbrıslı Türkler adada yokmuş gibi, hiç orada değilmişiz gibi art arda kararlar alınmaya devam ediliyor.

Demin bahsettiğim Fransa'yla, Amerika'yla bilmem neyle yapılan askeri anlaşmalar, işte güvenlik başlığı altındadır. Güneyden çıkan hidrokarbon konusunda sanki biz yokmuşuz gibi Exxon'la falan yapılan anlaşmalar işte o hidrokarbon ve enerji başlığı altındadır. Lübnan'la, Mısır'la bilmem neyle, sanki biz hiç yokmuşuz gibi, deniz yetki alanlarıyla ilgili yapılan anlaşmalar, bizim egemenlik alanımız içerisindedir.”

“ALTI KONU, İKİ EŞİT ORTAKTAN BİRİ OLDUĞUMUZ İÇİN, BİZ OLMADAN KARAR ALINAMAYACAK KONULARDIR”

“O nedenle ben diyorum ki, bu altı konu, bizim iki eşit kurucu ortaktan biri olarak bizim sözümüz olmaksızın karar alınamayacak konulardır. Dolayısıyla kimse bizi görmezden gelemez, kimse biz yokmuşuz gibi davranamaz.

Çözüm istiyor musunuz?

Biz istiyoruz, biz çözüm istediğimizi hep gösterdik. 2004'te de gösterdik, 2017'de de gösterdik. Ama 'çözüm istiyoruz da, adı şu olsun da şanı şu...' Bırak onları, onları bırak, içeriye bakalım. Bu altı konu ortak egemenlik alanı mıdır? Sen benim adıma bu konuda karar alamazsın, benim iradem olmaksızın karar alamazsın.”

“DR. KÜÇÜK’ÜN OYU OLMADIKÇA, GÜVENLİK KONUSUNDA KARAR ALINAMAZDI”

“Mesela güvenlik konusu var ya, 1960'ta bile rahmetli Doktor Küçük –nur içinde yatsın liderimiz– Doktor Küçük Cumhurbaşkanı Muaviniydi, Doktor Küçük'ün oyu olmadıkça güvenlik konusunda karar alınamazdı Kıbrıs Cumhuriyeti'nde; veto hakkı vardı Doktor Küçük'ün.

Şimdi yaşadık, İran meselesinde yaşadık biliyorsunuz; bir füze geldi düştü. Ne oldu o füze geldi düştü? İngiliz üsleri değil sadece mesele, çünkü siz gittiniz, Baf'taki Andreas Papandreu Hava Üssü adı verdiğiniz üste İsrail'e öncelikli, imtiyazlı kullanım hakkı verdiniz. Sonra da bize dediniz ki, 'İngiliz üsleri için geldi bu füze.'

Evet, birincisi öyle gelmişti, ama sonraki meseleler neyle ilgiliydi, nereden anladık? Sayın Macron'la Yunanistan Başbakanı geldiklerinde İngiliz üsler bölgesini ziyaret etmediler, her nedense Baf'ı ziyaret ettiler, çünkü hava üssü Baf'taydı. Ve siz İsrail'le anlaşma imzalıyorsunuz Baf Hava Üssü'nün kullanımıyla ilgili..”

“BENİM EGEMENLİK HAKKIMI İHLAL EDEN BİR ANLAŞMA İMZALANARAK RİSK ALTINA SOKULUYORUM”

“Sadece Kıbrıslı Rumları mı tehlikeye atıyorsunuz? Sadece Kıbrıs'ın güneyi mi tehlikeye giriyor? Yoksa Kıbrıs'ın kuzeyi de, doğal olarak, o küçücük adada ve Kıbrıslı Türkler de mi risk altına giriyor? Yani benim egemenlik hakkım ihlal edilerek bir anlaşma imzalanmak suretiyle ben de risk altına sokuluyorum.

İşte bu adil olmayandır ve bu adil olmayan Kıbrıs'ın hukuki statüsüne de terstir, onu ihlal eden bir şeydir ve burada da 'artık', 'marlık' dinlemem. Eskiden de öyleydi, şimdi de böyledir. 'Yok artık dünya değişti de, işte şimdi de, Avrupa Birliği'nin de, biz de üyesiyiz de.. 95 Helsinki Zirvesi'ne dayanıyordu bu...

'E biz artık üye olduğumuza göre de, Avrupa Birliği'ndeki müttefiklerimizle de, denizde birlikte koruma yapacağız da falan filan...' İşte bu 'artık'lar bu yüzden tehlikelidir, yoktur bunlar. Bunların hiçbirisi yoktur. Kıbrıs Türk halkı iki eşit kurucu ortaktan biridir ve bu altı noktadaki ortak egemenlik hakkından asla vazgeçmeyecektir.”

En Ucuz İş Eldiveni
En Ucuz İş Eldiveni
İçeriği Görüntüle

“SİZ NE KADAR EGEMENSENİZ, BEN DE O KADAR EGEMENİM”

“Şunu da söyleyeyim, ‘siz ne kadar egemensiniz, ben de o kadar egemenim’ diyerek... Yani benim başkasının hakkında gözüm yok. Siz ne kadar egemenseniz ben de o kadar egemenim. Onun için güvenlik, eşitlik ve egemenlik haklarından Kıbrıs Türk halkının vazgeçmesi zinhar söz konusu değildir. Kıbrıslı Türk lider kim olursa olsun, Kıbrıslı Türk Cumhurbaşkanı kim olursa olsun... Çünkü Kıbrıslı Türkler 1878'den beri gelen o varoluş mücadelesinin bir parçası olduklarını ve o varoluş mücadelesini devam ettirmekle yükümlü olduklarını bilecek tarihsel bilince ve sorumluluğa sahip bir halktır.”

“1963’TEN BERİ DEVAM ETTMEKTE OLAN KIBRIS SORUNUNUN ÇÖZÜMÜNÜN ZAMANI GELMİŞTİR”

“O nedenle, şunu söyleyerek isterseniz toparlayayım konuşmamı; belki de hesapladığımdan daha uzun sürmüştür, öyleyse özür dilerim. Ama şu bizim için çok önemlidir: Sayın Cumhurbaşkanının, Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın bir ay kadar önce burada, İstanbul'daki Parlamentolar Arası Birlik Toplantısı'ndan sonra yaptığı açıklamada söylediği şey şuydu: '1963'ten beri devam etmekte olan Kıbrıs sorununun çözümünün artık zamanı gelmiştir ve Kıbrıslı Türkler üzerindeki izolasyonların artık kaldırılması için burada bulunan herkese çağrı yapıyorum’ demişti Sayın Cumhurbaşkanı.

Türkiye Cumhuriyeti ile Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin eş güdüm içerisinde yürüttüğü politika tam da burada özetleniyor. Biz her zaman olduğu gibi çözüme her zaman varız, ama hangi çözüme? Tarih de diyor, hangi çözüm olduğunu; eşitlik, güvenlik ve egemenlik haklarımızın güvence altında olduğu ve tabii ki Kıbrıslı Türklerin asla vazgeçmeyeceği demin saydığım altı alandaki ortak egemenlik haklarının da uluslararası alanda gerçek anlamda tescil edildiği çözüme varız. Ama 'bekleyin biraz daha falan filan...' Yok, beklemek meklemek yoktur.”

“4 MADDELİK BİR METODOLOJİ ÖNERİMİZ DE VAR”

“Bizim biliyorsunuz, baktıysanız görmüşsünüzdür, 4 maddelik bir metodoloji önerimiz de var, çok açık bir şekilde. Sayın Guterres'e de diyoruz ki, 'Siz Crans-Montana'dan sonra demiştiniz ki, bir daha olacaksa bu defa farklı olacak.’ Biz de size diyoruz ki, ‘İşte metodoloji önerimiz tam da onu söylüyor; farklı olacak, farklı olsun. Gelin Kıbrıs'ta güven yaratıcı önlemleri hayata geçirelim, metodolojiyi konuşalım maça çıkmadan önce, bilelim birileri maçtan sahadan kaçarsa hükmen mağlup olacaklarını bu defa, gene aynı şeyi yaşamayalım. Ve şunu da bilelim; o çözümün çerçevesi de demin anlattığım çerçevedir, artığıyla martığıyla da değişecek bir şey yoktur. Çözüm olmadığı sürece de, üzerimizdeki izolasyonların hiçbir meşru gerekçesi olmadığını bütün dünyaya gece gündüz usanmadan, bıkmadan anlatmaya ve hakkımızı, çocuklarımızın hakkını aramaya devam edeceğiz hiç yılmadan, hiç bıkmadan.”

“KIBRISLI TÜRKLER KIBRIS’TA HEP VARDI”

“Bir kez daha bu güzel ortamda düşüncelerimi sizlerle paylaşma fırsatı verdiğiniz için yürekten teşekkür ediyorum. Hani burada da bazı sözler var, ama bizim kullandığımız söz şudur, bilinsin isterim:

Kıbrıslı Türkler Kıbrıs'ta hep vardı; en zor koşullarda bile vardı. Bugün de koşullar çok kolay değil, ama biz varız. Ve eminiz, çocuklarımız çok daha güzel koşullarda, eşit biçimde, güven içinde, egemenlik haklarını kullanarak Kıbrıs'ta var olmaya devam edecekler. Bunda en ufak bir kuşkumuz yoktur. Hepinize çok teşekkür ediyorum, hepinizi sevgiyle ve saygıyla selamlıyorum.”

FEDERE DEVLET Mİ, BAĞIMSIZ KKTC Mİ?

Cumhuriyetçi Türk Partisi’nin federasyon söyleminden duyulan kaygı ve kuşkular, 1060 sonrasında Kıbıs’ta yaşanan olaylardan kaynaklanıyor.

Kıbrıs, 1960 yılında, Türklere ve Rumlara ortak haklar tanıyan bir anasaya çerçevesinde kurdukları ortaklık devletiyle bağımsızlığına kavuşmuştu. Bu çerçevede kurulan Kıbrıs Cumhuriyeti’nin Cumhurbaşkanı Makarios, Türklere yönetimde haklar tanıyan maddeleri idealleri önünde bir engel olarak görüyor ve Ada’yı Yunanistan’a bağlayarak ENOSİS’i gerçekleştirmek için bir araç olarak kullanabileceği yeni bir anayasas hedefliyordu. Fakat, Makarios’un 1963’te gündeme getirdiği Kıbrıs Türklerinin haklarını kısıtlayan, onları azınlık konumuna düşüren 13 maddelik yeni anayasa teklifi, mevcut anayasanın tanıdığı haklar çerçevesinde, Türkler tarafından reddedildi.

Bu gelişme üzerine, 2021 Aralık 1963 gecesi, Akritas Planı uygulamaya sokuldu ve Kıbrıs Türklerini, EOKA çetesinin gerçekleştireceği katliamlarla Ada’da yok etme operasyonları başlatıldı.

Bu saldırılarda yüzlerce Türk öldürülerek toplu mezarlara gömüldü, binlerce Türk evlerini terketmek zorunda kaldı. 24 Aralık 1963 gecesi, Kıbrıs tarihine “Kanlı Noel” olarak geçen katliam yaşandı; Binbaşı Nihat İlhan’ın eşi Mürüvvet ve üç çocuğu Kumsal’daki evlerinin banyosunda, EOKA militanları tarafından vahşice katledildiler.

Bu şiddet ve sindirme operasyonları sonucunda Kıbrıs Türkleri, can güvenlikleri nedeniyle, devlet kademelerinden çekilmek zorunda kaldılar. Devlet, tek taraflı olarak, Rumların kontrolüne geçti ve ortak Cumhuriyet sona erdi.

KIBRIS BARIŞ HAREKATI KAÇINILMAZ OLMUŞTU

EOKA saldırılarının artması üzerine Ada’ya BM Barış Gücü konuşlandırıldı. Barış Gücü de Kıbrıslı Türklerin can ve mal güvenliğini sağlamakta yetersiz kalınca Türkiye, Londra ve Zürih anlaşmalarından kaynaklanan haklarını kullanarak 20 Temmuz 1974’te Kıbrıs Barış Harekatı’nı gerçekleştirerek Ada’ya asker çıkarmış, Kıbrıslı kardeşlerimizin can güvenliğini garanti altına almıştı.

Akritas Planı, 1963’te Kıbrıslı Rum liderler tarafından, Kıbrıs Türklerini yönetimde etkisiz hale getirmeyi, Ada’daki varlıklarını sonlandırmayı ve Kıbrıs’ı Yunanistan ile birleştirerek ENOSİS’i gerçekleştirmeyi hedefleyen gizli bir etnik temizlik planıydı. Plan doğrultusunda Rum memurlar, polisler ve EOKA çetesi militanlarından oluşan gizli bir paramilter ordu kurulup silahlandırılmıştı.

2004 yılında, uluslararası hukuka, BM onaylı Londra ve Zürih anlaşmalarına ve de AB anayasına rağmen Ada’nın tamamını temsilen Avrupa Birliği üyesi yapılan Rumların Türklere herhangi bir ödün vermeleri beklenemez.

Rumlar,1960’lı yıllarda olduğu gibi, bugün de Kıbrıs Türklerini yok sayma peşindedirler. Rumlar Yunanistan, İsrail, Mısır ve Hindistan gibi ülkelerle stratejik işbirliği anlaşmaları yaparak, uluslararası hukuka aykırı olarak elde ettikleri kazanımları elde tutmaya, Türkleri safdışı bırakmaya çalışıyorlar. Bu aşamada, Ada çevresinde varlığı saptanan muazzam doğalgaz rezervlerini peşkeş çektikleri küresel güçlerden de destek görüyorlar.

Erhürman, KKTC Cumhurbaşkanı olarak ve haklı olarak, “Kıbrıslı Türkler bu adadaki iki eşit kurucu ortaktan biridir. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) devleti ortadadır. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin yasama, yürütme, yargı organları vardır. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti cumhurbaşkanlığı seçimini de, genel seçimini de yapar; demokrasi kültürü olan bir halk var orada. Ve sadece kültürü değil, deneyimi de olan, yıllardır demokratik seçimleri yapan bir halk var. Bağımsız yargısı olan bir kurumsal yapısı var” diyor, “Önkoşulsuz masaya oturmam” diyor.

ERHÜRMAN’I DA, TÜRKİYE’Yİ DE ZOR GÜNLER BEKLİYOR

KKTC Cumhurbaşkanı Erhürman’ın da konuşmasında belirttiği gibi, “uluslararası ilişkilerde kurallı dönemin kapandığı, güç ve menfaatin belirleyici olduğu bir dönemde” Kıbrıs Türklerinin haklarını savunma konusunda KKTC’yi de, Türkiye’yi de çok zorlu günler bekliyor. Çünkü 2004 yılında, uluslararası hukuk çiğnenerek, Ada’nın tamamını temsilen Avrupa Birliği üyesi yapılan ve Federe Kıbrıs Devleti’nin kurulduğu 1963 yılından beri ENOSİS peşinde koşan Rumları, Ada’da egemenliği Türklerle paylaşmaya razı etmek hiç de kolay olmayacaktır.

Günümüzde “dünyanın en değerli adası” konumuna gelen Kıbrıs’taki kardeşlerimizin varlıklarını ve haklarını her koşul altında korumak hepimizin görevidir.