Savaşın İkinci Perdesi Başladı

Ortadoğu'da savaşın sesi bir süreliğine kısıldı. Fakat savaş bitmedi. Şimdi cephe gökyüzünden denize, füzelerden petrol tankerlerine kayıyor.

Hürmüz Boğazı'ndan geçen ticari gemilerin sayısı tek haneli rakamlara inerken Brent petrol 91 doların üzerine çıktı. Washington ile Tahran arasındaki diplomasi yeniden düğümlenmiş durumda.

İran “tam taarruz” çizgisine geçeceğini açıklarken, ABD ateşkesin uzatılması konusunda geri adım atıyor.

Dünyanın enerji damarlarından biri yeniden daralırken Ankara'nın önündeki soru artık yalnızca savaşın kimin kazanacağı değil: Bu savaş Türkiye'nin cebine ne zaman girecek?

Savaşların bazıları bombalarla başlar.

Bazıları ise sessizlikle.

Bugün Hürmüz Boğazı'nda yaşanan tam olarak böyle bir sessizlik.

Gemiler geçmiyor.

Petrol tankerleri bekliyor.

LNG gemileri görünmüyor.

Sigorta maliyetleri yükseliyor.

Petrol fiyatı yukarı gidiyor.

Ve dünyanın en stratejik su yollarından birinde birkaç kilometrelik deniz geçişi, artık milyarlarca insanın günlük hayatını ilgilendiren bir güvenlik meselesine dönüşüyor.

İşte bu nedenle Hürmüz'de olan biteni yalnızca İran ile Amerika arasındaki bir savaş başlığı olarak okumak büyük hata olur.

Hürmüz'deki kriz, aslında dünyanın enerji damarındaki nabız düşüşüdür.

Füze sustu, petrol konuşmaya başladı.

19 Ağustos sabahının en önemli ekonomik göstergelerinden biri Brent petrolün 91 doların üzerine çıkması.

Reuters'a göre Brent petrol 91,49 dolara kadar yükseldi. Bunun temelinde ABD-İran anlaşmasına ilişkin umutların azalması, İran'ın daha sert bir askeri tutum açıklaması ve Hürmüz üzerinden petrol sevkiyatındaki ciddi daralma bulunuyor.

Fakat rakamın kendisinden daha önemli bir başka veri var.

Tanker trafiği.

19 Ağustos tarihli ön verilere göre 17 Ağustos Pazartesi günü Hürmüz Boğazı'ndan yalnızca altı emtia gemisi geçti.

Hafta sonu bu sayı daha da düşüktü.

Üstelik çok büyük ham petrol tankerleri ile LNG tankerlerinin geçişi kayıtlara yansımadı.

Bu, piyasaların neden tedirgin olduğunu anlatan tek başına yeterli bir tablo.

Çünkü savaşın gerçek bedeli bazen bombalanan binalarda değil, limanda bekleyen gemilerde görünür.

Hürmüz neden bu kadar önemli?

Hürmüz Boğazı haritada küçücük görünebilir.

Ama dünya ekonomisinin damarlarından biri oradan geçiyor.

Basit düşünelim.

Basra Körfezi'nden çıkan petrolün büyük bölümü dünya pazarlarına ulaşmak için bu dar deniz geçidini kullanıyor.

Dolayısıyla burada yaşanan birkaç günlük bir aksama bile yalnızca petrol şirketlerinin bilançosunu değiştirmiyor.

Nakliye maliyetlerini artırıyor.

Sigorta primlerini yükseltiyor.

Enerji fiyatlarını etkiliyor.

Rafineri maliyetlerini değiştiriyor.

Ve sonunda tüketicinin önüne geliyor.

Önce petrol borsasında.

Sonra akaryakıt istasyonunda.

Ardından taşımacılıkta.

Sonra market rafında.

Ve en sonunda mutfakta.

Savaşın kilometresi Tahran'da ölçülür; faturası İstanbul'da, İzmir'de, Ankara'da ödenebilir.

İşte Türkiye açısından meselenin asıl önemi burada.

Türkiye Hürmüz'e ne kadar bağımlı?

Bu sorunun cevabı “Hürmüz kapanırsa Türkiye'nin bütün enerjisi kesilir” kadar basit değil.

Türkiye'nin enerji tedarik yapısı farklı kaynaklara ve güzergâhlara yayılmış durumda.

Anadolu Ajansı'nda yayımlanan bir enerji değerlendirmesinde Türkiye'nin Hürmüz'den gelen enerji akışına doğrudan bağımlılığının yönetilebilir seviyede olduğu belirtilmişti.

Fakat burada çok kritik bir ayrıntı var:

Doğrudan bağımlılık başka, küresel fiyat bağımlılığı başka.

Türkiye Hürmüz'den tek bir damla petrol almasaydı bile dünya petrol fiyatının yükselmesinden etkilenebilirdi.

Çünkü petrolün pasaportu yoktur.

Bir varil petrol Basra Körfezi'nden çıkıp Avrupa'ya giderken fiyatı yükseliyorsa, Türkiye'nin satın aldığı başka bir petrolün fiyatı da bundan etkilenir.

Bu nedenle Hürmüz meselesi aslında bir “petrol nereden geliyor?” sorusu değildir.

“Dünyada petrolün fiyatını kim belirliyor?” sorusudur.

Ve şimdi asıl tehlike başlıyor

Savaşın ilk döneminde piyasalar bir şok yaşar.

Sonra insanlar alışır.

Piyasalar yeni duruma göre fiyatlama yapmaya başlar.

İşte tehlikeli olan üçüncü aşamadır:

Belirsizliğin kalıcılaşması.

Bugün Washington ile Tahran arasında kalıcı bir anlaşma ihtimali zayıflıyor.

İran'ın askeri söylemi sertleşiyor.

Hürmüz'deki ticari geçişler hâlâ olağan seviyelerin çok altında.

Petrol 91 doların üzerinde.

Ve ticaret gemileri bölgeye girmekte giderek daha fazla tereddüt ediyor.

Bu tablo birkaç gün sürerse başka.

Haftalarca sürerse başka.

Aylarca sürerse bambaşka.

Çünkü o zaman dünya ekonomisi savaşın kendisine değil, savaşın sürekliliğine fiyat biçmeye başlar.

100 dolar psikolojik eşiği

Bugün petrolün 91 dolar civarında bulunması tek başına dünyanın sonu değil.

Asıl mesele, piyasanın bundan sonra hangi seviyeleri konuşmaya başlayacağı.

90 dolar aşıldığında gözler 100 dolara çevrilir.

100 dolar yalnızca matematiksel bir rakam değildir.

Piyasanın psikolojik eşiğidir.

Petrol 100 doları kalıcı biçimde görürse bunun yalnızca akaryakıt fiyatlarına yansımasını beklemek fazla iyimser olur.

Taşımacılık maliyetleri yükselir.

Havayolu şirketlerinin maliyetleri artar.

Petrokimya ürünleri pahalanabilir.

Üretim maliyetleri yükselir.

Enflasyon üzerindeki baskı büyür.

Ve merkez bankalarının işi zorlaşır.

Yani Hürmüz'deki bir gemi, İstanbul'daki bir market arabasını ilgilendirmeye başlar.

İşte modern savaşın en acımasız tarafı budur.

Cephe binlerce kilometre uzakta olabilir; ekonomik cephe evinizin kapısına kadar gelir.

Amerika'nın asıl savaşı artık yalnızca İran'la değil.

Washington açısından Hürmüz meselesi yalnızca İran'ın askeri kapasitesiyle ilgili değil.

Mesele aynı zamanda küresel deniz ticaretinin kontrolü.

Çünkü bir boğazın güvenliği yalnızca o boğazdan geçen ülkeleri ilgilendirmez.

O boğazdan geçen her geminin arkasında başka bir ülkenin fabrikası, başka bir ülkenin rafinerisi, başka bir ülkenin tüketicisi vardır.

Bu nedenle Hürmüz'deki kriz, Ortadoğu savaşını küresel ekonominin içine taşıyan kapıdır.

Ve İran da bunun farkında.

ABD de bunun farkında.

Petrol piyasaları da bunun farkında.

Savaşın yeni cephesi denizde

Burada çok önemli bir değişim yaşanıyor.

İlk aşamada savaşın görüntüsü füzelerdi.

Şimdi görüntü gemiler.

Bir geminin vurulması, yalnızca bir deniz kazası değildir.

Armatör için risk demektir.

Sigorta şirketi için risk demektir.

Mürettebat için ölüm tehlikesidir.

Petrol şirketi için arz problemi demektir.

Ve tüketici için fiyat demektir.

Bugün Hürmüz Boğazı'nda bir geminin makine dairesine bir cismin isabet ettiği ve mürettebat arasında kayıp bulunduğu yönündeki haberler de bu riskin artık teorik olmadığını gösteriyor.

Dolayısıyla dünyanın büyük şirketleri artık yalnızca “Petrol var mı?” diye bakmıyor.

“O petrolü taşıyacak gemi güvenli biçimde geçebilir mi?” diye bakıyor.

Bu soru cevapsız kaldığı sürece fiyatın düşmesi zor.

Türkiye'nin önündeki asıl sınav

Türkiye açısından yapılması gereken, savaşın taraflarından birinin kazanmasını beklemek değil.

Enerji güvenliğinin savaşın sonucuna bağlı olmamasını sağlamak.

Çünkü bugün İran ile Amerika arasında bir anlaşma yapılır, Hürmüz yeniden açılır ve petrol fiyatı düşer.

Yarın başka bir kriz çıkar.

Başka bir tanker vurulur.

Başka bir füze fırlatılır.

Başka bir boğaz kapanır.

Enerji güvenliğini tek bir güzergâha veya tek bir siyasi gelişmeye bağlayan ülkeler, savaşın haritası değiştiğinde ekonomilerinin de sarsılmasına izin verir.

Türkiye'nin önündeki gerçek mesele bu.

Hürmüz bize bir gerçeği yeniden hatırlatıyor

Dünyanın bütün büyük savaşlarında bir ortak nokta vardır.

İnsanlar önce bombaları görür.

Sonra haritaları.

Sonra ölü sayısını.

En son faturayı.

Oysa ekonomi açısından savaş çok daha erken başlar.

Bir tanker rota değiştirir.

Bir sigorta şirketi prim artırır.

Bir rafineri siparişini erteler.

Bir trader petrol alımını öne çeker.

Bir ülke stratejik rezervini kullanmayı düşünür.

Ve birkaç hafta sonra bunun adı hayat pahalılığı olur.

İşte Hürmüz'de bugün yaşananları bu yüzden yalnızca bir Ortadoğu haberi olarak görmemek gerekiyor.

Bu, dünyanın enerji güvenliği krizidir.

Yarın ne olabilir?

Üç ihtimal var.

Birincisi, Washington ve Tahran yeniden masaya oturur.

Hürmüz'deki geçişler normalleşir.

Petrol üzerindeki savaş primi düşer.

Dünya rahat bir nefes alır.

İkincisi, mevcut belirsizlik haftalarca sürer.

Petrol 90-100 dolar bandında dalgalanır.

Tanker trafiği düşük kalır.

Enerji maliyetleri küresel ekonominin üzerine yavaş yavaş çöker.

Üçüncüsü ise en tehlikelisi:

Hürmüz'de yeni bir askeri tırmanış yaşanır.

O zaman mesele artık petrol fiyatının kaç dolar olduğu olmaktan çıkar.

Mesele, dünyanın enerji ticaretinin ne kadarının gerçekten hareket edebildiği olur.

Ve işte o noktada bugün “uzakta bir savaş” diye izlediğimiz görüntüler, Türkiye'de doğrudan ekonomik sonuçlara dönüşebilir.

Son söz

Hürmüz Boğazı'nı bir haritada küçücük bir çizgi olarak görebilirsiniz.

Ama o çizginin üzerinde dünya ekonomisinin damarları dolaşıyor.

Bugün o damar daralmış durumda.

Gemiler azaldı.

Petrol yükseldi.

Diplomasi yeniden kilitlendi.

İran'ın savaş dili sertleşti.

ABD'nin ateşkes konusunda geri adım attığı görülüyor.

Ve piyasa, yeniden 100 dolarlık petrol ihtimalini konuşmaya başladı.

Bu nedenle bugün sorulması gereken soru:

“İran-Amerika savaşı yeniden başlayacak mı?” değil.

Çünkü savaşın bittiğinden zaten kimse emin değil.

Asıl soru şu:

Hürmüz Boğazı ne kadar daha böyle kalacak?

Çünkü savaşın kaderi Tahran'daki müzakere masasında belirlenecek.

Ama savaşın faturası, dünyanın her yerinde olduğu gibi Türkiye'de de pompanın başında, markette ve mutfakta görülecek.

Ve bazen tarihin en büyük krizleri, bir füzenin düştüğü yerde değil,

bir geminin geçemediği boğazda başlar.

...