Dünya petrolü bekliyor
Dünyanın gözü yine Ortadoğu’da…
Ama bu kez mesele yalnızca Washington ile Tahran arasındaki yeni bir restleşme değil. Asıl soru, Hürmüz Boğazı’nın geleceği ve bu dar su yolunda yaşanan her gerilimin dünya ekonomisini ne kadar daha sarsabileceği.
İran, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu sürecinde ABD’ye yedi günlük bir ateşkes ve ardından Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılmasını öngören bir plan sundu. ABD Başkanı Donald Trump ise İran’ın teklifini “kabul edilemez” buldu ve reddetti. Ancak Washington kapıyı tamamen kapatmış değil. Trump, bu hafta İran’la yeni görüşmeler yapılmasını beklediğini söylüyor. İran Dışişleri Bakanı Abbas Erakçi de diplomasi kapısını kapatmadıklarını, ancak Tahran’ın şartlarından geri adım atmayacağını açıkladı.
İşte dünyanın dikkat kesildiği nokta tam da burası.
Çünkü Hürmüz Boğazı yalnızca haritada görünen dar bir geçiş yolu değil. Enerji piyasalarının kalbinin attığı stratejik bir damar. Buradaki belirsizlik büyüdüğünde, etkisi çok kısa sürede petrol fiyatlarından taşımacılık maliyetlerine, üretim giderlerinden tüketici fiyatlarına kadar uzanıyor.
28 Eylül de, Trump’ın İran’ın barış teklifini reddetmesinin ardından petrol fiyatlarında yeniden yükseliş görüldü. Brent petrolün varil fiyatı 105 dolar seviyesinin üzerine çıktı.
Yani New York’ta başlayan diplomasi trafiğinin yankısı sadece Washington ve Tahran’da duyulmuyor.
İstanbul’da, Ankara’da, İzmir’de de duyuluyor.
Çünkü enerji fiyatındaki her ciddi hareket, Türkiye açısından yalnızca akaryakıt tabelasını ilgilendiren bir mesele değil. Ulaştırmadan üretime, lojistikten gıda fiyatlarına kadar geniş bir zincirin maliyetini etkileyebiliyor.
Dahası var.
Trump bir yandan İran’ın teklifini reddederken diğer yandan yeni görüşmeler beklediğini söylüyor. İran ise Hürmüz’ün açılması konusunda kendi şartlarının yerine getirilmesini istiyor. Böylece ortaya klasik bir diplomatik açmaz çıkıyor: Taraflar masadan kalkmıyor ama masada birbirlerinin istediği şartları da kabul etmiyor.
İşte bu nedenle Hürmüz’de yaşanan gelişmeleri yalnızca bir dış politika başlığı olarak görmek büyük bir hata olur. Çünkü boğazdaki gerilim uzadıkça enerji piyasalarındaki belirsizlik de büyüyor. Belirsizliğin büyüdüğü yerde ise faturayı yalnızca devletler değil, günlük hayatını sürdüren milyonlarca insan ödüyor.
Türkiye açısından mesele daha da hassas. Enerjide dışa bağımlı bir ülke olarak petrol fiyatlarındaki sert hareketler, doğrudan veya dolaylı biçimde ekonominin farklı alanlarında hissedilebiliyor. Hürmüz’deki birkaç günlük gelişme bile dünya piyasalarında haftalarca konuşulabilecek sonuçlar yaratabiliyor.
Dünyanın korktuğu senaryo ise savaşın yeniden genişlemesi.
Çünkü Hürmüz’deki gerilim sadece iki ülkenin meselesi değil. Körfez ülkeleri, enerji piyasaları, deniz taşımacılığı ve küresel ticaret bu krizin doğrudan etkilediği alanlar arasında. Hürmüz Boğazı'ndan geçen enerji akışındaki ciddi bir aksama, bölge sınırlarını aşan ekonomik sonuçlar doğurabilecek nitelikte.
Bu nedenle önümüzdeki günlerde Washington’dan veya Tahran’dan gelecek tek bir cümle bile piyasaların yönünü değiştirebilir.
Bir açıklama petrolü aşağı çekebilir.
Bir başka açıklama yeniden yukarı taşıyabilir.
Bir diplomatik görüşme umut yaratabilir.
Bir askeri açıklama ise bütün hesapları yeniden bozabilir.
Tam da bu nedenle okurun bilmesi gereken asıl mesele, “Trump İran’a ne dedi?” sorusundan daha büyük.
Asıl soru şu:
Hürmüz Boğazı açılacak mı, yoksa dünya yeni bir enerji şokunun eşiğinde mi?
Şimdilik bunun kesin cevabı yok.
Fakat kesin olan bir şey var:
Ortadoğu’daki savaşın etkisi artık Ortadoğu sınırlarında kalmıyor.
Hürmüz’deki her gerilim, dünyanın dört bir yanında fiyat etiketlerine dönüşebilecek kadar büyük.
Ve Türkiye de bu hesabın dışında değil.