NEZAHAT GÖÇMEN
Şereflikoçhisar’ın tuz kristallerinden doğan, Ankara’nın disipliniyle yetişen, İstanbul’un ilhamıyla kalemini bileyen ve bugün Bodrum’un maviliğinde dünyayı kucaklayan gerçek bir dünya vatandaşı o. Kırk yıl boyunca binlerce evladın zihnine ışık saçan, hayatlarına dokunan ve onları o sarsılmaz inançla aydınlatan bir Cumhuriyet öğretmeni; Gezimanya'nın gezen, yazan kalemi; Yazar Portalı’nın Yayın Danışmanı; evlatlarını "Can Pareleri" olarak bağrına basan ve kızının hatırasını MUGİ markasıyla ölümsüzleştiren devasa bir anne yüreği. Onlarca röportajı, yüzlerce köşe yazısı, çocuk şarkıları ve Amazon üzerinden dünyaya yayılan eserleriyle o, edebiyatın gerçek "TUZ PERİSİ". Nezahat Göçmen; bu muazzam yolculuğu aslında o sarsılmaz iradesi, gezgin ruhu ve hiç bırakmadığı çocukluk defteriyle inşa etti.


Funda Akosman: Nezahat Hanım, yazı yolculuğunuzun kökleri o meşhur "Kırmızı Bahçeli Ev"e dayanıyor. Bize o radyolu günleri, çocukluğunuzun o hatıralarını, o iki katlı evdeki mor papatyaları ve babanızın vizyoner mirasını anlatır mısınız?

Nezahat Göçmen: Benim hikâyem, seslerin ve sözcüklerin büyüsüyle radyolu günlerde başladı. Babam ben doğarken radyoyu açıp “Hangi sanatçı türkü söylerse kızımın adını o sanatçı koyacak” demiş ve Nezahat Bayram’ın “Mektebin Bacaları” türküsüyle adım daha ilk nefesten bir "mektep" aşkıyla mühürlenmiş. Şereflikoçhisar’daki o iki katlı, kırmızı bahçeli ev; hatmi çiçekleri, mor papatyaları ve kiraz ağaçlarıyla benim ilk üniversitemdi. Annem okuma yazması olmayan ama ruhu Cumhuriyet ışığıyla aydınlanmış bir kadındı; bizi masallarla, efsanelerle, Anadolu'nun köklü kültürüyle büyüterek hayal dünyamızı bir saray gibi inşa etti. Babam ise vizyonuyla çağının ötesinde bir rehberdi; 1969’da Ay’a ayak basılışını gece yarısı bizi uyandırıp pür dikkat dinleten, henüz 8 yaşındaki bana gazetelerin köşe yazılarını okutup yorumlatan o bilge adam, bugün dünyaya uzanan yazı köprülerimin asıl mimarıdır. Onun bana aşıladığı o "dünyayı anlama" merakı, bugün kalemimin en büyük gücüdür.

Funda Akosman: Henüz 3. sınıftayken bir trafo gezisini not ederek yazmaya başlamışsınız. O günden beri elinizden düşmeyen o kalemle her sabah çocukluğunuzun elinden nasıl tutuyorsunuz?
Nezahat Göçmen: Çok garip ama ben her sabah çocukluğumla randevulaşıyorum, onu Bodrum'daki evimde başköşede misafir ediyorum. 3. sınıftayken öğretmenim Kamer Koç’un bana verdiği o tarihi "trafo gezisini not etme" görevi, benim bu dünyadaki yazarlık diplomamdı. Benim her zaman yazmaya karşı özel bir yeteneğim ve tutkum vardı; o gün de o tutkuyla makinelerin gürültüsünü, elektriğin evlere dağılışını, o muazzam enerjiyi iki elimle kalemi sımsıkı tutup kağıda döküyordum. Bazı kelimeler yetişmediğinde akşam evde o titizlikle eksikleri tamamladım. O gün anladım ki; ben geziye değil, yazıya gitmişim. Ben çocukluğuma borçluyum; o masumiyet beni her gün besliyor, ben de ulaştığım bu olgunlukla o küçük kızı yazdıklarımla yaşatıyorum.
Funda Akosman: Bugün kitaplarınız Amazon üzerinden Japonya'dan Meksika'ya, Kanada'dan Hindistan'a kadar 60 ülkede yayınlanıyor. Bu evrensel başarı bir yazar ve öğretmen olarak size neler hissettiriyor?

Nezahat Göçmen: Bugün kitaplarım Amazon üzerinden Amerika Teksas’tan Japonya’ya, Kanada’dan Hindistan’a ve Meksika’ya kadar 60’a yakın ülkede yayınlanıyor. Ben her yere bizzat gitmedim ama kalemim benden önce yola çıktı; Japon çocukların, Kanadalı ve Meksikalı evlatların ellerinde benim öykülerim var. Bu bir hayal değil, çok şükür bizzat yaşadığım ve şükrettiğim bir hakikattir. Gezimanya'da yazdığım seyahat yazılarıyla dünyayı okurlarıma anlatırken, kendi öykülerimle de evrensel bir dil kurdum. Onlarca röportajım ve yıllardır biriktirdiğim köşe yazılarım, bu edebi yolculuğun en güçlü şahitleridir. Bir yazarın en büyük gururu, okyanusları aşan o sevgi bağını hissetmektir.
Funda Akosman: Hayatınızın en derin ve en kıymetli parçası olan "Can Pareleriniz"den bahseder misiniz? Bu sevgi çemberi nasıl büyüyor?
Nezahat Göçmen: Hayat bazen sizi en derin acıların korunda yakıyor ama o kor sizi pırlantaya dönüştürüyor. İki can parem var... Biri 26 yaşında sonsuzluğa uğurladığım kızım; diğeri hayattaki en büyük gururum oğlum. Kızımın anısından filizlenen “MUGİ” markasıyla onun nefesini dünyaya yaydım. Ve şimdi bu sevgi çemberinin en taze, en kıymetli halkası; benim biricik torunum, kalbimin kalbi Aras'a... Aras benim yaşama sevincim, geleceğe bakışım. Ona duyduğum bu sonsuz sevgi, yazdığım her satıra bir çocuk masumiyeti ve neşesi olarak ekleniyor. Bugün kitaplarım 60 ülkede yayınlanıyorsa, can parelerimi ve kalbimin kalbi Aras'ı kalemimle geleceğe taşıma iradem sayesindedir.
Funda Akosman: Deniz Kızı Ondina ve diğer eserlerinizde köklerinizin izi çok derin. Okuma yazması olmayan annenizin size anlattığı masalların Rus klasikleriyle olan o mucizevi bağı nedir?

Nezahat Göçmen: Bu benim hayatımın en büyük şaşkınlığıdır! Deniz Kızı Ondina, annemin bana köyümün Kızılırmak kenarında anlattığı tılsımlı öykülerden doğdu. Yıllar sonra Rus yazarların eserlerini okuduğumda dondum kaldım. Annem Rusya’yı görmemişti ama bana anlattığı o derin öyküler, Rus klasikleriyle birebir aynıydı! Bu nasıl bir kültür paylaşımıdır, hala şaşırıp kalırım. Annemin o öyküleri aslında dünyanın her yerinde karşılığı olan evrensel bir dildi. Bu eserle birlikte anneme yazdığım o özel hitap da yayınlandı; bu benim için bir evlatlık borcu, bir kök selamıydı. Şereflikoçhisar’ın tuzuyla Kızılırmak’ın suyunu birleştirerek bu efsaneyi dünya çocuklarına hediye ettim.
Funda Akosman: Bodrum’un o eşsiz doğası içinde kaleminizle baş başasınız. Özellikle "salyangozlar" sizin için neden bu kadar önemli, dünyanın kapılarını size nasıl araladılar?
Nezahat Göçmen: Penceremin önündeki domateslere kalp çizen salyangozlar, bana gerçek sanatın doğada olduğunu öğrettiler. Salyangozlar benim için çok önemli; çünkü onlar bana dünyanın kapılarını araladılar. O kadar yavaş ama o kadar emin adımlarla ilerliyorlar ki, hayatın aceleye getirilmeyecek kadar kıymetli olduğunu onlardan öğrendim.
Hayatın aslında bir "tercih" ve "kabulleniş" dengesi olduğunu orada daha net gördüm. Tercihlerimizi yaşıyoruz ama doğanın gücü karşısında o zarif kabullenişi de bilmeliyiz. Bu kabulleniş her yanlışı kabul etmek değil; evrensel düzenin önünde o durulması gereken yerde durabilmek, doğaya karşı o asil boyun eğmeyi hissedebilmektir.
Benim elimden kalemim hiç düşmez; ya şiir yazarım ya köşe yazısı yazarım. Mutlaka beni etkileyen her şeyde yazacak bir şey bulurum. Fildişi Sahili’ndeki (Abidjan) bir iş insanıyla yaptığım röportajın orada yankı bulması ve o uzak coğrafyadan gelen yoğun yorumlar, en büyük gururumdur. Bahçemdeki kumruların yemini de her gün kendi ellerimle koyarım; çünkü doğayla bir bütün olmak benim misyonumdur.
Funda Akosman: Kırk yıllık bir Cumhuriyet öğretmeni olarak binlerce çocuğun hayatına dokundunuz. Şimdi bu birikimi yayın danışmanlığına ve gelecek vizyonunuza nasıl taşıyorsunuz?
Nezahat Göçmen: Benim asıl kimliğim; kırk yıl boyunca sınıflarda tebeşir tozu yutarak çocukların yüreğine dokunmuş bir Cumhuriyet öğretmeni olmamdır. Bu benim için en büyük gurur kaynağıdır. Ankara’nın disiplini ve İstanbul’un ilhamıyla yoğrulan bu yolculuk, bugün beni Yazar Portalı’nın Yayın Danışmanlığı gibi kıymetli bir sorumluluğa taşıdı. TRT’nin başarımı 56 dilde dünyaya duyurması onurumdu; gelecekte ise TRT 2 gibi kültürün kalbinde bu birikimi kalıcı bir mirasa dönüştürmek en büyük idealimdir. Yazılarım şimdi Yeni Çağrı gazetesinin Papatya ekinde yeni bir bahar açıyor.
Funda Akosman: Son olarak, yoldaki yeni projelerinizden; "Minik Deniz Çocuğu Artie" ve "Tuz Perisi" karakterlerinizden bahsederek bu güzel sohbeti bitirelim mi?

Nezahat Göçmen: Çocukları ve çiçekleri çok seviyorum; onlar benim kalemimin can suyu. Masallar dünyasında hep deniz kızları vardı; ben de "Hadi bir de deniz erkeği olsun" diyerek "Minik Deniz Çocuğu Artie"yi yarattım. Ayrıca şu an üzerinde çalıştığım ve dünya çocuklarının dostu olacak "Tuz Perisi" adlı yeni karakterimin heyecanını yaşıyorum. Dünyanın dört bir yanındaki çocukların aynı öyküyle gülümsemesi benim gerçeğimdir... Yazmak ve üretmek; ruhumun en temel gıdası, can parem cenbeteki kizim, biticik oğlum ve ailesi, torunum Aras'a, anneme ve bu güzel vatana olan sarsılmaz varoluş borcumdur.
Ayrıca, yerel değerlerimize olan vefa borcumla Şereflikoçhisar Kültür ve Etkinlikleri sayfasının yöneticiliğini sürdürüyor; ilçemin sesini dünya vizyonuyla buluşturmaya devam ediyorum.
Bu vesileyle, üzerimde emeği geçen tüm öğretmenlerimin, her şeyden önce canım annemin ve babamın ruhu şad olsun. Onları anmadan ve bu kutsal emeğe selam durmadan bu hikâyeyi asla tamamlayamazdım.
Teşekkürler Papatya.