Gerek röportajlarımızda gerek sohbetlerimizde gerek yapımcısı olduğum, 60 bölüm çektiğimiz ‘MAKSAT SANAT’ programının öncesindeki ve sonrasındaki anlattıklarıyla gerek seyirci koltuğunda karşılaştığımız konuşmalarımızda; tiyatroya, sanata, hayata dair ondan öğrendiklerim... Her bir cümlesi kulağıma, bilgisi, birikimleri, deneyimleri, sevgisi, saygısı ruhuma işleyen...

Haldun D Meli̇ke

O, tiyatronun kilometre taşlarından… Oyuncu, yönetmen… Yıllardır yaptığı çevirilerle tiyatromuzu güncelleştirirken, yazdığı müzikallerle, yönettiği oyunlarla hayatın tılsımlarına ve bizlere dokunan… Tiyatro, oyunlar, yönetmenlik, müzikaller ve hayat… Ve hayat sahnesini dolu dolu, güzel ve sanatla yaşayan, bundan sonrasında da gittiği yeri ışığıyla aydınlatacak olan Haldun Dormen...

21 Ocak 2026’da aramızdan ayrılan değerli tiyatro insanı Sevgili Haldun Dormen’i, yıllar önce Hürriyet gazetesi için yaptığımız keyifli röportajımızla anmak istedim.

Haldun Dormen VedaHaldun Dormen Sahnede Veda

Sözleştiğimiz saatte evine varıp, beni beklediği çalışma odasına girdiğimde, kitaplığın üst raflarının birinden kitap almaya çalışıyordu. ‘Aman Hoca’m durun, ben alayım. Yine yatağa mahkûm olmayın’ dedim. Gülümseyerek ‘Değil mi, aman aman…’ dedi. Geçen sene raftan kitap alırken düşüp kaburgasını kırarak yatağa mahkûm olduğundan… Bu espriyle başlayan sohbetimiz samimiyetle… Bir ara röportaj yaptığımızı unutup sohbete dalmışız. E, biri oyuncu – yönetmen diğeri de izleyici, iki ‘Tiyatro delisi’ bir araya gelirse n’olur? Tabii ki tiyatro ve oyunlar konuşulur. Röportaj bittiğinde sohbet kaldığı yerden samimiyetle devam etti tabii. Sohbetimiz sırasında fark ettim ki, onu en iyi tanımlayan kelime: ‘Paylaşmak! Sevgisini, bilgisini…’ Kendisine bunu söylediğimde durdu ‘Evet, beni şimdiye kadar tanımlayan en doğru kelime bu!’ diyerek… Tiyatro, oyunlar, yönetmenlik, müzikaller ve hayat… Ve sahnede Haldun Dormen!

OYUNCULUĞUN EN ÖNEMLİ KAYNAĞI MERAK VE BAKMAKTIR!

Birçok karakteri canlandırdınız. Evet oyunculuk bu ama insan, kendinde olmayan bir özelliği rol olarak üzerine giyme sürecinde neler yaşıyor?

Oyunculuğun en önemli kaynağı merak ve bakmaktır. Yani bakarken bakmaktan öte görmek… Merak etmek, incelemek eşittir hayatı okumak, hayatı gözlemlemek… Farkında olmadan inceliyorsunuz, gözlemliyorsunuz her şeyi. Yani bu adam bunu böyle yapar, bir sarhoş böyle konuşur diyorsun kendi kendine. Mesela birisinin acısına dokunmak… Kendini onun yerine koyup bu adam bunu yaşadığında böyle davranırdı diyebilmek. Bir köpek ölür mesela üzülürsünüz. O olayın acısına değersiniz. Teknik konular farklı tabii! Bakmak ve teşhis etmek işin özünü oluşturuyor.

‘Tiyatro hayatın aynasıdır’ derler ya… Hayatı yansıtan aynadan çok tiyatro hayatın kendisidir aslında. Çünkü insanların duygularına dokunabilmek…

Hayatın aynası ve ta kendisi tabi ki. İzleyenlere; yaşadıklarımızı, hayatı aksettiriyoruz. Her gün yeni bir şeyler yaşıyoruz. Kendi yaşamlarımız dahil olmak üzere, başkalarının yaşadıklarını da deneyimlerimizi önümüze katarak sahneye yansıtmaya çalışıyoruz.

İnsanların hayatına dokunmanın yanı sıra onları ağlatmak, güldürmek… Hangisi daha zor?

Güldürmek daha zor. Drama oynamak daha dikkati ciddiyete yoğunlaştırır. Shakespeare’i ele alalım. Dramatik metinler daima daha dikkat çeker o anlamda. Komedi metinlerinin ve oyuncularının işi daha zordur. Metindeki çatının ve mantığın çok iyi kurulması gerekir. Seyircinin dikkatini ayakta tutmak için komedi mantığının düzgün kurulması zorunludur. Bir de komedi aktörünün o lafı satması ve tavır belirlemesi de çok önemli.

SAHNEDE DE HAYATTA DA ABARTIYA KARŞIYIM!

‘Komedide kaliteye önem veririm’ diyorsunuz. Yani?

Yani abartmadan oynamak… Dramda da komedide de kalitenin en önemli ölçütü abartmamaktır. Sahnede de hayatta da abartıya karşıyım! Abartıyı sanatın hiçbir alanı kaldırmaz.

SAHNEDE SAHNENİN GEREKTİRDİĞİ DIŞINDA YAPILAN HER ŞEY İĞRENÇTİR!

Sahnede abartıya kaçıldığında…

Tiyatroda abartıya kaçıldığında konu ve oyun basitleşir. Sahnede soyunulur, sahnede küfür edilir ama gerekiyorsa! Bunlar doğru yerde doğru mesajla veriliyorsa evet. Sahnede sahnenin gerektirdiği dışında yapılan her şey iğrençtir. Belden aşağı esprilerle çıta düşer. Donunu da indirirsin, ‘Eşsoğlueşek’ de dersin; insanlar gülerler de buna ama aslolan o sahnenin hakkını vermektir. Sahnede soyunulur da küfür de edilir ama altını çizerek söylüyorum ki sahne o mizanseni gerçekten gerektiriyorsa.

KENAN İMİRZALIOĞLU TİYATRO YAPACAK SEVİYEYE ULAŞTI!

Bazı oyuncular sadece güzel oldukları için oyunculuk mesleğine adım atıyorlar ya da başkaları tarafından o mesleğe yönlendiriliyorlar. Güzellik ve sahne arasındaki orantı…

Evet, güzel olduğu için sahneye çıkan, sahneye atılanlar var. İnsanlar da sahnede güzel insanlar görmek istiyorlar. Sadece güzel olduğu için oyunculuk yapanlar da var ama güzel olup da kendini geliştirerek ve çok emek harcayarak bu işin hakkını verenler de… Ayrıca güzel ve hoş insanları seyirci de görmek istiyor. Mesela Kenan İmirzalıoğlu bence iyi bir oyuncu. Mankendi. Çalıştı, uğraştı, iyi bir aktör olduğunu ispatladı. Hatta tiyatro yapacak seviyeye bile ulaştığını düşünüyorum.

ŞEBNEM ÖZİNAL İYİ BİR OYUNCU OLABİLMEK İÇİN EŞEK GİBİ ÇALIŞTI!

Başka kimler…

Şebnem Özinal için de aynı şeyi söyleyebilirim. O da mankenlikten gelme… Dormen Tiyatrosu’nda affedersiniz eşek gibi çalıştı ve büyük aşamalar kaydetti. Ve şimdi tiyatroda daimi isimlerinden… Ondan başka… Beren Saat’in de çok ciddi bir tiyatro geçmişi olmamasına rağmen bugün geldiği nokta çok parlak. ‘Fatmagül’ün Suçu Ne’ dizisinde canlandırdığı karakterde başarılı bir kompozisyon çizdiğini düşünüyorum.

SANATÇI OLARAK DOĞDUM!

Babanız iş adamıydı. Babanız başta olmak üzere herkes iş adamı olmanızı beklerken siz tiyatroyu kafanıza koymuştunuz. Tiyatro ne zaman ve ne şekilde ilk olarak hayatınıza girdi?

Ben öyle doğdum. Sanatçı olarak doğdum. Ben sanatçı olmak için doğdum! Ben sanatçı olarak doğdum. Kendimi bildim bileli sanatçı olmaktan başka bir iş yapmayı düşünmedim. Aklımda hep gösteri sanatları vardı. Ailemde sanatçı yoktu ama hepsi sanatla çok ilgiliydi. Hepsi sanatla iç içe yaşayan insanlardı. Dediğim gibi mayamda sanat vardı demek ki.

‘Sanatçı doğdum’ derken…

Kendimi bildim bileli başka bir meslek düşünmedim. Öyle üniformalara, avukatlığa falan hiç ilgi duymadım. Hep kendimi sanatçı olarak düşündüm ve kişiliğim o doğrultuda şekillendi. Bir şeyler yazmak, yönetmek, sahneye koymak… Küçükken oyunlar sahneye koyar, oynar ve oynatırdık. O günlerden belliydi böyle bir mesleği seçeceğim. Ama babam çok iyi bir eğitim almamı istedi. Sanat eğitimimin sağlam olmasını istedi.

Siz Robert Koleji’nde okurken aklınız tiyatroda… Babanız da ‘Eğitimini tamamla, sonra ne istiyorsan onu yap’ demiş. Koleji bitirince ver elini Yale Üniversitesi ve Tiyatro Bölümü…

Liseyi Robert Koleji’nde okudum ve Yale Üniversitesi’nde tiyatro bölümünün olduğunu öğrendim. Mektuplar yazdım ve kabul edildim. Orada çok kıymetli bir eğitim olanağına ulaştım. Özellikle bir bayan hocam bana inanılmaz bir güven verdi. Hem eğitim aldım hem de çok istediğim şey olan oyunculuğu öğrenme ve bunu gösterebilme şansım oldu. Babamı Amerika’ya çağırdım. Geldi, gördü ve bunun heves olmadığını anlayınca…

1961’de Türkiye’de sahnelenen ilk müzikal olarak bilinen Sokak Kızı İrma’yı sahnelediniz. Müzikaller hep sizinle anılıyor.

15 tane müzikal yazdım. 12 tanesi sahneye kondu. 3 tanesi bende duruyor. En son yazdığımı Melih Kibar’la sahneleyecektik. Onun ölümünden sonra yarım kaldı.

TİYATRO PRATİK NEDENLERDEN DOLAYI ZORDUR!

Dünyanın her yerinde olduğu gibi tiyatroyu kabul ettirmek neden zor?

Tiyatro bir güç sarf etmeyi gerektirir ondan. Pratik nedenlerden dolayı tiyatro zordur. İnsan evinden kalkar, oyuna gider. Oyun iyi mi kötü mü belli değil. Ama televizyon öyle mi ki? Kahvesini, çayını, viskisini alır ve beğenmediği kanalı değiştirir. Tiyatro zahmet ve emek isteyen bir seyirlik. Bu da bazı şeyleri zorlaştırıyor insanların gözünde.

1977 yılı itibariyle bir dönem Milliyet gazetesinde yazılar yazdınız. Tiyatro sanatı ile gazetecilik birbirine uzak gibi duran iki farklı alan. Gazeteye yazı yazmak fikri nasıl filizlendi?

Tiyatro kapandı, boş kaldım. Televizyona başlayacaktım, bekledim, oradan da ses çıkmadı. Tiyatro kapandıktan sonra para kazanmak amacıyla Erol Simavi’ye gittim ama sonra Erol Bey unuttu gitti meseleyi. Daha sonra Abdi İpekçi’yle bağlantı kurduk ve çok sıcak karşıladı bu durumu ve Milliyet’te ‘Çeşitlemeler’ adı altında 7 yıl boyunca her pazar yazılarım yayınlandı. Çok keyifli dönemlerdi.

ALKIŞ MİKTARI BAŞARI ORANIMIZI BELİRLER!

Neleri kriter olarak alınca başarı kendiliğinden geliyor?

Çalışarak, kendini geliştirerek… Sahnede her oyun sonrası aldığınız alkış miktarı başarı oranımızı belirler. Ne kadar çok alkış o kadar başarı. Hiçbir parayla satın alınamayacak kadar büyük bir saygı kazanmışım Türkiye’de. Entelektüellerden, içecek satıcısından, çiçekçiye herkes saygıyla yaklaşıyor. Bu çok değerli ve eşsiz bir şey.

BATTIĞIM, BOCALADIĞIM DÖNEMLERİM OLDU!

Bu kadar çok oyun yönetmek... Sahneye koymak ve birçok zorluğa rağmen sanattan ve tiyatrodan asla vazgeçmemek... Yılmadan ve yorulmadan çok çalışmak... Ve bugünlere gelmek. Bu büyük yolculuğun dönemeçlerinde yaratım sürecindeki en büyük zorluklar nelerdi?

Hayatta iniş ve çıkışlar var ama iyimser biriyim. Battığım, bocaladığım dönemlerim oldu. Fiyaskolarım oldu. Her şeye rağmen yola devam etmeye çalıştım. Vazgeçmemek… Uzun süre reji yapmadığım, sahneye oyun koymadığım bir dönem geçirdim ve çok üzüldüm o dönemlerde. 7 yıl tiyatro yapamadım mesela. Rüyalarıma girmeye başladı tiyatro. Sonra sevgili Egemen Bostancı’nın güzel teklifiyle Rumeli Hisarı’nda, Nükhet Duru ve Seyfi Dursunoğlu’nun oynadıkları bir oyun sahneye koyduk ve çok sevildi. Yer yerinden oynadı. Sonrasında Mehmet Ali Erbil’i de Ankara’dan getirerek Hisseli Harikalar Kumpanyası’nı yaptık. Sonrasında da devamı geldi oyunların ve rejilerin. Dediğim gibi her şeye rağmen hayata iyimser bakıp, vazgeçmeyerek…

1997'den beri verilen Afife Jale Tiyatro Ödülleri'nin gerçekleştirilmesinde birçok katkınız oldu. Tiyatrodaki ödülleri ve ödül sistemini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Öncülüğünü benim yaptığım bir oluşum. Afife Jale ile aslında dünyaca önemli bir şey yapıyoruz. Birçok ülkede türdeşleri var. Ama Oscarlarla kıyaslanıyor. Ne alakası var? Sinema değil ki bu. Jüri sistemi var tamam ama ödül sistemi başlı başına tartışmalı bir şey. Çünkü herkesin kendi fikri var ayrı ayrı.

Şimdi de oyunculuğu ve yönetmenliği dışındaki Haldun Dormen’i konuşalım. Haldun Dormen’i Haldun Dormen yapan özellikler…

Haldun Dormen’i insanlara olan sevgisi… Parasını ekmeğini, bilgisini paylaşmayı çok sevmesi ve bildiklerini sonuna kadar öğretmesi Haldun Dormen yapar ve onu mutlu eder.

Peki sizi rahatsız eden şeyler?

Sahtekarlık, sevgisizlik, samimiyetsizlik, estetik olmayan şeyler… Mesela bir resim çarpık duruyorsa o beni rahatsız eder. Yemeklerin aksamasını sevmem, saatinde yemek yemeyi çok severim.

Hayatın size öğrettiği en önemli tecrübeler…

Sinirlendiğim zaman olayları soğukkanlılıkla karşılamak ve olumsuzlukları alt etmek…

SANATLA UĞRAŞMASAYDIM HARİCİYECİ OLMAK İSTERDİM!

Tiyatro – sanat aşkınız olmasaydı hayat sizi nereye sürüklerdi?

Hariciyeci olmak isterdim mesela.

Peki bilmediğiniz bir özelliğiniz var mı duyunca şaşıracağımız?

Yaşım diyeceğim ama onu da internetten bulursunuz. (Kahkahalar…)

Eskiden çok sinirliymişsiniz, kapıları falan çarparmışsınız… Şimdi?

Ooooo, araştırılmışım. (Gülümsüyor) Artık öyle değilim. Eskiden de arada bir olurdu zaten. Yardımcılarımla çok uzun yıllar çalışırım. Yardımcım Doğan 30 yılı aşkın bir süredir çalışır. Betül’le (Mardin) -eski karımla- hâlâ dostuz mesela.