Hepimiz toplumun birer fertleri olarak, hayat mücadelesindeyiz. Günlük yaşamımız ya işmiz gereği bir telaşta yada konumumuz gereği bir uğraşta geçi
Hepimiz toplumun birer fertleri olarak, hayat mücadelesindeyiz. Günlük yaşamımız ya işmiz gereği bir telaşta yada konumumuz gereği bir uğraşta geçiyor. Ama her şeyden önemlisi bu ülkenin birer vatandaşı olarak hepimizin görevi önce birbirimiz üzerinde ki sorumlulukları, ve birbirimiz üzerinde ki hakları. Her kesimden ve her düzeyden insanlar ile bir yerde sosyal olmak için ne kadar mücadele ediyoruz? Komşumuzla aynı apartmanda oturup ne kadar iç içe oluyoruz? Sitemizden içeri girer iken kapıdaki güvenlik memuru ile ne kadar diyalog halindeyiz? Büyük apartmanların ve sitelerin içlerinde oturmaktan fanus gibi dünyamızdan başımızı çıkarıp dışarı tabiata ne kadar adapte oluyoruz? Günlük hayatımızı esir alan sosyal medya ve paylaşım sitelerini ne kadar ve ne derece doğru kullanıyoruz? Elektronik eşyaların ve telefonların tabletlerin günlük hayatımızı esir almasına ne kadar tahammül ederiz? Bütün bu soruların muhatabı bizleriz yani insanoğlu. Bir türlü sosyalleşemeyen insanoğlu, ve cevabını verecek olan yine bizleriz.Şimdi hayatlarından şikayet eden boş insan topluluğuna sesleniyorum. Kendi hayatlarınıza bakın; kaç saatini yalnız, kaç saatini sosyal geçiriyorsunuz? Günde kaç saat dışarıda takılıyorsunuz? Kendinize ne kadar zaman ayırıyorsunuz? Eğer günde sadece beş saat dışarı çıkıyorsanız normallik bozulur. Topluma karşı yabancılaşmaya ve yabanileşmeye başlarsınız. Bir gününüzü bile tam olarak evde geçirirseniz ertesi gün garipleşmeye başladığınızı fark edeceksiniz. Eğer bu sürekli devam ederse çeşitli ruhsal sıkıntılar ve hastalıklar da yaşarsınız. Şimdi dışarıda durma sürenize bir göz atın. Evin dışında geçirdiğiniz zaman ortalama kaç saat? Bunu bulduktan sonra kademeli olarak bu süreyi yavaş yavaş 12 saate yükseltin. Misal 6 saat mi dışarıdasınız. Bir hafta boyunca bunu 7 ye çıkartın sonra yavaş yavaş arttırın. Ne yapacağım diye de düşünmeyin. Yapacağınız bir saatlik yürüyüş, spora gitmek veya arkadaşla tavla oynayın satranç oynayın vs. sizin sosyallik ihtiyacınızı karşılayacaktır. Ya iş bahanesi edenler çalışanlar! evet sizler! Mesela işten geldiniz yorgunsunuz, yorgunluğunuz bedeninizde o yorgunluğu kitap okuyarak atın. Sevdiğiniz bir film izleyin. Ya da dışarda bir aktivite ye katılın. Bugün toplu taşıma araçlarında bile insanlar başı önde eğik neden? Çünkü cep telefonlarından kafaları kalkmıyor ki, kafalarını bir kaldırıp yanında duran insanlara baksalar kısa da olsa hasbihal etseler sevgi dolu gözler ile bakıp tebessümle kısa söyleşi ve sohbet etseler sosyal olmanın faydalarını görecekler. Şimdi duyuyorum içinizde şu soruyu soranlarınız var. İyi de hemşehrim toplu taşıma araçlarında binbir türlü insan var ben hangisine ne diyeceğim ne selamı vereceğim? Allahın selamını vereceksiniz! Karşınızda ki insan ise o da sizi anlayacak, selamınızı alacak. Yani konunun özü şudur.
Toplum olarak rahmani düşünürsek, bu yazdıklarım size tuhaf gelmez. Ama içimizdeki şeytani duygular ön plana çıkıp bu yazdıklarımı ters algılarsanız. O da sizin sorununuz. Ben sosyal olmaktan, insanlığın artık boş şeyler ile vakit geçirmemesi gerektiğine, insanların toplu taşıma araçları, otobüs, tramvay, tren metro vs. elektronik eşyalar ile oyun oynamaları yerine o vakti hasbihal etme ile, ya da kitap okuyarak değerlendirmeleri tarafındayım.
Yoksa kimsenin kimseyi gördüğü yok! Kimsenin kimseye dikkat ettiği yok! Herkes düşmüş kendi koşuşturmacasına ama etrafına bakmadan, etrafını süzmeden, etrafına hakim olmadan koşuşturuyorlar. Kaldırıp kafanızı bir etrafınıza bakın! Belki o an için size muhtaç olan birileri vardır. Metroda cebinde 1 lirası olup ta bizden akbil veya kartınızda fazla akbil varmı? Diye soran çocuk gibi. Sosyalleşelim kafamızı kaldırıp etrafı süzelim. Kim şeytani kim rahmani hiç değilse onu görelim!
Ben mesajımı verdim, almak isteyene, sizler de lütfen gayret edin!