ANKARA (AA) - AA muhabirinin derlediği bilgilere göre Trump yönetimi, enerji kaynaklarına erişimi güçlendirmek ve stratejik tedarik zincirlerinde avantaj sağlamak amacıyla ekonomik baskı, gümrük tarifesi tehditleri ve askeri müdahale gibi araçlara başvuruyor.
ABD Başkanı Donald Trump'ın Panama Kanalı ve Grönland'a ilişkin açıklamalarıyla belirginleşen bu yaklaşım, göreve başlamasının ardından enerji üretimini artırma ve kritik minerallere erişimi güçlendirme politikalarıyla devam etti. Trump, 20 Ocak 2025'te göreve başlarken 'Drill, baby, drill' (Durmadan sondaj yapacağız) sloganını kullandı ve aynı gün 'Ulusal Enerji Acil Durumu' ilan ederek enerji ve kritik mineral projelerinde izin süreçlerinin hızlandırılmasını istedi.
Yönetim ayrıca enerji üretimi ve ihracatını artırmak, kritik mineral tedarikini güçlendirmek ve kurumlar arası koordinasyonu sağlamak amacıyla Ulusal Enerji Hakimiyeti Konseyini kurdu.
ABD'nin enerji hakimiyetini ulusal güvenlik ve uluslararası nüfuzun bir unsuru olarak gören bu yaklaşım, ülke içindeki üretimin artırılmasının ötesinde stratejik kaynaklar ve ticaret güzergahları üzerindeki etkisini genişletme girişimlerine de yansıdı.
Panama Kanalı'nda ABD-Çin rekabetiTrump, göreve başlamadan önce Atlantik ve Pasifik okyanuslarını birbirine bağlayan Panama Kanalı'nın ABD kontrolüne dönmesi gerektiğini savundu. Yüksek geçiş ücretlerini ve Çin'in bölgedeki etkisini gerekçe gösteren Trump'ın talebini Panama Devlet Başkanı Jose Raul Mulino reddederek kanalın Panama'ya ait olduğunu vurguladı.
Buna karşın, kanalın iki ucundaki limanları işleten Hong Kong merkezli CK Hutchison'ın iştiraki Panama Ports Company'nin sözleşmeleri, Panama Yüksek Mahkemesinin ocak ayında aldığı kararla anayasaya aykırı bulundu. Şirketin 1997'den bu yana işlettiği limanlara ilişkin gelişmeler, kanalın egemenliği ABD'ye geçmese de bölgedeki stratejik rekabetin boyutunu ortaya koydu.
Grönland'da askeri varlık ve kritik minerallerArktik'teki stratejik konumu ve kritik mineral kaynaklarıyla öne çıkan Grönland da Trump'ın nüfuzunu artırmak istediği bölgeler arasında yer aldı. Danimarka'ya bağlı özerk bölgenin ABD kontrolüne geçmesi gerektiğini savunan Trump, ulusal güvenliği ve Rusya ile Çin'in Arktik'teki faaliyetlerini gerekçe gösterdi.
Grönland Başbakanı Jens-Frederik Nielsen ise 'ABD, Grönland'ı alamayacak. Biz kimseye ait değiliz. Kendi geleceğimizi kendimiz belirliyoruz.' diyerek bu talebe karşı çıktı.
ABD'nin eylülde Danimarka ve Grönland ile bölgedeki askeri varlığını genişletmeye yönelik bir anlaşma imzalaması ve stratejik sektörlerde güvenlik riski oluşturan belirli yabancı yatırımlara sınırlamalar getirilmesi, Washington'ın Arktik'teki nüfuz arayışının askeri ve ekonomik boyutlarını öne çıkardı.
Trump'ın ekimde Grönland'da kapsamlı petrol, doğal gaz ve maden arama faaliyetlerinin başlayacağını açıklaması da bölgenin kaynaklarına erişimin yönetimin gündeminde kalmayı sürdürdüğünü gösterdi.
Venezuela'da askeri müdahaleTrump yönetiminin enerji kaynakları üzerindeki etkisini artırmaya yönelik en doğrudan hamlelerinden biri, dünyanın en büyük kanıtlanmış petrol rezervlerine sahip Venezuela'da yaşandı.
Washington'ın uzun yıllardır petrol yaptırımları uyguladığı Venezuela ile ilişkileri, Trump'ın ikinci döneminde askeri müdahaleye kadar uzandı.
ABD güçleri, 3 Ocak'ta Venezuela'ya düzenledikleri operasyonla Devlet Başkanı Nicolas Maduro ve eşi Cilia Flores'i yakalayarak ABD'ye götürdü.
Operasyonun ardından Trump, Venezuela'nın petrol sektörünün yeniden yapılandırılmasında Amerikan şirketlerinin önemli rol üstleneceğini ve ülkenin petrol kaynaklarının işletilmesine yönelik ABD denetiminin artırılacağını açıkladı.
Yaklaşık 303 milyar varillik kanıtlanmış petrol rezerviyle küresel toplamın yaklaşık beşte birini barındıran Venezuela, Washington açısından enerji arzının çeşitlendirilmesinin yanı sıra uzun vadeli ekonomik ve stratejik nüfuz kurulması bakımından da önem taşıyor.
Panama ve Grönland'daki egemenlik talepleri sonuçsuz kalan Trump yönetiminin Venezuela'da askeri güç kullanması, Washington'ın stratejik kaynaklar üzerindeki etkisini artırmak için farklı dış politika araçlarına başvurduğunu ortaya koyuyor.
Kaynaklar üzerindeki kontrol politikası 'tarihsel emperyalizmi' çağrıştırıyorEnergy Aspects Jeopolitik Araştırmalar Bölümü Başkanı Richard Bronze, AA muhabirine yaptığı değerlendirmede, ABD'nin stratejik kaynaklar üzerinde kontrol sağlamaya yönelik açık bir politika izlediğini söyledi.
Venezuela ve Grönland'ın bu yaklaşımın öne çıkan örnekleri olduğunu belirten Bronze, ABD'nin Batı Yarımküre'deki nüfuzunu artırma stratejisinin Monroe Doktrini'nin 'Trump uzantısı' (Trump Corollary) veya gayriresmi adıyla 'Donroe Doktrini' olarak nitelendirildiğini ifade etti.
Bronze, Trump'ın Venezuela petrolü ve Grönland'daki kritik minerallerle ilgili açıklamalarına işaret ederek, 'Kaynaklar üzerinde kontrol sağlamaya yönelik bu açık politika, tarihsel emperyalizm anlayışını çağrıştırırken beraberinde önemli riskler de getiriyor.' dedi.
Bu yaklaşımın Venezuela'da ABD ile işbirliği yapan bir hükümetin meşruiyetini zayıflatabileceğini belirten Bronze, kaynaklar üzerinde ulusal egemenliği savunan hareketlerin güçlenebileceğini, anlaşmaların tersine çevrilebileceğini ve istikrarsızlık yaşanabileceğini kaydetti.
Bronze, Trump yönetiminin Amerika kıtası dışındaki politikalarının ise daha çok karşılıklı çıkar ve pazarlık odaklı ancak daha az tutarlı bir seyir izlediğini ifade ederek, mevcut enerji fiyatları krizinin ABD'nin enerji hakimiyeti politikasının sınırlarını ortaya koyduğunu kaydetti.
Trump'ın kısa vadeli ekonomik anlaşmalara öncelik verdiğine dikkati çeken Bronze, şu değerlendirmede bulundu:
'2025'te Ukrayna'nın maden kaynaklarına ilişkin yürütülen müzakerelerde veya bu ay duyurduğu Rusya'dan dizel tedarikine yönelik anlaşmada olduğu gibi ekonomik anlaşmalar, Trump'ın dış politikasını sık sık şekillendiriyor. Ancak bu tür anlaşmalar, ABD'nin ve geleneksel müttefiklerinin uzun vadeli stratejik hedeflerinden dikkatleri uzaklaştırabiliyor hatta söz konusu hedeflere zarar verebiliyor.'
Muhabir: Duygu Alhan





