Günümüzde “aşk” kelimesinin eskiye göre daha basit kullanıldığını düşünen insanların sayısı her geçen gün artıyor. Çünkü artık ilişkiler çok hızlı başlıyor, çok hızlı tüketiliyor. Oysa gerçek sevgi; emek, sabır, anlayış ve karşılıklı güven isteyen çok özel bir bağdır. Bir insanın hayatına dokunmak, onun kalbine girmek kolay değildir. Bu nedenle ilişkiler sadece güzel günlerde değil, zor zamanlarda da kendini belli eder.

Evlilik öncesi yaşanan ilişkilerde insanlar sadece zaman harcamıyor; aynı zamanda duygularını, umutlarını, hayallerini ve güvenlerini de ortaya koyuyor. Bu yüzden yaşanan bir ayrılık, bazen insanın iç dünyasında derin izler bırakabiliyor. Kadın ya da erkek fark etmeksizin herkes sevilmek, değer görmek ve anlaşılmak ister. Fakat zamanla bazı ilişkilerde sevginin yerini yorgunluk alabiliyor.

Bir ilişkinin bitmeye başladığı aslında davranışlardan anlaşılır. Eskisi gibi merak edilmeyen, konuşmaların zorunluluk haline geldiği, sürekli kırgınlıkların yaşandığı ilişkiler zamanla iki tarafı da yıpratır. Sevgi sadece sözde kaldığında değil, davranışlarda da hissedilmediğinde insanlar içten içe uzaklaşmaya başlar.

İlişkiyi sırf inat uğruna sürdürmek ise çoğu zaman çözüm değil, daha büyük kırgınlıkların başlangıcı olur. Çünkü sevgi baskıyla değil, gönülle büyür. Sürekli aynı sorunların yaşandığı, tek tarafın çabaladığı ilişkilerde insanlar zamanla kendilerini tüketebilir. Elbette her ilişki emek ister ve bazı sorunlar konuşularak aşılabilir. Ancak sevginin tamamen yorulduğu yerde iki insanın birbirini daha fazla incitmeden yollarını ayırabilmesi de bir olgunluktur.

Bazen en doğru karar, iki tarafın da tamamen tükenmesini beklemeden saygıyı koruyabilmektir. Çünkü her bitiş kötü değildir. Bazı insanlar hayatımıza bir ömür kalmak için değil, bize bazı duyguları öğretmek için girer. Önemli olan geriye kırgınlık değil, insanlığın ve saygının kalabilmesidir.