Sevgili dostlarım, merhabalar!
Nasılsınız efendim? Dilerim sevgi dolu yürekleriniz daima hak ettiği yerde, hak edildiği şekilde değer görür.
Efendim, sevgi insana dair en derin duygulardan biri olmasına rağmen, ne yazık ki günümüz ilişkilerinde çoğu zaman bir objeye dönüşüyor. Tıpkı rafa koymak istediğimiz bir kupa ya da sehpaya yerleştirdiğimiz bir vazo gibi… Sahip olduğumuzu göstermek istercesine, sevdiğimiz kişiye bir eşya muamelesi yapar olduk.
Peki, sahip çıktığımız bu yüreğe gerçekten sahip çıkabiliyor muyuz? Yoksa “Nasıl olsa bu kalp artık benim,” diyerek mi yaklaşıyoruz? Seviyoruz ama sevgimizi hissettirerek yaşatıyor muyuz? Sahip oluyoruz ama o yüreğin değerini anlayabiliyor muyuz? Sorguluyor muyuz kendimize, sevginin kalbimizdeki yerini? Yoksa kolaycılığa kaçıp sevgiyi yalnızca “benim” diyerek bir objeye mi dönüştürüyoruz?
Eskiden sevgi emek isterdi efendim. İki kelimenin arasına hayaller, sabır, fedakârlık sığardı. Sevgi tükenmez, aksine büyürdü. Sevmek hissettirmekti. Şimdi ise sevgi yalnızca dilde bir söylem hâline geldi. “Seviyorum” demek kolay; zor olan o sevgiyi taşıyabilmek, koruyabilmek, büyütebilmek…
Artık sevgi bir duygu değil, adeta bir başarı göstergesi:
“Benim de bir sevgilim var, ben de seviliyorum.” Demek ve bununla övünmek için midir sevgi?
Şimdilerde sevdiğimizi sevdiğimiz için değil, bize kattığı statü için sever olduk ne yazık ki…
Peki severken birbirimizi anlayabiliyor muyuz? Birbirimizi yönetmeye çalışıyor muyuz? Yaşantımızda sevgiyi neye dönüştürmeye çabalıyoruz? Yoksa gerçekten sevgi, hayatlarımızda sadece bir "objeye" ya da "kavram"a mi dönüştü?
Çoğu kişi için sevgi artık hissetmek için değil, ona sahip olmak anlamında düşünülüyor. Birini sevdiğini söyleyen pek çok insan, aslında onun hayatını şekillendirmek ister hâle geldi. Giydiğiniz kıyafetten saçınıza, hobilerinizden damak tadınıza kadar her şeyinizi değiştirmeye çalışanların sayısı arttı. Sevginin adı ilişki ama içeriği mülkiyet oldu.
“Benim ol.”
“Benim istediğim gibi davran.”
“Ben ne dersem o olur.”
Oysa bir insanı bir obje gibi sahiplenmeye başladığımız yerde sevgi biter, denetim başlar. Sevginin kimliği silinir. Teknolojinin robot tasarımlarına benzer o ilişkiler; komutlarla yönetilen, programlanmış bir hâle gelir.
Efendim, sevgi asla kontrol edilmek istemez. Bir kalbi kafese koyamazsınız. Sevgi özgürdür; bıraktığınızda büyür, çok sıktığınızda boğulur. Sevgiyle suladığınızda filizlenir, sizi sarar. Ama tam tersi olduğunda solar, kurur, yok olur. “Seni seviyorum” söylemi yalnızca bir cümle olarak kalır.
.....
Vakti zamanında bir adam varmış. Güzelliğiyle herkesi büyüleyen bir kadına sevdalanmış. Tüm servetini, tüm yüreğini onunla evlenebilmek için ortaya koymuş. Bilirsiniz, bu zamanda paranın açamayacağı kapı da pek az… Kızın babası, hemen olur vermiş; dillere destan bir düğünle dünyaevine girmişler.
Gel zaman git zaman, adam eşinin yüzünde sürekli bir hüzün görmeye başlamış. Bir eli yağda, bir eli balda olsa da açıklayamadığı bir eksiklik varmış. Günlerce düşünmüş:
“Neyini eksik ettim de karım böyle mutsuz?”
Kendini sorgulamış, düşünmüş, taşınmış… Sonunda anlamış ki hummalı aşk sandığı duygu, aslında başka bir şeye dönüşmüş. Köyün en güzel kızına aşk duyduğunu sanmış ama o duygunun adı sevgi değil, sahip olma isteğiymiş.
Kadınını altınlarla, gümüşlerle, kürklerle donatmış ama içten içe onu bir obje gibi görmeye başlamış. İnsanların söylediği şu cümle egosunu kabarttıkça kabartmış:
“Vallahi helal olsun adama! Gül gibi karıyı aldı, prensesler gibi yaşatıyor.”
Ama eksik olanın sevgi olduğunu fark ettiğinde pişman olmuş. Bundan sonra eşini yüreğinin baş köşesine koymuş. Onu altınlarla değil, sevgiyle süslemiş. Elini tutunca güveni, gözlerine bakınca sevgiyi hissettirmiş. Ve eşinin yüzünde yeniden güller açmış… Mutlu mesut yaşamışlar.
......
Belki de tüm bu davranışların temelinde art niyet yoktur. Sahiplenmenin ölçüsü karışmıştır sadece. Sevgiyi bir obje gibi görerek koruduğumuzu zannederiz. Oysa neyi çok sıkı tutarsak; avucumuzdan kayıp gidiverir. Sonra da “Ben ne yaptım ki? Sadece sahiplenmek istemiştim…” diyerek hayıflanırız.
Modern çağın sevgi anlayışı da hayli yorucu. Herkes sevdiğini zannediyor ama çok azı gerçekten seviyor. Çünkü sevgi; gönül işi değil, bir varlık göstergesine dönüşmüş durumda.
Artık duygunun kendisi değil, dışarıdan nasıl göründüğü önemseniyor.
Oysa gerçek sevgi görünmez; hissedilir ve hissettirilir. Resmi yoktur, kanıtı yoktur. Gösterişle değil, sessiz bir ilgiyle; emekle, dikkatle var olur.
Belki de en büyük soru şudur:
“Sevdiğimiz insanı gerçekten seviyor muyuz, yoksa onu içimizdeki boşluğu dolduracak bir forma mı sokuyoruz?”
Oysa sevgi bir obje ya da kavram değildir; bir vitrin süsü hiç değildir.
Sevgi; göz göze gelince kalbin hızlanmasıdır.
Birine bakarken kendi bencilliğini değil, onun mutluluğunu düşünmektir.
İncitmemek için yavaş konuşmak, üzmemek için alçak sesle yaklaşmaktır.
Kaybetmemek için sevgiyi kalbin en güzel yerinde taşımaktır.
Dilerim artık sevgiyi bir obje gibi görmekten vazgeçeriz.
Sahip olma isteğini bırakıp, birlikte var olmayı öğrendiğimizde; belki o zaman gerçek sevginin tadına varacağız.
Efendim, yüreğinizde yer verdiğiniz sevginin değeri objeleşmeden, kıymeti bilinerek yerini bulsun inşallah.
Sevgiyle dolu yüreklerinize sevgiler yolluyorum.
Sağlıcakla, esen kalınız.