Aşk Ve Ceza, Bugünün Saraylısı, Tozlu Yollar, Yasak, Karaoğlan, Filinta, Sen Benimsin, Cesur Yürek, Vecihi Hürkuş” gibi projelerden tanıdığımız başarılı bir yönetmen, , iş kadını, öğrencilerinin gözdesi bir eğitmen… En son “Son Dilek” sinema filminin yönetmen koltuğundaydınız. Biraz filmin konusundan bahseder misiniz?
Hangi projeyi çekersem çekeyim dram temalı projeleri çok seviyorum. Son Dilek, bir anne-kız hikayesini anlatıyor. Bir annenin çocuğu için çırpınışını, ikisinin hayatta kalma mücadelesini görüyoruz.
Bu hikayede sizi en çok etkileyen unsur konunun dram olması mı?
Biz bu hikayede acıyı dile getirdik. Bu proje bana teklif edilmeden bir süre önce, büyük aşkımı babamı kaybetmiştim. Asla kimseyi görmek istemediğim; kendimi eve kapattığım, yataktan çıkamadığım bir dönemdi. Gelen projeleri üstünkörü okuyup teşekkür ederek sayfayı kapatıyordum. Ama Son Dilek filmini okuyunca ağlamaya başladım. Sevgili yapımcımız ayrıca senaristimiz Sevgili Mehmet Enver Sarıkaya bir aile acısını anlatmış ve beni inanılmaz etkiledi.
Ben kendisine şu sıralar çok keyfim yok desem de “hocam sizin çekmenizi çok istiyorum” diyerek ısrarlarıyla beni ikna etti. İyi ki de etmiş. Aslında ben de tam olarak o dönemde, o duygudaydım. Bu filme ben gönlümü verdim, babama atfederek duygularıma tercüman olabileceğim yolu, ışığı buldum. Bu nedenle bu filmin her saniyesi, her karesi benim için çok çok özel.
“Son Dilek filmi bir aile acısını anlatıyor”
Setiniz nasıl geçti?
Çok keyifliydi. Oyuncularımız, ekibimiz çok tecrübeliydi. Kadrodaki birkaç kişi hariç daha önceden çalışmış olduğum, yeteneğine, tecrübesine, disiplinine güvendiğim oyuncu arkadaşlarımla filmi çektim. Oyuncuların bir kısmı da kendi yetiştirdiğim öğrencilerdi. Öğrencilerimi zaten kendim yetiştirdiğim için bir bakışımdan, göz kırpmamdan ne istediğimi çok iyi biliyorlardı. Sette herkes çok hazırlıklıydı.
Kendi yetiştirdiğiniz öğrencilerle aynı sette çalışmak size gurur vermiştir.
Elbette çok gurur vericiydi, ama bir torpil geçmeliyim ki ilk gurur duyduğum, başrol çocuk oyuncumuz Ebrar Alya Demirbilek’ti. Çok zor bir karakterin altından kalktı. Ebrar bana ilk geldiğinde 11 aylık bir bebekti. Fox Tv’de “Sen Benimsin” adlı diziyi çekmiştik. 11 aylık bir bebekten, beklenmeyecek bir performans aldım. Bence bu dünyaya oyuncu olmak için gelmiş, çok özel bir çocuk. Bir çocuğa rolü anlatmak çok önemlidir. Ona istediğin kadar ne yapması gerektiğini söyle, kimin kucağına gittiğinde ağlayacağını, kime gittiğinde güleceğini anlayamaz. Onun dünyasını anlayıp onunla dil kurmak lazım. Bu beraber 3. Setimiz ama sette hocasıyken 1 yaşından beri özel hayatta teyzesiyim. Bu nedenle Set boyunca birbirimizin inanılmaz konforu olduk.
“Yeteneğine, tecrübesine, disiplinine güvendiğim oyuncu arkadaşlarımla filmi çektim”
Son Dilek filmi seyircide nasıl bir izlenim oluşturacak?
Ben izleyicimizin çok hüzünleneceğini düşünüyorum. Ben hem okurken hem çekerken çok çok hüzünlendim. Sevgili Ceyda Ateş hakikatten çok iyi bir oyuncu ama burada yeni anne olmuş olması onun bakışını daha da yükseltti. Biz birbirimizin gözüne bakınca ne istediğimizi anladık. Dışarıdan bakınca hemen herkes Ceyda ve Ebrar’ı gerçek anne kız olarak görebildiler.
Biraz da oyuncu seçiminizden konuşalım. Aklınızdakilerle mi çektiniz bu filmi?
Aslında proje ilk bana geldiğinde bir anne – oğul hikayesiydi. Hem bir kız çocuğu tarafıyla kendimden beslendiğim için hem de bu rolü Ebrar’ın çok iyi oynayacağından emin olduğum için ona teslim etmek istedim. Anne rolü için çok fazla kadın oyuncu bakıyorduk, ama Ceyda aklımda olan bir isim değildi.
Önüme Ceyda’nın fotoğrafını koyduklarında “Ebrar’ın gerçek annesi olsa bu kadar benzer” dedim… Kendisi o dönemde Amerika’daydı. İletişime geçildiği anda gece yatağından kalkıp, senaryoyu okuyup, hemen audition’ı ulaştırmıştı. Ardından yaptığımız tüm toplantılarda, karşımda tüm sempatikliğiyle gülümseyen, karaktere dair çok doğru soruları olan, beni anlayan, benim anladığım isimdi. Benim için alternatifi o saatten sonra yoktu. Anıl (Altan) ise ilk görüşmeye geldiğinde Ceyda’nın erkek versiyonunu gördüm. Gözleri pırıl pırıl, heyecanlı, “hadi hocam sete çıkalım” diyen bir Anıl. O kadar heyecanla konuşuyor ki ardından alternatif bırakmıyor “bu benim rolüm” diyor. Susup teslim ediyorsun:) Seda Akman, Erkan Bektaş, Şebnem Özinal benim senelerce birçok projede birlikte yol aldığım, yetenek ve tecrübelerine çok inandığım, alternatif olarak isim bakmadığım oyunculardı. Bir tek Ümit Acar’la tanışmamıştım. Onunla da yapımcımız Mehmet Enver Sarıkaya beni tanıştırdı. Çalışmaktan çok keyif aldım. Dolayısıyla çok ağır bir cast dönemi geçirmedim
“Önüme Ceyda’nın (Ateş) fotoğrafını koyduklarında “Ebrar’ın gerçek annesi olsa bu kadar benzer” dedim.
Bir yönetmen olarak sizi set içerisinde zorlayan şey nedir?
Çok başıma gelmedi, ama muhtemelen donanımsız, yeterli hazırlığa sahip olmayan bir ekiple çalışmak zor olurdu. Benim en büyük avantajım çok uzun yıllar Kudret Sabancı’yla çalışmış olmaktı. Türkiye’de en iyi 10 yönetmeni saysak, Kudret Hoca başrollerdedir. Meslek hayatım boyunca Kudret hocam sayesinde hep çok tecrübeli, donanımlı oyuncular ve ekiplerle çalıştım.
Son Dilek filminde de Kudret Hocamdan aldığım tecrübeler, Yapımcım Mehmet Enver Sarıkaya’nın sonsuz desteği ve inancı, ekibimizle ile çok planlı ve programlı ilerlediğimiz için setimizi sıkıntısız ve hatta gününden çok daha erken bitirdik.
45’lik Film Akademi’de eğitimlere devam ediyorsunuz. Nasıl bir eğitim süreciniz var?
Kudret hoca ve ben daha önce bir aylık bir eğitim vermiştik ama sistem bizim için asla doğru gelmemişti. Yönetmen eğitimi denince haftada 1 gün 3 saat diye sınırlamalar geliyor yani ayda 12 saat. Fakat bizim istediğimiz saat sınırı olmayan, yoğun çalışılan bir sisteme geçmekti. Şu an derslerimiz her ay 60-70 saati buluyor. Bizim hayalini kurduğumuz eğitim; saatlerle sınırlı ve her parayı verenin geldiği bir yer olmamalıydı. Bu nedenle ilk olarak uzun süredir vermek istediğimiz eğitimin sistemini değiştirmeyi hedefledik. Biz eğitimimiz için “Konservatuar sistemi oturtalım ve seçerek alalım” kararlılığındaydık. Sevgili Fuat Akyol’da bizimle ile aynı fikre sahip olunca yollarımızı birleştirdik. 45’lik Akademi’de eğitim almak için öncelikle akademi ile iletişime geçiyorlar. Ekip arkadaşlarımız başvuruları alıp, kişilerin sunum dosyalarını bize iletiyor ve biz inceleyip kendilerine dönüş sağlıyoruz. Elbette eğitimimize başvuran herkes oyunculuk mezunu olmuyor. Öğrencilerimizin arasında mühendis de var, ekonometri okuyan kızımız da var, senelerdir oyunculuk yapan çok değerli oyuncularda var. Bizim ilk hedefimiz "Ünlü mü olmak istiyorsun, oyuncu mu olmak istiyorsun?" sorusuna doğru yanıtı bulmak. Sonrasında onlardan showreel’lerini, fotoğraflarını ve auditionlarını alıyoruz. Oyunculuklarına bakıyoruz. En sonunda bir araya geliyor ve karşılıklı olarak eğitim hakkında konuşuyoruz. Katılmak isteyenler arasından maksimum 15 kişi seçerek eğitime başlıyoruz. Yönetmen ile birebir ve sınırlı sayıda kişi ile eğitim olunca doğal olarak çok fazla talep oluyor. Her ay 150 kişi başvuru yapıyor. Bizim istediğimiz sadece oyunculuk değil, oturmasıyla, kalkmasıyla, senaryo okumasıyla, karaktere girmesiyle en donanımlı oyuncuları yetiştirmek.
“45’lik Film Akademi olarak ilk hedefimiz “Ünlü mü olmak istiyorsun yoksa oyuncu mu? sorusuna doğru cevabı bulmak”
Bu yolda birçok tecrübe ve başarı kazandınız. Son Dilek filminde de yönetmen koltuğunda tek başına oturuyordunuz. Şöyle bir baktığınızda bu yol size neler kattı?
Ben bugün senin karşında söylediğim her cümleyi Kudret Sabancı’ya borçluyum. Biz çok çalışarak, azmederek yol aldık. Bugün projelerde daha iyi bir dünya kurabiliyorsam hocanın sayesindedir. Kendisi benim hocam olmanın dışında, işimi öğreten ustam, her daim arkamda duran abim, yol gösteren dostumdur.
Daha önceki röportajımızda sektördeki mobingden bahsetmiştik. Bir kadın yönetmen olmanın zorlukları sizi ürkütüyor mu?
Artık ürkütmüyor. Bu bir süreç. Bulunduğumuz koltuk dışarıdan çok şaşalı görünüyor. İnsanların maddi ya da manevi konum olarak ya da hayat standartlarını yükseltmek adına istediği bir yer. Çok büyük bir savaş var ve bununla ilgili eleştiriler görüyoruz. Kadın yönetmenler sektörde kabul edilmiyordu. Zamanla her şey değişti. Benim de örnek aldığım, sektörde çok önemli isimler var; Hilal Saral, Zeynep Günay Tan, Benal Tairi... Çektikleri işlerin dillerine ve duruşlarına çok saygı duyduğum kadın yönetmenlerdir. Dışarıdan bizim yaptığımız iş, erkek işi gibi görünüyordu. Çok yakın bir zamanda, akademiye katılmak isteyen bir öğrencim geldi ve 2 dakika sonra bana bir kutu uzattı “Hocam konuşmayı çok ilerletmeden bunu vermek istiyorum. Ben yönetmen denince bir kadın olduğunu düşünmedim bu nedenle size bu hediyeyi almıştım” diyerek bana kutuyu uzattı. İçinden tespih çıktı. Yönetmen dendiğinde kim olduğuna bile bakılmadan erkek diye düşünülüyor.
Son Dilek filmiyle ilgili insanların izlemesini sabırsızlıkla beklediğiniz bir sahne var mı?
Final sahnesi. Çok uzun saatler bu sahneyi çektik. Filmin duygusunu taşıdığımız en önemli sahnelerden biriydi. İkinci olarak 45’lik’te bir sahne çektik. Uzun yıllardır eğitim verdiğim, 45’lik Bar da sahne çekmek nasip oldu. İstiklal Caddesine kamera koymanın keyfi bambaşkaydı. Filmin kutlamasını da burada yaptık. Bu özel sahneleri unutamam.
45’lik Akademi sizin için ne ifade ediyor?
Buranın bir geçmişi var. 45’lik 30 senelik bir mekan. Sadece İstanbul’un değil İstanbul dışından da birçok insanın geldiği bir yerdir. Birçok filmde ve dizide gördüğümüz, hatta “Issız Adam ” filminde “seni bir yere götüreceğim zamanda yolculuk gibi” sözleri ile anlatılan, kapısından girdiğiniz an itibari ile kokusuyla, dokusuyla, nostalji müziğiyle sizi alıp götüren mekandır. Bu kadar keyif aldığım mekanda yıllar sonra oyunculuk eğitimleri vermek kader yolumun bağlanmasıydı. Bu süreçte biraz evvel de dediğim gibi 45’lik’in sahibi Fuat Akyol’la yollarımız kesişti. Ben onun markasına çok güvendim. Kudret Hoca, Fuat Bey ve ben iyi bir ekip olduk. Burada bir sürü öğrenci yetiştirdik. Her taşında bir anımız vardır. İlk filmimde en sevdiğim sahnelerden birini burada çektim. O yüzden burası çok özel bir yer.
Sadece oyunculuk üzerine mi eğitim veriyorsunuz?
45'lik Akademi de Kamera Önü oyunculuk eğitiminin yanı sıra Cast Direktörü ve Menajer Rabia Sultan Düzenli ile “Audition Eğitimi” Fuat Akyol ile “Dj’lik Eğitimi” 3 senedir sürekli olarak devam ediyor. Önümüzde ki ay;
Yeşim Gül ve Şebnem Özinal ile konservatuara hazırlık, kamera önü oyunculuk diksiyon eğitimleri. Bay Daniel Meca ile “fotoğrafçılık” eğitimlerimizi programladık.
Dönüp geriye baktığınızda “yapmasaydım” dediğiniz bir yer var mı?
Her şey yaşanması gerektiği gibi yaşandı. Yanlışlarım da bir tecrübe oldu. Gelecek için bir ışık tuttuğuna inanıyorum.
Gelecek kaygısı mı sizi daha çok korkutur yoksa geçmiş pişmanlığı mı?
Doğru bir insan olduğun sürece hayatın yolunda gider. Kendi kalbimden emin olduğum için gelecekle ilgili bir endişem yok.
“İlk filmimde en sevdiğim sahnelerden birini 45’lik gibi özel bir mekanda çektim”
Nasıl bu kadar başarılı oldunuz” Diziler, filmler, akademi, senaryo yazarlığı derken çok yorucu olmuyor mu?
Oluyor :) olsun da işimi aşkla yapıyorum. Oğlum Efe 20 yaşında ve kendini bildi bileli O'na sürekli aynı şeyi tekrarlıyorum. “Eğer sevdiğin işi yaparsan hayatın boyunca çalışıyor olmayacaksın. Aşkla gidip geleceksin.” Ben işimi aşkla yapıyorum, çünkü bizim işimiz gerçekten bir deli işi (gülerek). Çok yorucu, saatleri olmayan, özel hayatı olmayan bir iş ve bu işe uzun seneler devam edebilmek çok zor. Aşkla yaptığın zaman bu saydıklarımın hiçbiri sorun olmuyor. Yönetmenlik sette bitmez, 24 saatlik bir iştir. Set ekibindeki herkes neyin nereye konulacağını, nasıl yapılacağını size soracaktır. Dolayısıyla set paydos ettiğinde iş bitmez. Her hafta gelen yeni bölüm senaryosunu son cümlesine, en ince ayrıntısına kadar algılamak, yaşamak ve çalışmak lazım… Setten çıkıp montaj stüdyosunda sabahlarken aşkın devreye girer.
Oğlunuzda oyuncu. Evde yönetmen bir anneyle yaşaması zor olmuyor mu?
Bilmem bunu Efe'ye sormanız lazım (gülerek)… Aslına bakarsanız zor olmuyor, çünkü bizim evimiz işyerimiz değil. Burada anne, sette denk geldiğimizde de hoca. Efe doğduğundan beri sektörümüze çok alışkın olup setlerde büyüdüğü için ona tuhaf gelen bir durum yok... Aksine üniversite seçiminde hiç bir yorum yapmadan kenarda bekledik ve sonucunda gördüm ki; benimle meslektaş olmayı tercih etmiş. Bu sene mezun oldu. Evde artık 2 yönetmeniz.
Peki, oğlunuzun bu büyülü dünyaya kapılmasından endişe etmiş miydiniz?
Hayır etmedim... Çünkü Efe için bu dünya büyülü değil, bu benim işim... Evimize girip çıkan insanlar onun için ünlü oyuncu veya yönetmen olmuyor... Efe için onların hepsi ya dayıları ya teyzeleri... İnsanların dışarıda ünlü gördükleri kişiler evde beraber yemek yapıp, masadan kalkıp, beraber bulaşık yıkadığımız kişiler olduğu için Efe hiç bir zaman ünlü ünsüz diye kavrayamadı. Sadece çok küçükken bazı düşkün olduğu teyzelerini gazetede veya televizyonda birileriyle gördüğünde çok bozulup küserdi (Gülerek).
Peki ya setlerden kalan vakitlerinizde sizi ne mutlu eder? Sanırım aileye ve dostluklara, çok önem veriyorsunuz…
Evet, ben ailesine ve dostlarına çok düşkün bir insanım. Oğlum ve Annem tabii ki kırmızı çizgim. Kız kardeşim Ayşe Vancouver’da yaşıyor, kuzenim duygu İstanbul’da … Bu hayatta o ikisi için ne yapmam sorusunun bir karşılığı bende yok. İki tane acayip zeki yeğene sahibim… Demir ve Duru benim için çok özeller. Gelecekte benden sevgiyle bahsetmelerini çok isterim… Duru çok komik bir kız… Ona her baktığımda “Çok saçmasın Duru yaaaaa” diyebiliyorum:) Dolayısıyla ailesiyle, dostlarınla bu kadar yakın olunca “set yok, hadi at kendini dışarı” durumunda değilim. Kuzenim Ebru ile çıt çıt gibiyiz. O varsa bana her yer zaten çok okey… Her saniye can cana, yan yanayız. Esra, Burçak ve Nurcan’ı gecenin bir körü taciz etmekten, Meral’le gülüp eğlenmekten (en komik karakterdir), Gamze ve Neslihan’la kahve içmekten, Yeşim'le, Şebnem’le, Burcu’yla planlar yapmaktan, öğrencilerimle zaman geçirmekten kendimi uzak tutmam mümkün değil. Varlıklarına bin şükür...
“Aileme ve dostlarıma çok düşkün bir insanımdır”
Çok keyifli bir sohbet oldu. Zaman ayırdığınız için çok teşekkür ederim. Bugüne kadar birçok hayat çektiniz, birçok karaktere can üflediniz. Bir gün kendi hayatınızı çekecek olsanız bu filmin konusu ne olurdu?
Ben de bu keyifli sohbet için çok teşekkür ederim. Ben kendi hayatımı çekmem, kurgu çekerim (gülerek). Ben hayatımı film yapsam emin olun gişesi yok :) atraksiyonsuz birbirini seven aile, evlat ve dostlarla yaşanan sakin dingin bir hayat.