KT-1. Seni birçok kişi önce sosyal medya içeriklerinle tanıdı, ardından oyunculuk kariyerin dikkat çekti. Bugün kendini tanımlarken hangisi daha ağır basıyor: içerik üreticisi olmak mı, oyuncu olmak mı?
Kendimi her zaman önce oyuncu olarak görüyorum. Sosyal medya bana çok şey kattı; milyonlarca insana ulaşma fırsatı verdi, kendi karakterlerimi yaratmama olanak sağladı. Ama aslında yaptığım şeyin özü yine oyunculuk. Kamera karşısında ister kendi yazdığım bir karakteri canlandırayım ister bir senaryodaki rolü oynayayım, ikisinin de merkezinde oyunculuk var. Sosyal medya benim vitrinim olabilir ama oyunculuk benim hayat boyu yapmak istediğim meslek.

KT-2. Tümay Özokur Akademi’de aldığın eğitim sana oyunculuğun ötesinde kişisel gelişim açısından neler kattı? Bugün hâlâ uyguladığın en önemli ders hangisi?
Tümay Özokur Akademi bana sadece oyunculuğu öğretmedi; bana kaybettiğim özgüvenimi yeniden kazandırdı. Hatta diyebilirim ki Reggie’nin kim olduğunu en çok orada keşfettim. Çünkü bence iyi bir oyuncu olmak istiyorsanız, önce kendinizi tanımanız ve kendinizle yüzleşmeniz gerekiyor. En büyük dersim ise kimseyle yarışmamam gerektiğiydi. Kendimi başkalarına kanıtlamaya çalışmak yerine, her gün dünkü Reggie’den daha iyi olmaya odaklanıyorum. Bu bakış açısı hayatımı tamamen değiştirdi. Eskiden dışarıdan gelen onaya çok daha fazla ihtiyaç duyuyordum; bugün ise en büyük yarışım yalnızca kendimle.

KT-3. Mizah duygun ve kamera önündeki enerjin oldukça güçlü. Sence insanları güldürmek mi daha zor, onlara güçlü duygular yaşatmak mı?
Bence insanları gerçekten güldürmek çok daha zor. Ağlatan birçok hikâye vardır ama insanın gününün en kötü anında bile onu kahkaha attırabilmek çok özel bir şey. Ben hep şu cümleye çok inanırım: “Bu zor hayatta en iyi ilaç gülmek ve güldürmektir.” Zaten sosyal medya sayfamı açma sebeplerimden biri de buydu. İnsanların kötü bir gün geçirdiğinde benim sayfama gelip birkaç dakika da olsa gülmesini, nefes almasını ve hayatın yükünü biraz olsun unutmasını istedim. Eğer bunu başarabiliyorsam, benim için en büyük mutluluk bu.



KT-4. Sosyal medyada kendi yarattığın karakterinle izleyici karşısındasın ama sette bambaşka karakterlere hayat veriyorsun. Bu iki dünya birbirini nasıl besliyor?
Sosyal medya bana doğaçlama yapmayı, ritmi ve seyircinin nabzını okumayı öğretti. Set ise bana disiplini, sabrı ve karakterin derinliğini öğretiyor. Bir tarafta tamamen özgürsünüz, diğer tarafta büyük bir ekibin parçasısınız. İkisi birbirini inanılmaz besliyor. Biri beni daha yaratıcı yaparken diğeri daha iyi bir oyuncu olmamı sağlıyor.

KT-5. Bir gün başrolünü seçeceğin bir film ya da dizi projesinde yer alma şansın olsa nasıl bir hikâyeyi tercih ederdin? Komedi mi, dram mı, aksiyon mu, yoksa hepsini bir araya getiren bir yapım mı?
Kesinlikle hepsini bir araya getiren bir hikâye. Çünkü hayat da öyle. Bir gün kahkahalarla gülerken ertesi gün gözyaşı dökebiliyoruz. İzleyicinin hem güldüğü, hem ağladığı hem de uzun süre etkisinden çıkamadığı karakterler bırakmak isterim. En büyük hayalim insanların, “Bu rolü Reggie’den başkası oynayamazdı.” demesi.

KT-6. Sette ya da içerik çekerken yaşadığın ve “Bunu anlatsam kimse inanmaz.” dediğin komik ya da unutulmaz bir anın var mı?
Aslında hiç unutamadığım komik bir anım var. Evde Makbule Teyze karakteriyle çekim yapıyordum ve o sırada yemek siparişi vermiştim. Hesabıma göre çekim yemek gelmeden bitecekti ama aksilikler oldu ve çekim uzadı. En sonunda kapıyı Makbule Teyze kılığında açmak zorunda kaldım. Ama sadece kostümü üzerimde değildi; karakterden de hiç çıkmadım. Kapıyı açtığım anda Makbule Teyze hayatta olsa nasıl konuşurdu diye düşünüp tamamen o karakter olarak konuşmaya başladım. Kurye de gerçekten karşısında yaşlı bir teyze olduğuna inandı. Kapıyı kapattıktan sonra dakikalarca gülmekten kendime gelemedim. Sanırım o gün şunu anladım; bir karaktere gerçekten inanırsanız, karşınızdaki insan da size inanıyor.



KT-7. Sosyal medyada ne kadar sahicisin ya da nasıl göründüğünle ne kadar ilgileniyorsun? Seni en yakından tanıyan insanlar seni nasıl anlatırdı?
Açık konuşayım, sosyal medyada gördüğünüz Reggie ile evdeki Reggie arasında çok büyük bir fark yok. Kamera kapanınca, “Tamam, artık normal olayım.” diyemiyorum. Ben zaten biraz böyleyim. Beni en yakından tanıyan insanlar muhtemelen, “Bu çocuk biraz deli ama kalbi kocaman.” derler. Çok gülen, çok güldüren, ailesine ve arkadaşlarına çok bağlı biriyim. Bana göre hayatın en büyük zenginliği de sevdiklerinle birlikte gülebilmek. Bir de şunu söylerlerdi sanırım: Reggie’nin olduğu yerde sessizlik pek uzun sürmez.

KT-8. Henüz birlikte çalışma fırsatı bulamadığın ama bir gün aynı projede yer almak istediğin bir oyuncu ya da yönetmen kim olurdu? Seni en çok etkileyen özelliği ne?
Aslında çok isim var ama özellikle iki tanesini söylemek isterim. İlki Melek Baykal. Kendisine yıllardır hayranım. Hâlâ Cennet Mahallesini büyük keyifle izlerim. Sosyal medyada yarattığım bazı karakterlerde bile ondan ilham aldığım anlar olmuştur. Onun doğallığı, zamanlaması ve seyirciyi hiç zorlamadan güldürebilmesi bence çok büyük bir yetenek. İkinci isim ise Haluk Bilginer. Bana göre sadece Türkiye’nin değil, dünyanın en iyi oyuncularından biri. Bir karaktere dönüşme biçimi, duyguyu en küçük mimikle bile seyirciye geçirebilmesi inanılmaz etkileyici. Onu izlerken oyunculuğun sadece replik söylemek değil, gerçekten o karakteri yaşamak olduğunu hissediyorsunuz. Bir gün aynı projede yer alabilirsem, bunun benim için büyük bir onur olacağını düşünüyorum.


KT-9. Kariyerin boyunca aldığın en ilginç eleştiri ya da tavsiye neydi? O sözün bakış açını değiştirdiği bir an oldu mu?
İngiltere’de okurken bir İngilizce hocam bana, “Sen yazar olamazsın, bu hayalinden vazgeç.” demişti. O söz beni o gün çok üzmüştü. Ama benim şöyle bir huyum var; biri bana “Yapamazsın.” dediğinde, içimde bunu başarma isteği daha da büyüyor. Üniversitedeyken ilk kitabımı yazıp yayımladım. Sonra da o kitabı imzalayarak aynı hocama hediye ettim. O gün şunu öğrendim: Başkalarının sana çizdiği sınırlar, sen kabul etmediğin sürece gerçek değildir. Bazen hayatınızın yönünü sizi alkışlayanlar değil, size “yapamazsın” diyenler değiştirir. Ben o cümleyi bir engel olarak değil, beni daha da güçlendiren bir motivasyon olarak gördüm. Belki de bugün hâlâ hayallerimin peşinden aynı inatla koşmamın sebebi budur.

KT-10. Beş yıl sonrasına gittiğimizi düşünelim. Reggie’yi nerede görüyoruz? Dijital dünyada yeni projeler üreten, başrolünde yer aldığı yapımlarla konuşulan bir oyuncu olarak mı, yoksa bambaşka sürprizlerle mi?
Beş yıl sonra umarım sadece Türkiye’de değil, uluslararası projelerde de yer alan bir oyuncu olarak anılırım. Dijital içerik üretmeye de devam ederim çünkü beni ben yapan yolculuğun önemli bir parçası. Ama en büyük hayalim, insanların sinemadan çıktıklarında canlandırdığım karakteri konuşmaları. İzleyicinin kalbinde iz bırakan hikâyeler anlatabilirsem, kendimi gerçekten başarılı hissederim. 30 yaşımdan sonra çok önemli bir şey fark ettim: Hayatı, başkalarının beklentilerine göre yaşayarak gerçekten mutlu olamıyorsunuz. O günden sonra kendime bir söz verdim; “Elalem ne der?” diye değil, “Kalbim ne der?” diye yaşayacağım. Bugün aldığım her kararda bunu kendime hatırlatıyorum. Beni bulunduğum noktaya getiren şey de tam olarak bu cesaret oldu. Eğer bir gün geriye dönüp baktığımda “Kalbimin sesini dinleyerek yaşadım.” diyebilirsem, işte o zaman kendimi gerçekten başarılı hissedeceğim.
KT- Sevgili Reggie sana bu özel röportaj için çok teşekkür ediyorum ve başarılarının devamını diliyorum.
Asıl ben çok teşekkür ediyorum sizlere bana bu fırsatı verdiğiniz için sağolun.
SAYGILARIMLA.
SAĞLICAKLA KALIN AMA SEVGİSİZ KALMAYIN...