GİZEM YILDIZ'ın röportajı için tıklayınız...
Neredeyse 30 yılını sanata adanmış bir hayatınız var. MERKUR kurucususunuz, bu 30 yıllık yolculuk nasıl geçti?
1972 yılında Almanya’da doğdum. 1994 yılında Bedri Baykam’ın asistanı olarak sektöre başladım. Sanatçı asistanlığı ile başladım ve ilk sergi deneyimim ise AKM’de Bedri Baykam’ın Kuvayı Milliye adını verdiği sergisiyle oldu.14 yıllık çalışma süresince Piramid Yayıncılık’ta genel koordinatörlük yaptım, 42 kitabın editörlüğünü üstlendim.2006 yılında Piramid Sanat Galerisi’ni Bedri Baykam’la birlikte kurdum. 2004-2005 yılları arasında 7 kadının bir araya geldiği Radyo Female'de program yaptım. Cumhuriyet gazetesinde yazdım. TV8 haber merkezinde çalıştım. 2004 yılında sanat danışmanı ve küratör Beral Madra’nın danışmanlığında ilk sanat mağazası girişimi olan 7 arts factory’i Evrim Tümer ile birlikte kurdum. 2007 yılında ilk galeri girişimim olan ESKONSEPT'i Ebru Erberdi ile beraber kurdum. 2010 yılında Merkur Galeriyi kurdum. Ben sektöre girdiğimde, gerek yerleştirme, gerekse açılışa gelen binlerce kişiyle sanat bence en değerli olduğu dönemindeydi…
Bedri Baykam’ın yanında asistanlıkla başladınız. Sanat tutkusu sizi ilk orada mı yakaladı?
Bedri Baykam’da 1994 Aralık ayında çalışmaya başladım ancak sanat sektöründe çalışmaya karar vermem 5 yılımı aldı, bu süreçte gazete ve TV gibi farklı deneyimlerim oldu. 1999 yılında Paris’te açtığımız sergide sanatın varoluşsal, hatta rahatsız edecek şekilde düşündürücü -bir nevi hasta edebilecek- gücüyle karşılaştığımda gerçekten sanata aşık oldum. Bu aşk ve tutku da bu yıllara gelmemi sağladı. Yani sanat beni estetiksel yönüyle değil, tam tersi rahatsız edici düşünce yapısıyla etkiledi.
Sanatın içinde özgünlük kelimesi size neyi çağrıştırıyor?
Gelişen teknolojilerle birlikte iletişim ve bilgi/imgeye ulaşmak çok kolaylaştı. 2000lerden bugüne farklılıktan çok eş zamanlılıktan bahsediyoruz. Daha önce hiç yapılmamış, düşünülmemişin aksine “Sanatçının katkısı nedir?” Daha kabul edilir oldu, buna da özgünlük diyoruz.
Sanat dünyasındaki hangi kavram, konsept sizi anlatıyor?
Özgürlük ve yaratıcılık…
MERKUR’un kuruluş hikayesi nasıl doğdu?
Galerimi 2010 yılında kurdum ve isim babası Levent Çalıkoğlu’dur. O dönem astroloji bu kadar popüler değildi. Gezegen olarak sadece ticareti temsil ediyordu. Her üç ayda bir geri gittiğini bilseydim sanırım Levent’e başka isim düşünelim derdim… Şaka bir yana isminden de, bana getirdiği başarılardan da çok mutluyum. Günümüzde bildiğimiz birçok önemli sanatçıların keşif ve ilk sergilerini yapan biri olarak galerimin gücüne ve uğuruna çok inanırırım.
Bir sanat galerisi sahibi olmanın getirdiği avantajlar ve dezavantajlar neler?
Bizim mesleğin yeterince bilindiğini düşünmüyorum. Geç kalınmış bir girişim olarak Uluslararası Sanat Galericilerini Derneğini geçen Ocak ayında kurduk ve başkan yardımcısıyım. Galericilik sürdürülebilirlik anlamında çok zor bir yapıdır. Sadece tanıdıklarınız olması yapının yaşamasına yetmiyor. Uzun yıllara dayanan bilgi, ilişki, sabır ve her şeyden önemlisi de sürekli yatırım gerekiyor. Hiçbir alandan desteklenmeyen yapılar olarak tüm girişimlerimiz bireysel ve bu alanda çok fazla çalışıyoruz, çaba gösteriyoruz.
MERKUR için önümüzdeki yıllarda hayalleriniz var mı?
Hayalperest biri hiç değilim, hesapsız riske de girmem, ancak tabii ki planlarımız var. Onu da maalesef herhangi bir batılı ülke gibi yıllar öncesinden hesaplayarak değil, yakın gündemle ilerliyoruz. Çalışmalarımız arasında uluslararası görünürlüğe daha fazla önem vereceğimizi söyleyebilirim.
Nft günümüzde en çok tercih edilen alanlardan biri, bu sistemle geleneksel yöntemler yara almış oluyor mu?
NFTye hiçbir zaman inanmadım ve yer de vermedim. Şimdi sanat alanında neredeyse hiç gündemde değil, demek ki doğru öngörmüşüm… Sanatçılar yapıları gereği teknolojinin hızlı getirilerine daha çok adapteler. Sanatı piksele indirgemek sanatın biricikliğine ve eserin karşısında alabileceğimiz birçok duygu ve hazzın da ötesine geçmemizi bekliyor, sanırım bu konuda daha duygusalım.
Genç nesil sanatçılarda en çok karşılaştığınız konseptler neler oluyor?
Türkiye’den bahsedersek daha desen ve figürcü gençler. Bu konuda eleştirilerim de var. Gençlerin kendilerine yeterince zaman vermeden işin ticari boyutuna atlamaları bir kısır döngü… Birbirine benzer işler ve üretimlerle karşılaşıyorum ve üzülerek söylüyorum ki çok azı beni heyecanlandırıyor. Sanatçı olmak ile meslek olarak bunu yapmak arasındaki fark artık çok belirgin…
Günümüzde tercih edilen sanat anlayışı nedir?
Yeni akımlar çıkmadığı için, eskileri yeniden yorumlamak ve eş zamanlılık sanırım günümüzün sanat anlayışı…
Yurtdışındaki sanat dünyasıyla Türkiye’deki sanat dünyası bir kıyas içinde, siz Türkiye’de sanata verilen değeri yeterli görüyor musunuz?
Bence kıyas yapmak çok yanlış. Ne sanatsal geçmişimiz ne de ulaşılabilirliğimiz. Özellikle Batı ile asla aynı değil. Çağdaş sanat tarihimiz çok yeni yazılıyor ve nereye ilerleyeceğimizin yolu daha netleşmedi. Son 20 yılın sanatçıları oldukça güçlü bir şekilde sınırları zorluyor diyebilirim.
Teknolojinin sanatın gelişimine katkı sağladığı en büyük yenilik sizce nedir?
Sanatın görünürlüğüne ve ulaşımına ciddi bir katkıları var. PDFlerle, sosyal ağlar ile sanat severlere çok hızlı bir şekilde ulaşıyoruz. İyi ve kötü yanları da var tabii, mesela hızlı tüketilmesi gibi… Ama teknolojinin olanakları sayesinde herkese çok hızlı bir şekilde ulaşıyoruz bu da çok önemli…
Bir kadın girişimci olarak hemcinslerinize örnek oluyorsunuz. Kendinizi sıfırdan yaratan biri olarak, ayağa kalkmayı bekleyen hemcinslerinize ne söylemek istersiniz?
Kadın erkek ayrımının artık olmaması gerekir değil mi? Kadın sanatçı diyoruz ama Picasso’ya erkek sanatçı diyor muyuz? Maalesef görsel sanatlar, plastik sanatlar, edebiyat, iş hayatının her alanında hala bu ayrım var. Bu ayrımlarla savaşmak bir nebze daha kolay ancak sadece bizde değil tüm dünyada kadın konusu bildiğimiz sebeplerden hep hassas. Ancak şunu net söyleyebilirim; 21. Yüzyıl sanat tarihinde kadınların ismi çok daha ağırlıkta olacak.