İnce Yapı Sabiti ve Aynı Anda Doğuş Kevser Yeşiltaş
İnce Yapı Sabiti ve Aynı Anda Doğuş
Kevser Yeşiltaş
Değerli hocam sizinle röportaj yapmak şansına eriştik, devam ediyoruz çok şükür çok heyecanlanıyorum her seferinde ve derya ilmînizden yeni bilgiler öğreniyorum kendi adıma ve okurlarımız adına teşekkür ederim.
RÖPORTAJ: FUNDA AKOSMAN
Değerli hocam uzun zamandır ‘uyanış‘ konusunu çok kişi anlatıyor ama bunun temeli kendini tanımaktan geçiyor bunu röportajlarımızda da işlemiştik yani insan kendini tanırsa , Allahın sıfatlarının insandaki yansımasını bilirse nefsini de tanımış olur Rabbini de tanır , yol budur değil mi hocam?
Selamlar değerli okuyucular. Uyanış kelimesi çok kullanılan günümüzde popüler olan bir kelime. Ancak altı boş. Evet, altı çok boş bir kelime. Bu yüzden istediğimiz kadar uyanış kelimesini kullanalım bir anlam ifade etmiyor, etmediği gibi insana bir fayda da sağlamıyor. Çünkü uyanış kelimesini ne kadar kullansak da, üzerimizde bir etkisi yok. DNA yapımızdaki hücrelerde de ya da beynimizdeki nöronlarda da bir açılım gerçekleştirmiyor. Çünkü kelime eksik. Uyanış ya da uyanalım, ya da uyanın dendiğinde bilincimiz şunu anlıyor: Uyuyor muyum? Bilinç uyumadığı için uyanışa geçmenin ne olduğunu kavrayamıyor ve emri yerine getiremiyor. Peki doğru kelime nedir. Refaha ermek. Yükselmek.
Uyanın, uyanıştayım, uyanalım, uyanayım dediğimizde bilincimiz uyumuyorum ki uyanayım diyor ve olayı tersine çevirebiliyor. Daha fazla fiziksel olarak uyku hali rehavet hali miskinlik hali peyda oluyor. Uyanmak istedikçe insan fiziksel olarak yorgun, uykulu, rehavet içinde. Bu yüzden önce kelimeyi doğru seçip kullanmalıyız. Refah olmak, refaha ermek, yükselmek olmalı ki tam olarak bilinç doğru olanı yapabilsin. İnsanı kendini tanımada bir basamak yükseltebilsin. Yolu bulabilmenin tek yolu doğru kelimeyi seçmek. Çünkü yolu insan kendi bulamıyorsa, onun adına kimse onun yolunu bulup onu o yola sevk edemez. En önemli ikinci yapılan hata. Yanlış diyelim. Kendini tanıma yolunu bir başkasına sorup ondan öneri almak. Eğer kişi kendi yolunu bulamıyorsa, hiçbir zaman bulamayacaktır. Bir başkasının önerisiyle, yol göstermesiyle kendini tanıma yolu yürünmez. Sadece önemli ip uçları vardır. Yolda yürürken karşılaşılan bazı engeller için. Onlar için tavsiye alınmalı. Yolu bilmeyen, yolun ne olduğunu bilmeyen farkında bile olmayan için yolu bulmak kolay değiil. Öncelikle zaten doğuştan kendini tanıma yolunda olduğunu kavramak çok uzun zaman alıyor. Belki 40 yıl. İnsan ömrü için çok uzun bir zaman. İnsan 40 yıl boyunca doğru yolu arıyor, kendini tanımak için yol arıyor. Oysa zaten doğduğu andan beri o yolda olduğunun farkında değil. Farkında olmadığı için uykuda olduğunu zannediyor, uyanmalıyım diye kendine telkinlerde bulunuyor ve her ne hikmetse her yerden bu kelimeyi işitiyor ve beyin düşünce sistemi kendini kitleyip kapatıyor. İşi daha fazla yokuşa sürmek bu. Dediğim gibi, önce zaten kendini tanıma yolunda olduğunu bileceksin ve refaha ermenin alternatiflerini seçeneklerini kullanacaksın. Bulmalısın. Senden başka kimse bulamaz.

Nefsini bilen Rabbini bilir demiştik, hocam sabitelerimiz var, özümüz ruhumuz ince yapı sabitesi midir? Biraz açar mısınız konuyu?
Mikro aleme inildikçe, gözle görülemeyen atomların dünyasına inildikçe. Başka bir alem ve boyut karşımıza çıkıyor. Atom bir hakikat. Kainatın yapı taşı. Hepimiz her şey atomdan oluşuyor. Ve onların dünyasına indiğimizde hiç alışık olmadığımız bir durumla karşılaşıyoruz. Kendi gözle görülür dünyamızdan farklı bir boyut var. Farklı bir yaşam var atomların dünyasında. Ve nedense biz kendi boyutumuzda imtihanlarla sınanmalarla günlük koşuşturmalarla, ekmeğimizin peşinde koşarken yaşayıp giderken. İnsanlarla uğraşırken, kariyer yaparken, aile kurarken, olasılıklarla mücadele ederken, tuhaflıklara akıl erdiremezken, değişkenlerle yaşayıp gidiyoruz. Savaşlar kıtlık kaos anlamsızlıklar tutarsızlıklar almış başını giderken....
Oysa, oysa.... Kendi içimizde en küçük parçalarımız olan atomların boyutunda çok farklı şeyler oluyor. Daha düzenli yapılar, daha latif düzende yapılar ve mekanlar, daha düzenli ışımalar, sabit değerler, sonsuz hızlar, açılar, geometrik düzenler muazzam bir alem. Kısaca iç alemimiz atomik düzeyde muazzam sabitelerle dolu iken, dış alemimiz değişkenlerle dolu. İç alemimiz atomik ve atomaltı parçacıkların aleminde muntazam ince yapılarla dolu iken, dış alemimizde düzensiz ve her an yıkılacak olan yapıların altında kalabiliyoruz. İç alemimizin atomik düzeydeki tutarlılığı ve düzenliliği ve sabitliği muhteşem iken, dış dünyanın kaosu, anlamsızlığı ve değişkenliği oldukça yorucu.
İç alemimiz olan atomların alemi muazzam ince yapılarla dolu. Bu yapılar nasıl. Bir kere sabit. Bunu bir kenara not etmek gerek. Atomik düzeydeki ince latif yapılar sabit yani değişmiyor hep düzenli ve istikrarlı. Bu nasıl olmakta. Atomların ve atomları oluşturan çok çok daha latif parçacıkların spinleri var. Yani yörüngeleri. Atomların ve parçacıkların yörüngeleri yani yolları çok düzenli ve düzgün bir yapı içeriyor. Bu yapının şekli nasıl biliyor musunuz. Hani durgun bir suya bir taş atarsınız dalga dalga yayılır. Aynı o dalga hareketi gibi atomların yörüngeleri ince yapılar oluşturuyor. Bu yapılar nasıl fark ediliyor çünkü enerji içerdiği için yapıları görülebiliyor atom mikroskoplarıyla. Atomlar yörüngesel düzgün hareketleriyle, geride enerji bırakıyorlar bu enerji yolları, ince yapılar oluşturuyorlar ve bu yapılar yüksek düzeyde elektromanyetiksel alanlar. Tam olarak tayf çizgileri bu enerji dolu yörüngeler. İşte bu enerji dolu yörüngeler ince yapıları oluşturuyor ve her bir ince yapının arasındaki mesafe hep aynı ölçüde. Bu ölçü değişmiyor. Bu ölçüye İnce Yapı Sabiti ismi veriliyor bilim adamları tarafından. Yani taşı durgun suya attığında halkalar oluşuyor ve bu halkalar arasındaki o boşluklar var ya, işte o boşlukların mesafelerinin sabit bir ölçüsü olduğunu düşün ve bunun atomik düzeyde olduğunu düşün. Bunun gibi. Atomların en latif yörüngesel hareketleriyle bıraktıkları bu ince yapılar neden önemli. Çünkü boşluklar ortaya çıkıyor. Mesela iki bina arasında boşluk var. iki insan arasında mesafe var ve bu bir boşluk. Atomik düzeyde yörüngesel hareketlerin ortaya çıkardığı enerjisel yapılar arasında boşluklar oluşuyor. Ve ışık bu boşluklar arasında dolaşabiliyor. Bu çok çok önemli.
Işık yani enerji ışığı bildiğimiz ışık gün ışığı, bu tayf çizgileri arasından rahatlıkla geçebiliyor. Bir atomun yörüngesinin çizdiği halkalar arasından ışık sızıyor geçiyor. Eğer bu ince yapılar olmasa ışık atomlar arasında dolaşamazdı. Ve kainatımızda ışık yol alamazdı. Kısaca ışık bizim iç dünyamızda atomik düzeyimizde ince yapılar arasında dolaşıyor. Bizim bedenimiz hakikatte ışık ışık. Çünkü tüm atomsal düzeyde ince yapılarımız arasında ışık dolaşıyor. Şu an bile. Elinize bakın, kolunuza bakın. Işık kolunuzdaki atomlar arasındaki ince yapılarda dolaşıyor şu an. Atomun spinleri arasında yani atomun çizdiği yörüngesi arasındaki boşluklarda dolaşıyor. Biz şöyle zannediyorduk ışık geliyor benim bedenime çarpıyor ve yansıyor. Ben görünür oluyorum. Değil. Işık tam olarak bedenimizin içinde şu anda dolaşıyor.
Atomlarımız sürekli yörüngelerinde hızla hareket etmeseler, yörüngelerinden dolayı ince yapılar oluşturmasalar ve bu ince yapılar arasındaki mesafe sabit olmasa ışık bize çarparak zarar verebilirdi. Dünyamız karanlığa gömülebilirdi. Zannettiğimiz gibi ışık bizlerin arasında dolaşmıyor. Bilakis içimizdeki atomların yörüngelerinde ince yapılarında dolaşıyor.
İnce yapı ve ince yapılar arasında dolaşan ışık dünyamızda görebildiğimiz tüm biçimlerin görülebilmesini sağlıyor. Varlık bu şekilde görülüyor. Bir taşı böylece görüyoruz. Bir kediyi, kendimizi, birbirimizi böyle görüyoruz. Şu an biçimlerin yani görünen tüm büyük yapıların yani kaba yapıların temeli ince yapı. İnce yapı olmasa ve ince yapı arasında ışık dolaşmasaydı başka bir hayatımız olacaktı.

Bir çok boyutta, paralel evrenlerde aynı anda var olabilir miyiz?
Aynı Anda Doğuş, Ruhun gücü ve kudreti ile tüm zaman ve mekanlarda farklı şekillerde ve biçimlerde tek bir ruh, tek bir nefs ile üretilen dişi ve eril varlıklarda tezahür etmesi ilmini anlatmaktadır.
Ruh hakkında bu yüzden fazla bilgimiz yoktur. Sadece ruhun ilmi olduğunu biliyorsun. Bu kafidir. Daha fazlası insana eziyet olur. Bunu destekleyen kutsal ayet şöyle. Kur'an-ı Kerim İsra Suresi 85. ayet ruhu min emri rabbi, Sana ruh hakkında soru soruyorlar. De ki: "Ruh, Rabbimin bileceği bir şeydir. Size pek az ilim verilmiştir."
Ruhun kudreti, sonsuz boyutlarda, sonsuz alemlerde, sonsuz kere sonsuz biçimdeki formları, varlıkları aynı anda doğuş ile ayağa dikmekte ve deneyimlerini tecrübelerini yaşamaktadır. Aynı Anda Doğuş gerçekleştiğinde, sen sonsuz boyutlarda senler ile muhatab olmaktasın. Sonsuz senler, sonsuz kimliklerin birbiri ile haberleşir. Senler’den herhangi bir sen, değişkendir. Yani Yaradan’ın Sabiteleri Ruh, Zaman, Madde cevherleri. Ancak yarattığı varlıklar Değişkendir, sabit değildir. Bu yüzden Aynı Anda Doğuş ile sen değişkenliklerde zaman mekan olasılıklarında, benzersiz deneyimler yaşamaktasın.
Bu bilgiyi içselleştirdiğinde yapman gereken şu var. Senin yüksek bilincinin bir uzantısı olan şu anki Sen’de olan bilincin bunu biliyor artık. Bu biliş senin farkında olmanı sağlıyor. Ve sonsuz alem ve boyutlardaki diğer değişken Sen’ler bundan haberdar olabilmesi için yapman gereken şu:
Zaman Mekan olasılıklarında, boyutları atlarken mutlaka bir dayanağın olmalı ki, seni hayatta tutabilsin. Farklı zaman ve mekan boyutlarında var oluşa geçtiğinde, tüm zamanlara ait ortak bir dayanak noktan olmalı. Sen şu an buradasın ama başka kimbilir nerelerde nasıl bir hayat içindesin. Aynı anda hem de. Işte ortak bir dayanağın var ki burada yaşayabiliyorsun. O ortak dayanağı yitirdiğinde ya buradan ya da başka mekan zaman algısalında ışığın sönüyor. Yani ölüm hadidesi. Bir sabiteye tutunman gerekiyor. Sen ve sonsuz Sen’ler değişken. Ancak kainatta sabiteler var. Örneğin Doğa, Örneğin Kainat, Örneğin Yaradan, Örneğin ilim. Bu yüzden ister doğaya güven, ister kainata güven, ister Yaradana güven, istersen de Meleklerine, Gayb ordularına, Erenlerin ruhlarına, Peygamberlere ve Kur'an-ı Kerime güven. Çünkü bu saydıklarım ezeli ve ebedi zaman sürekliliğinde geçerli ortak alanlar ve evrensel sabiteler. Sabiteler ayrıdır, Değişkenler ayrıdır. Sen bir yaratılmış olarak değişkenlerdensin. Sabitelere tutunduğunda sonsuz boyutlarda varoluşunu gerçekleştirebilir, sıçramalarını daha rahat yapabilirsin. Şu an burada uyanışın daha kolay olur. Sonsuz Senlerden biri olan şu anki eşik bilincin, bir şeye inanmalı ve güvenmeli. Hayatta kalmanın tek sırrı bu.
Ne kadar boyutlarda hayatta kalabilirsen uyanışın o denli güçleniyor ve kayıtlar aleminde yani kainatta terfi etmen o denli mümkün. Tek bir yaşam söz konusu dahi değil. Sen şu an bu yazıyı okurken, diğer sonsuz Sen’lerin ile farklı boyutlarda ne tecrübeler yaşayarak nelere şahit oluyorsun. Tüm boyutlarındaki senler için ortak bir dayanak tespit etmelisin ki bu tüm senlere sirayet etsin, nüfuz etsin. Senin buradaki uyanışın ve farkındalığın artması, diğer sonsuz boyutlar ve alemlerdeki Sen’lerin de uyanışını ve farkındalığını arttıracak ve büyük bir sıçrama ile tekamülün ilerleyecek.
Tüm zamanların ve mekanların ortak dayanağı ve sabitesi bir yaratıcının varlığıdır. Bu yüzden sen şu an milyonlarca yıl öncede var oluştaysan oradaki yaratıcı dayanağına tutun, aynı anda burada bu yazıyı okuyorken, lütfen Yüce Yaradanın dayanağını sabit kıl. Yoksa ölüm sana yaklaşacaktır.
Varoluşta, varım demek, yok demekle aynıdır. Lâkin varoluşunun dayanaklarını bilirsen, dayanakları her ikisinde de aynıdır. Bakışına göre rol biçersin ve yaşarsın. Eğer her zaman ve mekanda bir sabiten yoksa, yaşamı anlamlandıran kabullerin kaybolur ve önünden kayıp gider ve seni ölüme sürükler. Ve bu Âlemde, bir yerinin olmadığını düşünürsün. Tamamen bir boşluk ve çöküntü hali yaşarsın. Bu yüzden bir dayanak seç kendine ancak bu dayanak her zaman mekanda sezilebilen bir şey olsun. Hakka yakınlık kurabilmek, Gayb erenlerinin yardımlarını alabilmek. Bu önemli bir anahtardır. Bu bir fırlatma rampasıdır.
Bunu yapmayanlara ne oluyor diye soruyorsun şimdi. Alak Suresi 15. Ayette peçeminden sürükleriz diyor, yani alnından sürüklenenler. Eğer sen tutunamazsan hakikate ve değişmezlere, alnından sürüklenerek ateşe gidersin.
Bu yüzden Som olan bir şeye değer vermelisin. Ancak bu Som, ezeli ve ebedi zamanda sabit olmalı. O sabit, ismi değişir sabit olması değişmez. İsimleri değişir ancak ona hissettiğin iman gücü değişmez. Kainat değişken olası, sabit olan sadece O. O hakikat bir dayanak noktası. İman bu yüzden önemli. Çünkü her zaman mekan sürekliliklerinde inançlar değişti, dinler değişti, Onun isimleri değişti. Ancak iman sabittir. Bilinç sıçralamalarında iman yoksa kayboluyorsun. Işte bu cehennem. Cennet ve asli saadet ise Ona iman etmek, bu bilinç sıçramalarında seni ölümsüzleştiriyor. Ölümsüzleşmek mi istiyorsun o halde dayanağını Sabit bir Değişmezden bulmalısın. Şükürler olsun Anda Som Olana ve Ona tutunanlara Ona iman edenlere.

Tüm ruh parçalarımız birbirinden haberdar olabilir mi?
Ruh maddeyi her ayağa dikdiğinde bir şuurlanma ve bilinç yaratır. Bir yaşam planı oluşur. İşte biz buna bedenlenme diyoruz. Ama bu bir tekrardoğuş yani ruh göçü değildir. Çünkü ruh birdir. Tekdir. Sonsuz bilgiye sahiptir. Parçalara ayrılır ve dünyada milyarlarca insan ve hayvan bitki ve taş toprak olarak tezahür eder. Bu ayrılma kopma değil tamamen ortak bir bilinç üzerine. Yani ortak bir alan bu. Ancak ayrı imiş gibi görünmeli ki kendini diğer parçada tanıyabilsin. Çünkü maddenin oyunları bitmez. Sana kibir verir, gurur verir, sen kendini ayrı görürsün. Çıkarsın göğe bakarsın ki tüh yine başaramadım der yine inersin bedene. Ama biliyoruz ki bir atom da bedendir. Bir taş da bedene sahiptir. Bir insan da bedene sahip. Beden çeşitliliği sonsuz. Hangi bedene inmek istersen mümkün. Ancak hangi bedene inmiş olman seni düşürmez, senin asli hakikatini değiştirmez. Bu bir düşme değil bir bilgilenme mücadellesi. Sen bilgiyi nerede olsa almak istersin. Senin hakikatin budur. Bilgi nerede ise onu al kanunu ve yasası işliyor ilahi planda. İşte sen tüm beden çeşitliliğini tanımak, o beden çeşitliliğinde haller yaşamak için geçici zaman dilimine uyumlanır sonra yine hakikatine geri dönersin. Hangi bedeni tanımak isteresen madde kanunu sana bunu veriyor. Ama diyor ki beni sahiplenemezsin, benim hakikatime ulaşamazsın. Sonsuz kere de insen bunu yapamazsın. Ama ruh vazgeçmez. Bu ilahi bir inatlaşma olarak hayatları, yaşam planlarını, yaratımı oluşturur.