MELİH BEKTAŞ'ın röportajı için tıklayınız...
ABD'de yaşayan Türk-Amerikan toplumunun sesi olmaya çalışan bir isim Melih Bektaş… Rhode Island’da başladığı hayat yolculuğu, onu emlak yatırımcılığından sivil toplum liderliğine taşıdı. Çocukluk yıllarından, Türkiye’den Amerika’ya uzanan hikâyesine, karşılaştığı zorluklardan gurur duyduğu anlara kadar pek çok konuda içtenlikle cevap verdi. Sadece kendi çocuğuna değil, tüm Türk-Amerikalılara bırakmak istediği bir miras var: Aktif vatandaşlık. İşte, inşa ettiği binalardan çok daha fazlasını hedefleyen bir Türk-Amerikalının hikâyesi…

Bize ilk olarak kısaca kendinizden bahsedebilir misiniz?
İstanbul’da doğdum ve Erenköy’de, Bağdat Caddesi’ne (o dönemlerde popüler olduğu gibi "Cadde") çok yakın bir yerde büyüdüm. Babam Oğuzhan ve annem Nermin, Trabzon’da doğmuş, genç yaşta İstanbul’a taşınmışlar. Babam, emekli olana kadar Renault MAIS’te (OYAK Grubu) Finans Müdürü olarak çalıştı. İç mimar olan ablam Bilge ve küçük kardeşim Semih, şu anda iş ortağım.
Gelişim yıllarınızda sizi en çok etkileyen faktörler nelerdi? İlk eğitiminiz?
Mahallemizdeki, sadece 82 öğrencisi olan bir devlet okuluna gittim! Harika bir okuldu ama ailem eğitimime çok önem verdiği için ilkokulda İSTEK Vakfı Acıbadem’e geçtim. Çoğunuzun da bildiği gibi, çok iyi bir okuldu. Daha sonra üniversiteye kadar Maltepe Anadolu Lisesi’nde okudum.
Nerede ve ne okudunuz?
Babam 1946 doğumlu olmasına rağmen yüksek lisans mezunuydu. Ona eşit olabilmek için benim de bir mühendislik diploması ve yüksek lisans almam gerekti, değil mi? Bu nedenle ailemin yönlendirmesiyle Yıldız Teknik Üniversitesi’nde Makine Mühendisliği okudum. Almanca ve İngilizce öğrendim çünkü plan, İzmit’teki Ford fabrikasında staj yaparken tanıştığım Mühendis Koru Sarıkaya ile tanışana kadar, Almanya’da yüksek lisans yapmaktı. Koru Bey, beni Almanya yerine ABD’ye yönlendirmeye ikna etti. Hâlâ bugün bile yönümü değiştiren kişi olduğunu söylerim. Şaka bir yana, ABD'de ne yapmam gerektiğini ve neden mantıklı olduğunu bana o anlattı. Ben de bu nedenle MBA için ABD’yi seçtim.
Kariyer yolunuzu nasıl seçtiniz?
Her şeyi tekrar yapacak olsam, yine makine mühendisliği okur ve ardından MBA yapardım. Hiçbir şeyi değiştirmezdim. Ağır bir analitik eğitim ile finansal ve pazarlama perspektiflerinin birleşimi, şu anki konumumu şekillendirdi. Bu vizyon için aileme minnettarım.
ABD’ye yolculuğunuzdan bahseder misiniz? İlk izlenimleriniz nelerdi?
Rhode Island’daki JWU’da MBA programını bulduğum için bu güzel eyalete geldim. İstanbul’u seviyorum ama New England’ın muhteşem yeşilliği, okyanusa yakınlığı, İstanbul’a en yakın uçuş rotalarından biri olması ve neredeyse hiç trafik olmaması beni cezbetti.
Bana göre trafikte geçirilen zaman büyük bir kayıptır; bu nedenle daha küçük bir şehirde yaşayıp o zamanı ailemle geçirmek daha anlamlı.
Ancak Rhode Island’da ilginç bir şey dikkatimi çekti: İstanbul’da birçok Yunan ve Ermeni arkadaşım olmasına rağmen, aramızda geçmiş tarihi olaylarla ilgili hiçbir sorun yaşamadık. Ama burada durum farklıydı.
Eyaletin hemen her yerinde Ermeni ve Yunan bayraklarını görmek beni rahatsız etmedi, ama burada bir farklılık olduğunu hissettim.
Şu anki mesleğiniz nedir? Rhode Island’ı kariyer açısından uygun bir yer olarak görüyor musunuz?
2007’de Rhode Island’da 3D modelleme ve üretimde mühendis olarak çalışmaya başladım. Fakat Mortgage krizi zamanıydı ve insanlar işlerini, evlerini kaybediyordu. O sırada "Emlak Milyoneri Olun" adlı kitabı okuyunca kariyer değiştirmeye karar verdim. Kitabın yazarı Dean Graziosi, arabasında emlakla ilgili videolar çekip gece yayınlatıyordu. Denemek istedim.
Ve işte buradayım. Eskiden matkap tutmayı bile bilmezdim, şimdi emlaka yatırım yapan ve bundan mutluluk duyan biriyim. Kendimi geliştirmek için "Flip it" gibi TV şovlarını izledim ve benzer şekilde ilerledim. İstanbul ve Türkiye kültüründen de dokunuşlar ekledim. İlk başta konutla başladım, üç yıl önce de ilk ticari binamı inşa ettim.
Rhode Island iş yapmak için uygun mu? Hayır. New England genel olarak iş dostu bir bölge değil.

Rhode Island’daki siyasi faaliyetlerinizden bahseder misiniz?
İsmimden dolayı bazı yerlerde bazı insanlar (azınlık da olsa) bana tuhaf bakıyordu. Geri adım atmayan bir yapım olduğu için, nedenini sormaktan çekinmedim. Sonuç: Ermenilerdi.
Her zaman profesyonel ve saygılı davransam da, kendimi Türk vatandaşlığının doğal temsilcisi olarak görüyor ve örnek bir birey olmaya çalışıyordum.
Bu aşırı görüşlü Ermeni ve Yunanların bazıları, burada Türk olmadığı için istedikleri gibi davranabileceklerini sanıyordu. Bir şeyler yapılmalıydı. TACSRI’nin başkanı olduğumda, Rhode Island’daki senatörlere ve kongre üyelerine federal düzeyde ulaştım. Dost canlısı olanlar da vardı, olmayanlar da. Ama biliyorum ki çok çalışırsak bir gün daha adil bir temsil mümkün.
Türk-Amerikan gruplarını Kongre üyelerini defalarca ziyaret etmeye yönlendirdiniz ve siyasi liderlerle iyi diyaloglar kurdunuz. En kritik Türk-Amerikan faaliyetine odaklanıyorsunuz: Türk-Amerikan ilişkilerini geliştirmek için siyasi olarak aktif olmak. Bu faaliyetleri daha da geliştirme planlarınız var mı?
Kısa cevap: Evet. Bu, ABD’de yaşayan Türklerin odaklanması gereken ilk ve açık ara en önemli konudur. Herkes çalışıyor, herkes meşgul, değil mi? Ama hayat devam ediyor ve burada, ABD’de, eğer hükümet yetkililerinizle, belediye çalışanlarınızla, eğitim komitelerinizle, polis memurlarınızla bağlantınız yoksa, aslında burada yok sayılırsınız.
A’dan Z’ye her şey siyasetle ilgili: yediğiniz yemek, içtiğiniz su, yollar, faturalar, eğitim, sağlık... Eğer biri “Ben siyasetle ilgilenmiyorum” diyorsa, birinin ona, “ABD’de yaşayıp siyasetle ilgilenmeme gibi bir lüksünüz yok” demesi gerekiyor.
Hayatınızın bir noktasında –ister kabul edin ister etmeyin– bu insanlarla tanışmak ve onları tanımak zorunda kalacaksınız.
Ne yazık ki ABD’de yaşayan birçok Türk-Amerikalı, hâlâ burada yaşadıklarının farkında değil. Artık buradayız. O halde buna uygun davranmalı ve kendi alanlarımızda Amerikan siyasetinde daha güçlü olmalıyız. Evet, hepimiz anavatanımızı, büyük Türk milletini, muazzam tarihimiz ve kültürümüzü, yardımsever ve sıcakkanlı insanlarımızı, tartışmasız en lezzetli mutfağımızı seviyoruz. Ama şu an burada yaşıyor ve çalışıyoruz. Muhtemelen çocuklarımız da burada büyüyecek. Eminim okuyucuların çoğu, özellikle Türkiye ve ABD gibi iki büyük müttefik söz konusu olduğunda, uluslararası siyasetle bir şekilde ilgileniyordur.
Bu nedenle, yakın arkadaşlarınızla geleneksel siyasi sohbetlere dalmak yerine bir PAC’ye (Siyasi Eylem Komitesi) katılın ve ilk adımı atın. O kadar da zor değil. Düşündüğünüzden çok daha kolay.
Zorluklar nelerdi ve hangi unutulmaz deneyimleri yaşadınız?
Türk halkı gerçek ve iyi kalpli insanlardır. Dıştan sert görünebiliriz ama derinlerde hepimiz yardımsever, duygusal ve dost canlısıyız.
Türkiye’yi sarsan deprem sırasında ABD’deki Türkler bunu tekrar tekrar ispatladı.
Dayanıklıyız. Umutsuzluğa kapıldığınız anlarda sadece Kurtuluş Savaşı’nı ve Çanakkale’yi okuyun; kim olduğunuzu hatırlayın.
Türk-Amerikan topluluğundaki diğer faaliyetlerinizden bahseder misiniz?
Şu anda, TAC PAC Yönetim Kurulu’nda yer alıyoruz. Eyaletler genelindeki Kongre üyeleriyle toplantılar ve bağış etkinlikleri düzenliyoruz.
Doğu Yakası’nda oldukça aktifiz ve hızla büyüyoruz. Ticari ya da kültürel fark etmeksizin, Türk-Amerikalıları ilgilendiren yerel konulara odaklanıyoruz: göçmenlik, asgari ücret, lojistik, faiz oranları gibi ekonomik meseleler ve daha fazlası.
Politikacılarla uzun vadeli ilişkiler kurmaya çalışıyoruz. Hemen sonuç almak zorunda değiliz, bu bir süreç.
Adaylar seçilmeden önce onları desteklemek çok değerli; sizi hatırlarlar ve ileride taleplerinizi dikkate alırlar. Ayrıca, her iki ayda bir bazı grupların sözde Ermeni, Süryani ve Yunan soykırımı gibi asılsız iddiaları eğitim müfredatına sokma girişimlerini duyuyoruz.
Bu konularda uzman bir ekibimiz var. Böyle bir girişimi duyduğumuzda hemen harekete geçiyoruz: komitelere gönderilmek üzere mektuplar hazırlıyor, yetkilileri arıyor ve gerekirse yerel ofislerini ziyaret ediyoruz.
Peki neden bunları yapıyorsunuz?
Cevap çok net: Bir gün oğlum Mehmet Alp büyüdüğünde ve bana, “Diğer lobiler bizim aleyhimize çalışırken, sen ne yaptın baba?” diye sorduğunda, “Elimden gelenin en iyisini yaptım… ve şimdi sıra sende” diyebilmek için.

Boş zamanlarınızda hangi hobi ve aktivitelerden hoşlanırsınız?
Hobilerimden biri ahşap işçiliği. Oldukça da iyiyimdir. Tahtaya dokunmak bana doğayı hatırlatıyor ve beni sakinleştiriyor. Aktivite olarak uzun mesafeler yürümeyi ve squash oynamayı seviyorum.
Hayatınızdaki en gurur duyduğunuz an nedir?
İki özel an var: Oğlum, henüz iki yaşındayken Bursa Ulucami’de Yaradan’ı öğrenmesi ve varoluş üzerine sorduğu sorular… Diğeri ise üç yaşındayken, ABD’de 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı kutlamaları sırasında İzmir Marşı’nı öyle güçlü söyledi ki sesi Rhode Island Eyalet Binası’nın duvarlarında yankılandı. Bu an için eşim Merve’ye özellikle teşekkür ediyorum.
Hayatınızdaki en etkileyici kişi kimdi ve neden?
İki Mustafa: Hz. Muhammed Mustafa ve Mustafa Kemal Atatürk. Yanlış anlaşılmasın; birini diğeriyle kıyaslamıyorum. Kültürümde bu iki büyük reformistin olması benim için büyük bir ayrıcalık. Bugün bile bu iki büyük liderin hayatlarından sayfalar açıp dersler çıkarırım.
Bu yazıyı okuyanların sizin hakkınızda öğrenince şaşıracağı bir şey var mı?
Eski kafalıyım diyebilirim. Belki en sevdiğim filmler sizi şaşırtabilir: Rocky serisi, Züğürt Ağa ve Esaretin Bedeli (The Shawshank Redemption).
Türk-Amerikan topluluğuna önerileriniz nelerdir?
Bu çok önemli: ABD’de yaşıyor ve çalışıyorsanız, yetkililerinizi tanıyın. Günlük haberleri buradan takip edin. Eğitim komitelerine katılın. Belediye başkanınızı ve valinizi ziyaret edin. Onları iş yerinize davet edin. Çocuklarınızın Washington DC’deki Kongre Binası’nı ziyaret etmesini sağlayın. Tüm bu adımlarda size yardımcı olabiliriz. Hepimizin Türkiye siyasetine dair bir fikri var ama ne yazık ki Amerikan siyaseti söz konusu olduğunda aynı ilgi gösterilmiyor. Tam da burada bir sorun var.
Son olarak okuyucularımıza iletmek istediğiniz bir mesajınız var mı?
Bir sorununuz varsa –ister işveren, ister ebeveyn, ister sade vatandaş olarak– bilin ki sizin gibi düşünen başkaları da var. Gelin, Kongre üyeleriyle kurduğumuz ilişkileri güçlendirelim ve sorunların çözümünü hızlandıralım.
Türk Amerikan Koalisyonu Siyasi Eylem Komitesi’ne (TAC PAC) katılın. Şu anda ABD’deki en aktif ve etkili komiteyiz. 35’in üzerinde Kongre üyesiyle yakın temas hâlindeyiz ve bu sayı her geçen gün artıyor. Herkese ihtiyacımız var, herkesin de bize ihtiyacı var. Bize ulaşmaktan çekinmeyin.