"Gulyabani", "Kaderin Cilvesi", "Deli Filozof", "Can Pazarı" ve "Ölüler Yaşıyor mu?" adlı romanların da aralarında bulunduğu çok sayıda unutulmaz esere imza atan gazeteci, yazar Hüseyin Rahmi Gürpınar'ın vefatının üzerinden 80 yıl geçti.

Tarzıyla Türk popuna damga vuran sanatçı: Erol Büyükburç Tarzıyla Türk popuna damga vuran sanatçı: Erol Büyükburç

Usta yazar, bazı kaynaklara göre 17 Ağustos, kimi kaynaklara göre ise 19 Ağustos 1864'te İstanbul'da dünyaya geldi. Hünkar yaveri Mehmet Sait Paşa ile Ayşe Sıdıka Hanım'ın oğlu olan yazar, üç yaşındayken annesini kaybetti.

Dört yaşındayken Girit'te askerlik yapan babasının yanına giden Gürpınar, medrese eğitimine başladı. Gürpınar, 6 yaşında İstanbul'a geri döndü, çocukluğunu Aksaray'da anneannesiyle teyzesinin yanında geçirdi. Yakubağa (Ağayokuşu) mahalle mektebinde okuyan usta yazar, Mahmudiye Rüşdiyesi sıbyan ve rüşdiye kısmına, oradan da resmi dairelere katip yetiştiren Mahrec-i Aklam’a devam etti. Hocası Abdurrahman Şeref Efendi’nin teşvikiyle iki yıl kadar da Mülkiye Mektebi’nde öğrenim gördü.

Çocukluğunu birlikte geçirdiği akrabaları, Gürpınar'ın edebi duyarlılığının gelişmesinde önemli bir rol oynardı. İstanbul ile çevresinin renkli ve canlı hayatı, masallardan cinayetlere kadar şehrin irili ufaklı bütün olayları yazarın roman ve hikayelerinde kendine bir yer buldu.

Fransızca dersleri de alan Gürpınar, ikinci sınıfta iken hastalanarak bir yıl kadar tedavi gördü, ardından okulu bırakmak zorunda kaldı.

Yazmaya 12 yaşında başladı

İlk eserlerini 12 yaşında kaleme almaya başlayan yazarın, “Gülbahar Hanım” adlı bir piyesi ile sahip olduğu kitaplar, o dönem yaşadığı evde çıkan yangınla yok oldu.

Hüseyin Rahmi Gürpınar'ın dönemin yanlış Batılılaşma meselesini ele aldığı ilk romanı "Ayna", 23 Nisan 1887'de Ahmed Midhat Efendi'nin Tercüman-ı Hakikat gazetesinde tefrika edilmeye başlandı. Eser 1889'da "Şık" adıyla kitap olarak basıldı.

İlk hikaye denemesi “İstanbul’da Bir Frenk” adıyla 25 Temmuz 1887'de Ceride-i Havadis gazetesinde yayınlanan yazar, yaptığı bir açıklamada şunları söylemişti:

"Basına Ceride-i Havadis gazetesiyle girdim. İlk yazım 'İstanbul'da Bir Frenk' başlıklı yazıdır. İstanbul'da bir Frenk makalesi, adımın yayılmasına sebep oldu. Tercüman'a çağırdılar. Beşir Fuat, o zaman benim için 'Bu çocukta espri, komik var.' demişti. Ondan sonra Şık'ı yazdım."

Tercüman-ı Hakikat’ın maaşlı yazar kadrosuna alınan usta edebiyatçı, okuyucunun bilgi ve kültür seviyesini yükseltmek amacıyla edebi ve toplumsal konuları ele aldı, ayrıca Fransızcadan tercümeler yaptı.

Paul Bourget, Paul de Kock, Alfred de Musset gibi Fransız yazarları çeviren Gürpınar'ın "Mürebbiye", "Metres", "Tesadüf" ve "Nimetşinas" eserleri 1894'te geçtiği İkdam gazetesinde okuyucuyla buluştu.

1908'den itibaren tamamen yazmaya yöneldi

Hüseyin Rahmi Gürpınar, 1908'de II. Meşrutiyet'in ilanının ardından resmi görevinden ayrılarak kendini tümüyle yazarlığa verdi.

Ahmet Rasim ile Gürpınar'ın aynı yıl yayımlamaya başladığı mizah dergisi "Boşboğaz ile Güllabi", 37 sayı okuyucuya ulaştı.

İbrahim Hilmi Bey ile çıkardığı Millet gazetesi uzun ömürlü olmayan başarılı edebiyatçının, daha sonraki yazıları İkdam, Söz, Vakit, Son Posta, Milliyet ve Cumhuriyet gazetelerinde yer aldı.

Yazılarında 19 ve 20. yüzyıl başındaki İstanbul yaşamını gerçekçi bir biçimde yansıtan yazarın "Alafranga" adlı romanı sansürlendi. Eser 1911'de "Şıpsevdi" adıyla yeniden yayımlandı.

"Son Posta" gazetesinde 1924'te yayımlanan "Ben Deli miyim?" isimli romanı ahlaka aykırı bulunduğu için yargılanan yazar, bu davadan da beraat etti.

Gürpınar, 1936-1943'te Kütahya milletvekili olarak görev aldı.

Eserlerinde toplumsal değişimleri gözlemci mizah diliyle işledi

Usta yazar, eserlerinde, İstanbul halkının toplumsal, töresel yaşantısını, aile geçimsizliklerini, mahalle kadınlarının kavgalarını, batıl inançları, yaşadığı çağdaki Türk toplumunun geçirdiği kriz ve değişimleri gözlemci bir mizah diliyle ele aldı.

İstanbul'u tüm canlılığıyla anlatan Gürpınar, sokağı edebiyata taşıyan yazar olarak bilindi. Toplumcu bir sanat anlayışıyla yazılarını kaleme alan usta edebiyatçı, eserlerinde yalın bir dil kullanırken, çok okunan yazarlar arasında yer aldı.

Gürpınar, roman ve öykülerinde seçtiği tipleri seviyelerine uygun, ustaca konuştururken olayları hem komik hem acıklı yönleriyle anlattı. Ertem Eğilmez'in "Gulyabani" isimli romandan sinemaya uyarladığı "Süt Kardeşler" filmi bunun güzel bir örneği oldu.

Eserlerinde sıklıkla, zeki ve kurnazların, saf ve cahilleri kandırarak işlerini yürüttükleri çarpık bir düzenden kurtulmak için akılcı düşüncenin gelişmesi gerektiğini savunan yazar, yazılarında dar sokakları, ahşap evleri, konakları, yalıları ve çarşılarıyla İstanbul'u işledi.

Romanın yanı sıra hikaye ve tiyatro eserleri de kaleme aldı

Hüseyin Rahmi Gürpınar, milletvekili olduğu yıllar dışında yaşamını, 1912'de taşındığı Heybeliada'da geçirdi.

Türk edebiyatında daha çok romancılığıyla tanınmasına rağmen hikaye ve tiyatro türünde de eserler veren yazar, hayatı boyunca 41 roman, 9 hikaye ve 4 tiyatro eserinden oluşan 54 ciltlik dev külliyata imza attı.

Gürpınar, 8 Mart 1944'te Heybeliada'da vefat etti ve Abbas Paşa Mezarlığı'na defnedildi.

Bazı eserleri vefatından sonra yayınlanan usta yazarın öykü, hikaye, roman ve tiyatro oyunu eserlerinin birçoğu şöyle:

"Sevda Peşinde" (1912), "Hayattan Sayfalar" (1919), "Hakka Sığındık" (1919), "Toraman" (1919), "Son Arzu" (1922), "Tebessüm-i Elem" (1923), "Cehennemlik" (1924), "Efsuncu Baba" (1924), "Meyhanede Hanımlar" (1924), "Tutuşmuş Gönüller" (1926), "Billur Kalp" (1926), "Evlere Şenlik, Kaynanam Nasıl Kudurdu" (1927), "Mezarından Kalkan Şehit" (1928), "Şeytan İşi" (1933), "Eşkıya İninde" (1935), "Ölüm Bir Kurtuluş mudur" (1954), "Namusla Açlık Meselesi" (1933), "Tünelden İlk Çıkış" (1934), "Gönül Ticareti" (1939), "Melek Sanmıştım Şeytanı" (1943), "Eti Senin Kemiği Benim" (1963)

Kaynak: AA