Bugünkü sohbet köşemde istek üzerine unutulmaya yüz tutmuş bir sanat dalından, Türk- İslam kültüründe oymacılık ve kakmacılık sanatından bahsedeceğim.
Oymacılık ve kakmacılık; Ahşap, taş veya maden gibi sert malzemelerin üzerine çeşitli motifler işleyerek onları estetik birer sanat eserine dönüştürme sanatıdır.
Genellikle ahşap (ağaç) işçiliğinde bir arada kullanılan bu iki geleneksel el sanatı, Türk-İslam kültüründe, özellikle de Anadolu Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinde zirve noktasına ulaşmıştır.
A - Oymacılık, ahşap veya taş gibi malzemelerin yüzeyinde belirlenen bir desenin, özel kesici aletler yardımıyla yontularak derinleştirilmesi veya kabartılması sanatıdır.
Malzeme olarak işlemesi kolay ve dayanıklı olan ceviz, ıhlamur, meşe, abanoz, gül ve sedir gibi ağaçlar tercih edilir.
Araç olarak: İskarpela (oyma kalemleri), tokmak, testere ve zımpara gibi el aletleri kullanılır.
Teknik olarak: Alçak/yüksek kabartma, derin oyma ve kafes (şebekeli) oyma gibi yöntemleri vardır.
Kullanım Alanları ise: Camilerdeki minber, mihrap ve rahlelerde; saray ve konaklardaki kapı, pencere, dolap kapakları ve tavan süslemelerinde sıkça görülür.
B - Kakmacılık, ahşap, maden veya taş yüzeyinde açılan özel yuvalara, farklı renkte ve cinsten değerli malzemelerin yerleştirilmesi tekniğidir.
Malzemeler: Yuvalara gömülmek üzere en çok sedef (deniz kabuğu), fildişi, kemik, kaplumbağa kabuğu, gümüş teller veya farklı kontrasttaki ağaçlar kullanılır.
Süreç: Önce desen yüzeye çizilir, ardından bu desenin içi hafifçe oyularak yuvalar açılır ve kesilen değerli malzeme bu yuvalara titizlikle yapıştırılarak ya da çakılarak yerleştirilir.
Sedef Kakmacılığı: Türkiye'de özellikle Gaziantep yöresinde sedef kakmacılığı bu dalın en popüler ve yaşayan en önemli örneklerindendir.
Gaziantep'te sedef işlemeciliği, özellikle 1963 yılından itibaren eski piştol tabancaların üzerindeki sedef süslemelerin örnek alınmasıyla yaygınlaşmış ve kent kimliğinin ayrılmaz bir parçası olmuştur.
Gaziantep Sedef Kakmacılığında malzeme: Genellikle dayanıklı ve koyu renkli ceviz, maun veya abanoz ağacı tercih edilir. Sedefin etrafını çevrelemek için ise gümüş, pirinç veya alpaka teller kullanılır.
Motifler: Çoğunlukla Selçuklu ve Osmanlı döneminin izlerini taşıyan geometrik desenler, kıvrık dallar ve doğa motifleri işlenir.
Ürün Çeşitliliği: Çeyiz sandıkları, sehpalar, aynalar, tavla takımları, mücevher kutuları, rahleler, bastonlar ve hatta kılıç/silah kabzaları bu sanatla süslenir.
Anadolu Selçukluları geometrik ve bitkisel motifleri oymacılıkta yoğun olarak kullanmıştır. Osmanlılar ise 14. yüzyıldan itibaren kakma sanatını da bu sürece dahil ederek mücevher kutuları, sehpalar, yazı takımları ve tahtlar gibi taşınabilir eşyalarda muazzam bir zenginlik yaratmışlardır. Günümüzde bu sanatlar, Kültür ve Turizm Bakanlığı destekli kurslar ve usta-çırak ilişkisiyle yaşatılmaya çalışılmaktadır.
Özetle söylemek gerekirse genel manada "Kakmacılık" Oyulabilecek türdeki herhangi bir zemin üzerine, istenilen şekillerde ve uygun keskin-kesici aletler kullanılarak; oyarak açılan yuvalara, diğer bir maddeden (Sedef, Gümüş, Altın, Taş, Mermer, Tahta vs) oyulan şeklin aynısından kesilmiş parçaların kakarak yerleştirilmesi işine verilen isimdir.
Kullanılacak olan maddenin yüzeyinin bazı kısımları oyularak bu oyulan kısımlara daha kıymetli başka bir madenden veya maddeden oyulan şekle göre kesilmiş parçaların gömülmesi suretiyle kakma işi uygulanır.
Bu işlemler süsleme, çeşitli süsler ile zenginleştirmek için uygulanır.
Örneğin değersiz bir taş oyulup mermer veya daha kıymetli bir madenden kesilip alınmış parçaları gömmek, abanoz üstüne sedef parçaları gömmek, ceviz tahtası üzerine fildişi veya kemik parçaları veya gümüşü desenli olarak keserek gömmek suretiyle yapılmış kakma işlerine pek çok yerde rastlanır.
Üzerinde kakma olan eserler, vazifelerine göre mimari yapılarda yer alırlar.
Bir camide kapı kanatları, pencere kanatları, minber, kürsü, rahle gibi ahşap kısımlarda tahta üzerine sedef, fildişi, bağa kakma, gümüş olarak görüldüğü gibi; yine minber, mihrap, kürsü ve duvarlarda mermer veya taş üzerine aynı maddenin diğer renkleri veya başka maddeler kakılarak yapılmış işler de görmek mümkündür.
Eskiden tabaka, çubuk, baston gibi bazı eşyalar hep kakma ile süslenirdi.
Kakma çeşitlerine göre bunlara, altın, gümüş, sedef veya fildişi kakmalı denilirdi.
Bıçak, kılıç, kama, kalkan ve tüfek gibi silahların da üzerine altın kakma ile süsler yapılırdı.
Pirinç veya gümüş üstüne açılan yuvalara altın veya gümüş tel ve çubuklar kakarak gömme suretiyle yapılan süsleme işlerine, “tel kakma” veya “Şam kakması” denilirdi.
Şam’da maden üzerine altın ve gümüş tel kakma olarak çok güzel işler yapıldığı için, Şam kakması adıyla anıldı.
Bir madenin sathında açılan yuvalara eritilmiş bir madde dökülmek suretiyle yapılan kakmalar da vardır. Bu şekle “savat” denir.
Evet…
Fildişi, kemik, sedef, formika, seramik, taş, tahta, mermer, metal levhalar gibi oyulmaya müsait maddelerin bazı bölümlerini oyarak oyulan yerlere daha kıymetli maddeler gömerek yapılan süsleme işine KAKMA, bu işi yapan sanatçıya KAKMACI, işlemin kendisine de KAKMACILIK denilmektedir.
İlgilenenlerin pek güzel anlayacakları şekilde Kakmacılıkta: ÇARPMA, ÇAKMA, ÇALMA, TEL KAKMA ve SAVAT işlemleri vardır.
Osmanlıdan günümüze intikal eden Kakmacılık sanatının pek çok çeşitleri vardır.
Eski Türklerde büyük rağbet gören Kakmacılık daha ziyade bıçak, kılıç, kama, kalkan, tabaka, çubuk, tüfek, tabanca, baston, biblo ve günümüzde çeşitli mobilyaların süslenmesinde kullanılan bir sanat dalıdır.
Süslenen eşyalara da Altın kakmalı, gümüş kakmalı, sedef kakmalı, fildişi kakmalı gibi değişik isimler verilir.
Osmanlılar döneminde büyük camilerin ahşap yapılarındaki oymalar gerçekten Kakmacılık sanatının en güzel örnekleridir.
Kakmacılık Müslüman sanatçılar tarafından geliştirilen bir sanat şeklidir.
Eski Mısır, Yunanistan, Bizans bu kakmacılık sanatının ilk örneklerinin görüldüğü ülkelerdir, uygarlıklardır.
M.Ö. 2000 yıllarında Mısır'da, Firavun Tutankamon’un mezarında bulunan tahta eşyalar üzerinde görülen fildişi ve altın kakmalar bilinen en eski örneklerdir.
Rönesans dönemini incelediğimiz zaman bu dönemde İtalya’da kakmacılık sanatının çok üstün bir düzeye ulaştığı görülür.
Doğu’da kakmacılığın geliştiği merkezlerin en önemlilerinden biri İstanbul olmuştur.
Avrupa’da kakmacılık mobilya ağırlıklı iken Osmanlılarda ev eşyaları üzerine uygulanmaya başlanmıştır.
Bazı Osmanlı padişahlarının bu süsleme sanatıyla yakinen ilgilendikleri de bilinen bir durumdur.
İslam sanatı olarak da camilerin mihrap, minber ve vaaz kürsülerinde kendini göstermektedir.
Sözlerimin başında belirttiğim şekliyle Kakmacılık; tahta, taş, maden, mermer gibi maddelerin bazı yerlerinin ovularak içine aynı cinsten veya daha kıymetli maddelerden parçalar kakma yöntemiyle gerçekleştirilen süsleme sanatıdır.
Kakmacılık Osmanlılardan, İslamiyet'in ortaya çıkışından da önce ortaya çıkan en eski sanatlardan biridir.
Ağaç, taş, maden, gümüş, pirinç, kılıç, tüfek, kama üzerine oymalar yapılarak değerli taşlar, metaller, sedef, fildişi gibi malzemeler içine oturtulduktan sonra yüzey düzeltilerek kakma işi tamamlanmış olur.
Kullanılan malzemeye göre kakma işi de özel bir isim alırdı.
En çok sedef, fildişi, abanoz kullanılmıştı.
Sedef kakmacılığı Osmanlıların kullandığı en yaygın kakma biçimidir.
Bu işi yapan kakmacılara sedefkari diye adlandırılmıştı.
Gümüş ve pirinç eşya üzerine kakma altın yada gümüş tellerle yapılmıştı.
Kitap kapakları, silahlar, ayakkabılar, fincan zarflarına yapılan kakmaların yanında mimari alanda da kakmacılık gelişmiştir.
Mimar Sinan bu sanata çok önem vermiştir.
Günümüzde kakmacılıkta yeni yöntemler uygulanmaya başlamıştır.
Dekupaj makinaları, yapay reçine plakaları, formika bu sanatta kullanılmaktadır.
Hoşça kalınız.