Selçuklular devri döneminde sahte cennet vadeden komutan Hasan Sabbah, 11. yüzyılda yaşamış ve tarihin en gizemli örgütlerinden biri olan Haşhaşîler'in (Suikastçılar) kurucusudur.
1090 yılında sarp kayalıklar üzerine kurulu olan Alamut Kalesini ele geçirerek burayı kendisine merkez yapmış ve Büyük Selçuklu Devleti başta olmak üzere dönemin büyük güçlerine karşı amansız bir mücadele yürütmüştür.
Hasan Sabbah ve onun "Cennet Fedaileri" olarak anılan örgütü hakkında öne çıkan temel bilgiler şunlardır:
1. Cennet Fedaileri (Haşhaşîler) şunlardı:
Hasan Sabbah’a mutlak bir bağlılıkla itaat eden ve onun emirleri doğrultusunda suikastlar düzenleyen askerlere fedai denirdi.
Bu fedailer, tarihteki ilk organize suikast örgütlerinden biri kabul edilir.
Batı dillerindeki suikast anlamına gelen "assassinate" kelimesinin kökeni de Haşhaşîler (Assassins) ismine dayanmaktadır.
2. "Sahte Cennet" Efsanesi ve Gerçekler şu şekildeydi:
Hasan Sabbah kale içinde yapay bir cennet bahçesi kurmuştu.
Gençleri afyon/haşhaş ile uyutarak bu bahçeye getirdiği, onlara cenneti yaşattığı ve ardından "Eğer benim için ölürseniz doğrudan buraya geleceksiniz" diyerek onları birer ölüm makinesine dönüştürdüğü iddia edilir.
Ancak Bernard Lewis gibi tarihçiler bu hikayelerin büyük ölçüde Marco Polo'nun seyahatnamelerine ve dönemin Batıni karşıtı Selçuklu kaynaklarının abartılarına dayandığını belirtir.
Gerçekte fedailerin uyuşturucu bağımlısı kurbanlar değil; çok sıkı askeri, dini, felsefi ve dil eğitimi almış, yüksek ideolojik inanca sahip adanmış savaşçılar olduğu kabul edilir.
3. Savaş Stratejileri ve Suikastlar ise şunlardı:
Hasan Sabbah, ordular karşılaştırmak yerine nokta atışı suikastlar yöntemini seçmiştir.
Fedailer, hedef aldıkları devlet adamlarının, vezirlerin ve komutanların içine sızarak aylarca halktan biri gibi yaşar, günü geldiğinde ise suikastı herkesin gözü önünde, genellikle bir hançerle gerçekleştirirlerdi.
Buradaki amaç sadece hedefi öldürmek değil, toplumda ve sarayda muazzam bir korku (terör) iklimi yaratmaktı.
En Ünlü Suikastleri Büyük Selçuklu Devleti'nin dünyaca ünlü veziri Nizâmülmülk’ün, Hasan Sabbah'ın fedaileri tarafından katledilmesiydi.
Hasan Sabbah, ömrünün son 35 yılını Alamut Kalesi'nden hiç çıkmadan, sadece dini/siyasi eserler yazarak ve örgütünü yöneterek geçirmiş ve 1124 yılında eceliyle ölmüştür.
Yukarıda bir nebze anlatmaya çalıştığım şekilde Haşhaşiler, 1090 yılında Hasan Sabbah tarafından kurulan ve tarihte Alamut Kalesi merkezli eylemleriyle tanınan gizemli bir dini-siyasi örgüte verilen isimdir.
Cennet vadeden hükümdar kavramı, doğrudan örgütün kurucusu olan Hasan Sabbah'ı ve onun fedailerini sadakatle ölüme göndermek için kullandığı öne sürülen sahte cennet efsanesini tanımlamaktadır.
Tarihi efsanelere göre Hasan Sabbah, müritlerini mutlak bir itaatle bağlamak için Alamut Kalesi'nin arkasında gizli, muazzam güzellikte bahçeler inşa ettirmiştir.
Genç müridlere haşhaş (afyon) verilerek uyutulur ve bu gizli bahçelere taşınırdı.
Uyandıklarında kendilerini şelaleler, lezzetli yiyecekler ve huriler arasında bulan gençler, gerçekten cennete gittiklerine inanırlardı.
Birkaç gün sonra yeniden uyutulup kaleye geri getirilen müridlere, ancak Hasan Sabbah'ın emirlerini yerine getirip şehit olurlarsa bu cennete kalıcı olarak dönebilecekleri söylenirdi.
Günümüz tarihçileri ve TDV İslam Ansiklopedisi gibi otoriteler, bu "sahte cennet" ve "haşhaş" hikayelerinin büyük oranda kara propaganda ve efsane olduğunu belirtmektedir.
Bu iddialar, özellikle Haşhaşilerin can düşmanı olan Büyük Selçuklu Devleti tarihçileri ve Haçlı Seferleri sırasında bölgeye gelen ünlü seyyah Marco Polo gibi Batılı figürler tarafından yayılmıştır.
Büyük ihtimalle Hasan Sabbah'ın fedaileri uyuşturucu bağımlısı oldukları için değil; son derece katı bir dini eğitim ve siyasi ideoloji ile motive oldukları için canlarını feda ediyorlardı.
Geçenlerde Cüneyt Akın’ın tarihi bir filmini izledim.
Tarihi filmde bir ordu komutanının cennet vaat ederek ordu kurduğunu, bu ordudaki askerlerin gözünü kırpmadan ölüme atladıklarını, ölen askerlerin cennete gitmek için kendilerini feda ettiklerini izledik.
Film icabı Cüneyt Arkın gerekeni yaptı
Asil konuya geçmeden önce Cüneyt Arkın ile ilgili bilgi paylaşımında bulunmak istiyorum:
Cüneyt Arkın’ın gerçek adı Fahrettin Cüreklibatır'dır. 8 Eylül 1937 tarihinde Eskişehir'in merkezine bağlı Karaçay köyünde doğdu.
Babası Kurtuluş Savaşına katılmış Hacı Yakup Cüreklibatur'dur. Aslen Nogay Türklerindendir.
Eskişehir Atatürk Lisesi'nde öğrenim gören Arkın, 1961 yılında İstanbul Tıp Fakültesinden mezun oldu.
Memleketi Eskişehir'de, yedek subay olarak askerliğini yaparken, Göksel Arsoy Un başrol oynadığı Şafak Bekçileri (1963) filminin çekimleri sırasında yönetmen Halit Refiğ'in dikkatini çekti.
Askerliğini bitirdikten sonra Adana ve civarında doktorluk yaptı.
1963 yılında Artist dergisinin yarışmasında birinci oldu.
1963'te Halit Refiğ'in teklifiyle sinema oyunculuğuna başladı ve 2 yıl içinde 30 kadar film çevirdi.
1964 yılında oynadığı Gurbet Kuşları filminin finalindeki kavga sahnesi, Arkın'ın kariyerinde bir kırılma noktası oldu.
Bir süre daha duygusal-romantik jön karakterlerini canlandırdıktan sonra yine Halit Refiğ'in önerisiyle aksiyon filmlerine yöneldi.
Malkoçoğlu ve Battal Gazi serilerinde beyaz perdeye aktararak, Türk sinemasına daha önce hiç örneği olmayan bir tarz getirdi.
Cüneyt Arkın, at binmede ve karatede uzman sporcu unvanına sahiptir. Oyunculuğun yanı sıra televizyon izlenceleri sunmuş ve kısa bir süre gazetelerde sağlıkla ilgili köşe yazarlığı yapmıştır.
Cüneyt Arkın ilk evliliğini 1964 yılında kendisi gibi doktor olan Güler Mocan ile yaptı. Bu evlilikten kızları Filiz (1966) doğdu.
1968'de boşandıktan bir yıl sonra Betül (Işıl) Cüreklibatur ile evlenen Arkın'ın, bu evlilikten Kaan ve Murat adlarında iki çocuğu vardır..
Türk milliyetçisi kimliğiyle tanınan Cüneyt Arkın, alkol, uyuşturucu ve gençliğin sorunları konulu sayısız konferans vermiş, bunlarla ilgili teşekkür beratları ve onur ödülleri almıştır.
İşte merhum Cüneyt Arkın’ın hayatından bazı bölümler…
Haşhaşiler ve Cennet vadeden hükümdar ile ilgili Asıl konumuza gelince;
Bu konuda aklıma takılan soru şu:
Gerçekten tarihte böyle bir olay yaşanmış mıdır yoksa efsane midir? Hayal ürünü müdür?
Araştırdım.
İşte tarihte “Haşhaşiler” diye adlandırılan, "Cennet vaat eden Hükümdar" diye nitelendirilen olayla ilgili araştırmamın sonucu:
İran’da kurulan Selçuklular Devleti içinde 1072-1092 tarihleri arasında Selçuklu hükümdarı olan Melikşah devrinde gerçekten böyle bir olay yaşandığı söylenmektedir.
İslam âleminde meydana gelen karışıklardan faydalanmaya çalışan Yahudiler; Müslümanlar arasında huzursuzluğu körükleyebilmek için Rafızîlik adıyla uydurma görüşler ortaya atmışlar, Hz. Ali sevgisini istismar ederek yüzlerce İranlı’yı kandırmışlar ve kendilerine bağlamışlardır.
Rafızîlerden İranlı biri olan Hasan Sabbah isimli bir kişi özel olarak yetiştirilmiş ve Rafızîliğin aşırı bir kolu olan Bâtıniliği yaymak için Kazvin taraflarındaki Alamut Kalesi’ne yerleşmiştir.
Hasan Sabbah, din bilgisi olmayan cahil kimseleri sahte cennet vadi ile kandırmış onlara bal ve çörek otuna karıştırdığı afyon vererek çiçek bahçelerinin bulunduğu bahçelerde yarı çıplak dolaştırdığı cariyeler arasında gezdirmiştir.
Ayrıca gezilen bu yerlerin cennet olduğu telkininde bulundurmuştur.
Yanına getirilen gençler ayılınca onlara cenneti nasıl bulduklarını sormuş, beyni uyuşan gençler Hasan Sabbah’ın adeta kölesi olmuştur.
Onun öl demesiyle ölmeye, vur demesiyle vurmaya başlayan bu taraftar topluluğu ile etrafa terör estirmeye başlamıştır.
Filmde görüldüğü şekliyle Melikşah; Hasan Sabbah’a elçiler gönderip onu tehdit ettiği zaman fedailerinin kendisine bağlılıklarını göstermek için bir emirle fedaisinin kendi kendini nasıl hançerleyip öldürdüğünü, bir diğerinin kendini kaleden nasıl attığını göstermiştir.
Yeraltı faaliyeti göstererek Selçukluları içten çökertmeye çalışan Hasan Sabbah’a karşı Melik şah ve veziri Nizamülmülk; Nizamiye medreselerini açmış, gençleri yetiştirerek bu tehlikeyi önlemeye çalışmıştır.
Kendisinden sonra gelen Selçuklu Sultanları bu çıban başını yine ortadan kaldıramamışlardır.
Ancak Moğol Hükümdarı Hülagu; Alamut Kalesini yerle bir ederek Bâtınileri bu bölgeden uzaklaştırıp yok etmiştir.
Son günlerde gündemden düşmeyen siyasi olaylar, Fetö ve Süleymancılar konusunda kıssadan hisse çıkarmayı siz değerli okuyucularıma bırakıyorum.
Hoşça kalınız.