İSTANBUL (AA) - Türk Yoğun Bakım Derneği (TYBD), Türkiye'de sepsisin yoğun bakım ünitelerindeki yaygınlığını ortaya koyan araştırmasının sonuçlarını paylaştı.

Dünya Sepsis Günü dolayısıyla İstanbul'da düzenlenen basın toplantısında açıklanan TURK-SOFA2 araştırması kapsamında, Türkiye'nin 44 ilindeki 143 yoğun bakım ünitesinde tedavi gören 3 bin 368 hasta değerlendirildi.

TYBD Veribilimi Çalışma Grubu tarafından yürütülen çok merkezli araştırma, Türkiye'de yoğun bakım ünitelerinde tedavi gören yaklaşık her 5 hastadan 2'sinin sepsisli olduğunu ve bu hastaların yarısının 30 gün içinde yaşamını yitirdiğini ortaya koydu.

Araştırmaya göre, yoğun bakım ünitelerinde tedavi gören hastaların yüzde 39'unda sepsis tespit edildi. Sepsisli hastalarda 30 gün içindeki ölüm oranı yüzde 50,5 olurken, sepsis bulunmayan hastalarda bu oran yüzde 24,5 olarak kaydedildi.

Yoğun bakım hastalarının yaklaşık yüzde 55'inde enfeksiyon bulunurken, bunların yüzde 27,3'ünün yoğun bakım kaynaklı olduğu tespit edildi. Sepsis grubunda değerlendirilen enfeksiyonların yüzde 50,7'sinin akciğer kaynaklı olduğu belirlenirken, bunları üriner sistem ve kan dolaşımı enfeksiyonları izledi.

Mikrobiyolojik incelemelerde, kültür pozitif enfeksiyonlarda saptanan mikroorganizmaların yüzde 63,1'ini gram-negatif bakterilerin oluşturduğu belirlendi. Çoklu ilaca dirençli mikroorganizmaların oranı toplum kaynaklı enfeksiyonlarda yüzde 9,2 olarak hesaplanırken, bu oran, hastane kaynaklı enfeksiyonlarda yüzde 27,4'e, yoğun bakım kaynaklı enfeksiyonlarda ise yüzde 38,3'e yükseldi.

- 'Yoğun bakımlardaki antibiyotik direnci yüzde 40 civarında'

TYBD Başkanı Prof. Dr. Fethi Gül, AA muhabirine yaptığı değerlendirmede, sepsisin, vücudun enfeksiyona karşı gösterdiği reaksiyon sonucunda organ yetmezliklerinin gelişmesiyle ortaya çıktığını söyledi.

TYBD tarafından gerçekleştirilen TÜRK-SOFA2 çalışmasının Türkiye'deki sepsis yüküne ilişkin güncel veriler sunduğunu kaydeden Gül, çalışmada sepsis tanısı alan hastaların 30 günlük ölüm oranının yüzde 50 olarak belirlendiğini dile getirdi.

Gül, ülkeler arasındaki karşılaştırmalarda verilerin doğru ve düzenli tutulmasının önem taşıdığına işaret ederek, TÜRKSOFA-2 kapsamında kullanılan verilerin güncel ve doğruluk düzeyi yüksek olduğunu belirtti.

Sepsis tedavisinin önündeki başlıca sorunlardan birinin çoklu ilaç direncine sahip mikroorganizmalar olduğunu aktaran Gül, şu değerlendirmelerde bulundu:

'Elimizde sınırlı sayıda antibiyotik var. Antibiyotiklerin doğru kullanılmaması ve dirençli mikroorganizmaların artması nedeniyle özellikle yoğun bakımlarda ve servislerde kullanmamız gereken antibiyotiklere karşı direnç oranı yükseliyor. Yoğun bakımlarda bu oran, yüzde 40 civarında. Bu durum, elimizdeki tedavi araçlarını etkili biçimde kullanmamızın önüne geçiyor. Dolayısıyla doğru antibiyotik kullanımı konusunda toplumsal farkındalığı artırmamız gerekiyor. Buradaki en önemli nokta, antibiyotiklerin hekim kontrolünde kullanılması.'

Gül, sepsisin önlenmesinde sorumluluğun yalnızca hastaneler ve yoğun bakım birimlerine ait olmadığını, el hijyeni, aşılama, sanitasyon ve temiz suya erişimin enfeksiyonların önlenmesinde kritik rol oynadığını vurguladı.

Mevsimsel aşılar ile çocukluk çağı aşılarının zamanında ve doğru şekilde yapılması gerektiğine de dikkati çeken Gül, temiz suya erişimde yaşanan sorunların enfeksiyonları ve ardından gelişebilecek sepsisi tetikleyebileceğini anlattı.

- 'Ulusal sepsis eylem planının oluşturulması gerekiyor'

Sepsiste ölüm riskinin azaltılabilmesi için belirtilerin erken fark edilmesi ve sağlık kurumlarında ortak bir tanı ve tedavi dilinin oluşturulması gerekliliğine dikkati çeken Gül, sözlerine şöyle devam etti:

'İlgili dernekler, üzerine düşen görevleri yerine getirecek yetkinliğe sahip ancak eğitimlerin daha da artırılması gerekiyor. Ayrıca sepsis konusunun eğitim müfredatında da yer alması gerekiyor. Tıp fakültelerinin ve hemşirelik yüksekokullarının müfredatında bulunuyor ancak bunun genel eğitim sistemimize de entegre edilmesi önemli. Çünkü hastane ve yoğun bakım yatışlarının maliyeti açısından tüm hastalıklar arasında ilk sıralarda yer alan bir tablodan söz ediyoruz. Bu nedenle, eğitim oldukça önemli. Sepsiste belirtilerin erken tanınması gerekiyor. En önemli aksaklıklardan biri, ortak bir dil kullanılmaması. TÜRKSOFA-2 çalışmamızda bölgesel ölüm oranları arasında farklılıklar bulunduğunu da saptadık. Bunun nedenlerinden biri, erken tanı ve tedavi yaklaşımlarındaki farklılıklar olabilir.'

Atlas Üniversitesinden Dünya Fizyoterapistler Günü'ne ilişkin değerlendirme
Atlas Üniversitesinden Dünya Fizyoterapistler Günü'ne ilişkin değerlendirme
İçeriği Görüntüle

Gül, sepsisle mücadelede farkındalık çalışmalarının tek başına yeterli olmayacağını, yeni ilaçların geliştirilmesine, hızlı tanı sistemlerine, bilime, inovasyona, eğitime ve sağlık çalışanlarına daha fazla yatırım yapılması gerektiğini ifade etti.

Yüksek kalp hızı, bilinç durumunda değişiklik, uykuya eğilim, idrar çıkışında azalma, düşmeyen ateş, tansiyon düşüklüğü ve beslenme sorunlarının sepsis açısından alarm belirtisi olabileceğine işaret eden Gül, bu bulgulardan birkaçının birlikte görülmesi halinde sağlık kuruluşuna gecikmeden başvurulması gerektiğini aktardı.

Gül, sepsiste özellikle yenidoğanların, yaşlıların, kanser hastalarının ve bağışıklık sistemi zayıflamış kişilerin risk grubunda bulunduğunu ve Türkiye'de standart tanı ve tedavi yaklaşımlarının yaygınlaştırılması için ulusal bir yol haritasına ihtiyaç duyulduğunu kaydetti.

Sepsisin kontrol alınması için ulusal ve dünya genelinde atılan adımlardan bahseden Gül, şu ifadeleri kullandı:

'Ulusal sepsis eylem planının kesinlikle oluşturulması gerekiyor. Şu anda dünyada 15 ülke sepsisle mücadeleyi devlet politikası olarak benimsemiş ve uygulamaya koymuş durumda. Türkiye aslında bu ülkelerin çok gerisinde değil, önemli bir yol katettik. Ancak bu ülkeler arasına girebilmemiz için konunun bürokratik düzeyde benimsenmesi ve bu yönde ciddi politika çalışmalarının yürütülmesi gerekiyor. Hastaların tedavisinde antibiyotikler çok önemli bir yere sahip. Yoğun bakımdaki akut müdahalelerde yoğun bakım hekimlerine antibiyotik yazma yetkisinin tanınması gerekiyor. Türk Yoğun Bakım Derneği olarak, bu konuda bakanlığa başvurumuz da bulunuyor.'

Kaynak: AA