sonuçlar üretebileceği henüz bilinemiyor. ABD-İran gerginliğinin geleceğini, Cuma günü İstanbul’da ya da Umman’da biraraya gelecek olan tarafların restleşmeleri ve arka plandaki gerçekler çerçevesinde irdelemek gerekiyor.
M. KEMAL SALLI
İran Dini Lideri Ayetullah Hamaney, “Amerikalılar şunu bilmeliler ki, savaş başlatırlarsa, bu bölgesel bir savaş olur” diyor.

ABD Başkanı Donald Trump da Hamaney’in bu sözlerine, “İran’la anlaşabilirsek bu çokiyi olur. Anlamazsak, muhtemelen kötü şeyler olacak” şeklinde bir karşılık veriyor.
ABD savaş ve uçak gemilerinin Doğu Akdeniz’de ve Körfez’de yoğunlaştıkları bir dönemde yaşanan bu konuşmaların, Trump ile Hamaney arasında yaşanan gerilimi ne yönde, nasıl etkileyeceği henüz bilinemiyor. ABD-İran gerginliğinin geleceğini, tarafların bu restleşmeleri ve arka plandaki gerçekler çerçevesinde irdelemek gerekiyor.
ABD, İran’ın nükleer araştırmalarını, uranyum zenginleştirme çalışmalarını, balistik füze yapımını, Hamas’a, Hizbullah’a ve özellkle Yemenli Husilere yaptığı yardımları sonlandırmasınıı istiyor. İran’ın özellikle Husilere verdiği destek ABD’yi çok rahatsız ediyor. Çünkü Yemen’in el değmemiş büyük bir petrol rezervi var; çünkü İran, Çin’i Malakka Boğazı’nı dolaşmaktan kurtaran 2700 km’lik Kaşgar-Gvadar koridorunun denize açıldığı Körfez’in trafiğini Husiler eliyle kontrol altında tutuyor. ABD-İran krizinin, büyük ölçüde, ABD-Çin rekabetinin bölgeye yansıması olduğunu görmemiz gerekiyor.

Bütün dünya, ABD-İran gerginliğinin oluşturduğu ve oluşturabileceği olumsuzluklardan nasıl korunacağını hesaplarken, İran Dışişleri Bakanı Arakçı, uzlaşmanın mümkün olduğu mesajını veriyordu: “Trump nükleer silah istemediğini söyledi. Biz de bu isteğe tamamen katılıyoruz; bu konuda hemfikiriz. Bu çokiyi bir anlaşma olabilir. Doğal olarak biz de yaptırımların kaldırılmasını bekliyoruz.”
Wall Street Journal gazetesi, ABD’li yetkililerden aldığı bilgilere dayanarak, “Saldırı yakın değil. İran’ın misilleme olanağına karşı hazırlıkları tamamlamak gerekir. ABD bölgedeki üslerinin savunma sistemlerini güçlendirmeli. Pentagon İsrail’i ve Arap müttefiklerini korumak için ek hava güçlerini de bölgeye konuşlandırmalı” diyor.
TÜRKİYE’DE Mİ , UMMAN’DA MI?

ABD-İran gerginliği nedeniyle piyasaların dalgalandığı, altın ve gümüş gibi değerli maden fiyatlarının rekorlar kırdığı günlerde, Amerika merkezli Axios sitesi, ABD ve İran temsilcilerinin bu hafta İstanbul’da biraraya geleceklerini duyurdu. Haberin doğru olup olmadığı sorgulanırken İsrail, “bir daha geri verilmemek koşuluyla İran’ın zenginleştirilmiş uranyum stoklarının Türkiye’ye taşınmasını” önerdi.
Fars Haber Ajansı’nın İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan’ın ABD ile görüşme hazırlıklarını başlattığını duyurması üzerine, bütün dünya, Cuma günü İstanbul’da kurulacak kriz masasına odaklanmıştı. Çarşamba günü Axios, Tahran’ın görüşmelerin Umman’da yapılmasını istediğini, Trump’ın da bu isteği kabul ettiğini duyurdu.
İRAN KENDİNİ YALNIZLIĞA MAHKUM ETTİĞİNİN FARKINDA DEĞİL Mİ?

ABD-İran görüşmeleri İstanbul’da da yapılsa, Umman’da da yapılsa da, İran’daki Türk varlığı nedeniyle, Ankara’nın gölgesi masada olacaktır. İran Umman’ı, NATO üyesi bir ülke olmadığı gerekçesiyle tercih etmiş olabilir. Fakat, görüşmelerin İstanbul’da ya da Umman’da yapılması, pekçok görünen ve görünmeyen nedenlerden dolayı, Türkiye’nin masadaki ağırlığını ortadan kaldıramayacaktır.
İran, ABD ile yapacağı hayati görüşmeyi tarafsız bir sahaya kaydırmak isterken, kendini yalnızlığa mahkum ettiğinin farkında değil midir?
İran görüşme masasını İstanbul’dan Umman’a, İbrahim Anlaşması üzerinden İsrail’le aynı çatı altında biraraya gelen bir coğrafya taşımakla elini daha mı güçlendirmiş olmaktadır?
Tahran, ABD ile yaşadığı gerginliği sonlandırma görüşmelerinde, İran’ın toprak bütünlüğünü savunan Türkiye’yi yanına almasının, pekçok açıdan ne kadar önemli bir kazanç olduğunu göremiyor mu?
ABD-İran gerginliğini sonlandırabilecek görüşme masasının, Ortadoğu haritasının yeniden şekillenmekte olduğu bir süreçte İstanbul’da kurulması, Türkiye açısından çok önemli bir gelişmeydi.. Rusya-Ukrayna gerginliğinde olduğu gibi, ABD-İran gerginliğinde de tarafların İstanbul’da biraraya gelmeyi kabul etmelerinin nedenlerini 07.05.2024 tarihli “TÜRKİYESİZ OLMUYOR” başlıklı yazımız çerçevesinde değerlendirmek gerekir:
“ABD’nin “Kalkınma Yolu”na ilgisiz kalamayacağı, kalmadığı da bir gerçektir. ABD’nin hedefi, Basra Körfezi’ni Anadolu’ya bağlayan “Kalkınma Yolu”nun, Çin’in hayata geçirmeye çalıştığı Kuşak ve Yol Projesi’nin değil de, geçtiğimiz yıl G-20 Zirvesi’nde gündeme getirdiği Hindistan-Ortadoğu-Avrupa Ekonomi Koridoru’nun (IMEC) bir halkası olmasını sağlamaktır.

Kendisi açısından bir beka sorununa dönüşen “Kuşak ve Yol”un önünü kesme, işlevsiz kılma konusunda ısrarcı olan ABD, Çin’in küresel projesinin “Kalkınma Yolu” üzerinden Avrupa’ya ulaşabilme olasılığından rahatsızdır. ABD, Hint-Pasifik’e yönelmeden önce, bölgenin güvenliğini NATO müttefiki Türkiye üzerinden kontrol etmeyi planlıyor.
Özetle, “Kalkınma Yolu”nda Türkiye’yi zorlu bir sınav bekliyor.” (07.05.2024)
29.04.2024 tarihli “KORİDORLAR SAVAŞI MI” başlıklı yazımızda da, ABD’nin İran coğrafyasına odaklanmasının nedenlerini sorgularken şöyle demişiz:
“Kendisi açısından bir beka sorunu olarak algıladığı Kuşak ve Yol Projesi’nin Kuzey Koridoru’nun önünü, Ukrayna’yı Rusya’ya peşkeş çekerek, Güney Koridoru’nun önünü de, Gazze’yi israil’e bağışlayarak kesen ABD, Çin’in küresel projesinin yeni bir koridoru olarak gördüğü “Kalkınma Yolu”na ilgisiz kalabilecek midir?
(…) ABD “Kalkınma Yolu”nu IMEC’e rakip bir oluşum olarak algılıyorsa, yeni bir bölgesel sorunun fitili ateşlenmiş demektir.” (29.04.2024)
22.05.2024 tarihli “İran’da Neler Oluyor?” başlıklı yazımızda İran’ın geleceğini irdelerken de şöyle demiştik: “İran Cumhurbaşkanı Reisi’yi taşıyan helikopterin neden, nasıl düşmüş olabileceği irdelenirken yanıtı aranan soru ‘olay kaza mı, suikast mi?’sorusu değil, ‘İran üçe bölünür mü, böyle bir gelişme bölge ülkelerini nasıl etkiler?’ sorusudur, İran’ın geleceğine ilişkin gelişmeleri bu açıdan izlememiz gerekir.” (22.05.2024)
Geçmiş yazılarımızdan alıntılar yapmamızın nedeni, “biz demiştik” böbürlenmesi değil, iki küresel aktör arasında yıllardan beri yaşanmakta olan rekabetin arka planındaki gerçekleri ortaya koyarak, üretebileceği bölgesel ve küresel tehlikelere dikkat çekme çabasıdır.
ABD’nin savaş ve uçak gemilerini Doğu Akdeniz ve Körfez’e taşıyan Trump’ın, İran ile masaya oturma karar almasında Türkiye, Katar, Suudi Arabistan, Umman ve Mısır’ın, İran’a yönelik bir saldırının bölgesel bir savaşı tetikleyeceği yönündeki uyarılarının etkili olduğu konuşuluyor. ABD ve İran yetkililerinin Cuma günü Umman’da masaya oturacakları kesinleşmiş gibi. İstanbul’da ya da Umman’da kurulacak müzakere masasından çıkacak sonuç, İran’ın ABD isteklerini ne ölçüde kabul edeceğine bağlı olacaktır.
ABD NELER İSTİYOR?

ABD İran’dan uranyum zenginleştirme çalışmalarına son vermesini, balistik füze geliştirme çalışmalarını durdurmasını, Hamas, Hizbullah ve Husilere destek vermekten, Çin’e petrol satmaktan vazgeçmesini istiyor. ABD’nin bu istekler listesi üzerinden hangi hedeflere ulaşmayı hedeflediğini, yukarıda, eski yazılarımızdan alıntılar aktararak hatırlatmak istedik.
İRAN ABD’NİN İSTEKLERİNİ KABUL EDECEK Mİ?
İran, ABD’nin bu isteklerini ne ölçüde kabul edebilir? İstanbul’da ya da Umman’da kurulacak müzakere masasından bütün dünyaya rahat nefes aldıracak bir anlaşma çıkabilir mi?
İran nükleer tesislerini kapatmaya razı olabilir, uranyum zenginleştirme çalışmalarını durdurabilir, Hamas, Hizbullah ve Husilere destek vermekten vazgeçebilir, hatta “Çin’e petrol verme!” isteğine de olumlu yanıt verebilir, ama balistik füze üretme ve geliştirme konusundaki isteğe “evet” demesi pek mümkün görünmüyor. Çünkü, İran balistik füze üretimini durdurma isteğine “evet” demesi, savunma gücünden vazgeçmesi, bir çeşit teslim olması anlamına gelir.
ABD ve İsrail bugüne kadar İran’a kapsamlı bir saldırı gerçekleştirme konusunda temkinli davranmayı tercih etmişlerse, bunun başlıca nedeni İran’ın sahip olduğu balistik füze stoklarıdır. Oldukça uzun menzilli balistik füzelere sahip olan İran’ın yapmayı göze alabileceği bir misilleme, hem ABD hem de İsrail açısından çok can yakıcı sonuçlar üretebilir.
ABD’nin İran’ın balistik füzelerden vazgeçmesi konusunda ısrarcı olması, İstanbul ya da Umman’da kurulacak müzakere masasının devrilmesine neden olabilir. Bu da, küresel barış açısından çok tehlikeli sonuçlar üretebilecek bir gelişme olur. Çünkü, eskiden olduğu gibi, İran’ı tek başına kontrolü altına alamayacağını gören İngiltere ve 1916’da İngiltere ile gizlice imzaladığı Skykees-Picot Anlaşması’yla Osmanlı’nın Ortadoğu coğrafyasını paylaşmış olan Fransa, eski arka bahçeleri saydıkları bölgeden kopmamak adına ABD’nin yanında yer almaktadırlar.
O nedenle, bütün dünya, Cuma günü ABD ile İran’ı biraraya getirecek olan müzakere masasından olumlu bir sonuç çıkması için dua ediyor.
ABD NELERDEN, NEDEN VAZGEÇEMİYOR?
Gelinen noktada, ABD’nin de, İran’ı kontrol altına almaktan vazgeçmesi zordur. Çünkü ABD’nin, İsrail’i bölgenin enerji terminali yapma ve kendisi açısından giderek bir beka sorununa dönüşen Çin’in Kuşak ve Yol Projesi’nin önüne barikatlar kurma, hepsinden önemlisi, sırtındaki 38 trilyon dolarlık borç yükünü birilerinin sırtına yükleme hedefinden vazgeçmesi mümkün değildir. O nedenle ABD, Çin’in “Kuşak ve Yol”u hayata geçirerek küresel ekonominin lideri olmasına asla izin vermek istememektedir. Yeryüzünün çeşitli bölgelerinde yaşanan çatışmaların arka planında ABD-Çin rekabeti olduğu gerçeğini gözardı etmemek gerekir.
KRİZ MASASINDAN NASIL BİR SONUÇ ÇIKABİLİR?
Şimdilerde yanıtı merak edilen soru şu: Cuma günü İran, İstanbul ya da Umman’da, Trump’ın masaya koyduracağı koşulların hangilerini, ne ölçüde kabul edecektir? Ortak çıkarların devreye girmesiyle bir orta yol bulunabilecek midir? Piyasalar, dolayısıyla dünya rahat bir nefes alabilecek midir?
YARIN: İRAN “EVET” DEMEZSE...