Ateşkesin ilk duyurulduğu saatlerde İran Dışişleri Bakanı Arakçı, “ABD koşullarımızı kabul etti. Saldırmazlarsa saldırmayız” derken Trump, “Anlaşma önümüzdeki iki haftada son halini alacak. Neredeyse tüm konularda anlaştık” diyordu. Uzmanlar Trump’ın, İran’ın sunduğu 10 maddelik ateşkes koşullarını kabul etmesinin mümkün olmadığını, bu kabullenmenin bir aldatmaca olduğunu savunuyorlar. Trump’ın kalıcı bir anlaşmayı mı hedeflediği, yoksa Kasım ayında yapılacak seçimleri atlatabilmek amacıyla, zaman kazanmak peşinde mi olduğu 11 Nisan’da İslamabad’da yapılacak müzakere sürecinde anlaşılacaktır.

M. KEMAL SALLI

Bütün dünya nefesini tutmuş, Trump’ın Salı gecesi (bizde Çarşamba) yapacağı konuşmada, İran’a ilişkin yapacağı açıklamayı bekliyordu. Trump, Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif ve Pakistan Genelkurmay Başkanı Asım Münir aracılığı ile İran’dan 10 maddeden oluşan 15 günlük bir ateşkes teklifi aldığını ve bu teklifi kabul ettiğini açıkladı.

8-28

Trump, Hürmüz Boğazı’nı tamamen, derhal ve güvenli biçimde açmayı kabul etmesi koşuluyla, İran’a yönelik bombardıman ve saldırıları iki hafta boyunca askıya almayı kabul ettiğini ve bunun iki taraflı bir ateşkes olacağını belirtti.

İran’ı ateşkes konusunda Çin’in ikna ettiğini belirten Trump, kalıcı bir barış sağlanması konusunda umutlu olduğunu belirterek, “İran’dan 10 maddelik bir teklif aldık, bunun müzakere için uygun bir teklif olduğuna inanıyoruz. Amerika Birleşik Devletleri ile İran arasında geçmişte çeşitli anlaşmazlık noktalarının neredeyse tamamı konusunda anlaşma sağlandı. İki haftalık süre anlaşmanın son haline getirilmesine ve tamamlanmasına olanak sağlayacak” dedi.

Tarafların 11Nisan günü İslamabad’da biraraya gelecekler ve kalıcı barış koşullarını görüşecekler. Savaşın 40. gününde gündeme gelen ateşkesten kalıcı bir barış sağlanıp sağlanamayacağı, 11 Nisan’da başlayacak müzakere sürecinde belli olacak.

Trump’ın, İran’dan gelen ateşkes teklifini kabul ettiğini açıklaması üzerine piyasalar coştu, brend petrol fiyatlarında yüzde 20’lik bir gerileme yaşandı, ABD ile İran arasında kalıcı barış sağlanabileceği konusunda umutlar doğdu. Fakat, ne yazık ki, bu bahar havası uzun ömürlü olamadı. Netanyahu, ateşkesin Lübnan’ı kapsamadığını savunarak, ülkenin güney bölgelerini bombalamaya devam ederken, İran ve ABD cephelerinden ateşkese ilişkin çelişkili açıklamalar yapılması, küresel çapta yeni bir kaygılı bekleyişin başlamasına neden oldu.

Trump, “Anlaşma kesinleşene kadar tüm askeri birliklerimiz İran çevresinde kalacak. ABD ordusu dinleniyor, teçhizat yüklüyor, bir sonraki fetih için dört gözle bekliyor. Eğer anlaşmaya uyulmazsa, silahlar kimsenin görmediği kadar güçlü şekilde patlar” derken İran, “ABD ya da İsrail’den gelebilecek herhangi yeni bir saldırıya daha güçlü bir yanıt verilecek. İsrail’in Lübnan’a saldırısı nedeniyle Hürmüz’de geçişler askıya alındı” diyordu.

Böylesine bir belirsizlik ortamında, 11 Nisan’da İslamabad’ta yapılacak görüşmelerden kalıcı bir barış anlaşmasının çıkma şansı oldukça düşük.

Bu arada, Kongre’nin onayını almadan başlattığı İran savaşı nedeniyle ülkesini maddi ve manevi zarara uğrattığından dolayı, Trump’ın derhal azledilmesi gerektiğine ilişkin bir kampanya başlatılması, küresel çapta ayrı bir tedirginliğin yaşanmasına neden oldu.

NETANYAHU: “ATEŞKES LÜBNAN’I KAPSAMIYOR”

Beyaz Saray’dan yapılan açıklamada, “İsrail de ateşkese uyacak” deniyordu, ama Gazze’den sonra Lübnan’ın güney bölgelerini de harabeye çeviren Netanyahu, “Ateşkes Lübnan’ı kapsamıyor” diyor. İsrail’in hedeflerine yürüyebilmesi için, Ortadoğu’yu kontrollü bir kaos ortamında tutmayı hedefleyen Netanyahu’nun teşkes kararından memnun olmadığı anlaşılıyor.

1-230

Ateşkesin ilk duyurulduğu saatlerde İran Dışişleri Bakanı Arakçı, “ABD koşullarımızı kabul etti. Saldırmazlarsa saldırmayız” derken Trump, “Anlaşma önümüzdeki iki haftada son halini alacak. Neredeyse tüm konularda anlaştık” diyordu. Uzmanlar Trump’ın, İran’ın sunduğu 10 maddelik ateşkes koşullarını kabul etmesinin mümkün olmadığını, bu kabullenmenin bir aldatmaca olduğunu savunuyorlar. Trump’ın kalıcı bir anlaşmayı mı hedeflediği, yoksa Kasım ayında yapılacak seçimleri atlatabilmek amacıyla, zaman kazanmak peşinde mi olduğu 11 Nisan’da İslamabad’da yapılacak müzakere sürecinde anlaşılacaktır.

“TRUMP’IN ATEŞKES KOŞULLARINI KABUL ETMESİ MÜMKÜN DEĞİL”

Trump’ın, İran’ın 10 maddelik anlaşma koşullarının tamamını kabul etmesinin mümkün olmadığını belirten uzmanlar, kalıcı bir barış konusunda pek umutlu değiller. Savaş sürecinde yükselen petrol fiyatlarından olumsuz etkilenen Amerikan halkının desteğini giderek yitiren Trump’ın, Kasım’da yapılacak ara seçimlerde hezimete uğramamak için, ateşkesi bir “zafer” olarak sunarak, İran’a yönelik saldırıları yılsonuna ertelemeye çalıştığına inanılıyor.

PETROLÜN YUAN İLE SATILMASI “KÜRESEL LİDER” SIFATINDAN VAZGEÇMESİ DEMEKTİR

Hepsinden önemlisi, İran’ın petrolü yuan ile satmaya devam etmesini kabul etmesi ABD’nin “küresel lider” sıfatından vazgeçmesi demektir ki, bu Trump’ın kararına bırakılacak bir konu değildir.

Petrolün dolar dışında bir para birimiyle satılmasını savunan Saddam ve Kaddafi’nin, bu konuda ısrarcı olmaları, ülkelerinin işgal edilmelerine ve hayatlarını feci şekilde kaybetmelerine neden olduğu unutulmamalıdır. İran’ın ateşkes teklifinde bu konuda bir açıklık yok, ama müzakerelerin ana konularından biri de bu olacaktır.

İran’ın ateşkes önerisinin 1. maddesinde, “Irak, Lübnan ve Yemen’deki savaşın tamamen sona erdirilmesi” isteniyor. Irak’ta PKK’yı, Lübnan’da Netanyahu’yu, Yemen’de Husileri durdurmak mümkün müdür?

2. maddede, “İran’a yönelik savaşın süre sınırı olmaksızın tamamen ve kalıcı olarak sona erdirilmesi” isteniyor; bunu kimler, nasıl sağlayacaktır?

6. maddede, “İran’ın yeniden inşa maliyeti için tam tazminat ödenmesi” isteniyor. Trump’ın bu konuyu Kongre’den geçirme şansı var mıdır?

Trump’ın hangi rüzgarların etkisiyle yön bulmaya çalışacağını İslamabad görüşme sürecinde anlayacağız.

TRUMP ULUSA SESLENİŞ KONUŞMASINDA ATEŞKESE HAZIR OLDUĞUNU BELLİ ETMİŞTİ

Trump'ın 2 Nisan gecesi yaptığı ulusa sesleniş konuşması ardından, ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth’in isteği üzerine, bazı üst düzey komutanların ve özellikle de Genelkurmay Başkanı General Randy George’un görevinden istifa etmesiyle oluşan tablo “tek nedenli” değil, çok katmanlı bir güç ve strateji çatışması izlenimi veriyordu.

ABD’nin yeni Genelkurmay Başkanı Chritopher LaNeve, askeri geçmişinde I. Körfez Savaşı ile Irak ve Afganistan işgallerinde görev almış, buralardaki hapishaneleri işkence merkezine dönüştürmekle ünlenmiş bir isim. Bu karanlık ve kanlı geçmişi bilindiğinden, İran’dan bir başarı hikayesiyle çıkmak zorunda olan Trrump’un Laneve’e, İran’ı barışa zorlama konusunda “açık çek” verme olasılığı çok güçlüydü. Bu nedenle, ateşkes konusunda İran’a verdiği süreleri birçok defa uzatmak zorunda kalan Trump’ın küfürlü konuşmaları bütün dünyada kaygıyla izleniyordu.

115 UÇAĞIN GÖREVİ NEYDİ?

Trump, ulusa sesleniş konuşmasında, "İran Amerikan topraklarına, Avrupa'ya ve yeryüzündeki hemen hemen her yere ulaşabilir. İran’ın Amerika’yı tehdit etme ya da sınırları dışına güç yayma kapasitesini sistematik olarak ortadan kaldırıyoruz” diyordu, fakat bu konuda ne ölçüde başarılı oldukları henüz netleşmiş değildir.

Trump İran’da düşürülen uçaktan atlayan pilotların kurtarılma operasyonu bir kahramanlık destanı olarak anlatıyor, ama 115 uçağın İran’a hangi görevle gittiklerini söylemiyordu. Bu nedenle de, bu kadar uçağın iki pilotu kurtarmak için gitmedikleri, gerçek hedeflerinin İran’ın zenginleştirilmiş uranyum depoları olduğu iddiaları giderek netlik kazanıyor. Trump’a diplomatik nezaket kurallarını unutturup küfürlü konuşmasının nedeninin de, yaşanan bu fiyasko olduğu söyleniyor. ABD’NİN BU KUYRUK ACISINI UNUTMASI MÜMKÜN MÜDÜR?

Bütün bu anlatılanların ve iddiaların ne derece doğru olduklarını, ancak yıllar sonra öğrenebileceğiz. Fakat, Trump’ın bir başarı olarak sunmaya çalıştığı bu olayların, ABD’nin “küresel lider” imajını erozyona uğrattığı bir gerçektir. Trump, Hürmüz Boğazı’nın kilitlenmesi nedeniyle petrol fiyatlarının giderek yükselmesinden olumsuz etkilenen Amerikan halkına anlattığı bu “başarı” hikayeleri etkili olamıyor. Trump’ın anlattığı “başarı” hikayeleriyle günlük yaşam gerçekleri birbirleriyle çelişiyor. Anlaşılan o ki, Kasım’da hezimete uğrama korkusu, Hetanyahu’nun ve Damat Kushner’in Epstein Dosyası üzerinden ürettikleri tehditleri bastırıyor.

TRUMP ATEŞKESİ HERKESTEN ÇOK İSTİYORDU

9-22

Bütün bu gelişmeler, Trump’ı bunaltıyor, diplomatik nezaketi unutup küfürlü konuşmasına neden oluyor. Anlaşılan o ki Trump, Netanyahu ve Damat Kushner’in yönlendirmesiyle karıştığı İran savaşından biran önce kurtulmanın yollarını arıyor.

Fakat, ne yıllar yılı onbinlerce TIR dolusu silahla donatıp eğittiği PKK ve uzantısı örgütlerden ne de kadim dost ve müttefiki İngiltere’den, İran’ı sindirmek için beklediği desteği alamıyor.

Gelinen noktada, inandırıcı zafer hikayeleri anlatmakta giderek zorlanan Trump, Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif ve Genelkurmay Başkanı Asım Münir’in ilettikleri İran’ın 10 maddelik ateşkes teklifini belli etmemeye çalıştığı bir memnuniyetle ve “Büyük bir zafer” kamuflajı altında kabul etmek zorunda kaldı.

İslamabat’ta 11 Nisan’da başlayacak görüşmelerden kalıcı bir barış çıksa da, çıkmasa da Trump, İran konusunu, Kasım ayı sonuna kadar gündemden uzak tutmaya çalışacaktır. İslamabad’da başlayacak ateşkes görüşmelerinin kalıcı bir barış anlaşmasıyla sonuçlanmasını diliyoruz.