Değerli okurlarım...
Kırmızı İsot denince hemen ilk akla gelen Şanlıurfa' dır. Şanlıurfa' da Ağustos ayının ortalarında sebze kurutmalılıkları başlar. Bunlara Urfa tabiriyle, 'kak yapma zamanı' deriz. Bunlar; patlıcan, domates, biber, bamya, kabak, ancır gibi... Domates salçası, pul biber yani kırmızı isot Urfa'nın iki vazgeçilmezi. Urfa kadınlarımız bu ikisini de kendileri yaparlar. Birde Ağustos' un on beşinden sonra kırmızı biber temizleme sezonu başlar, ta ki Ekim'in ortalarına kadar. Bu arada kırmızı biber temizlemesi Urfa'da bir ticaret sektörüne dönmüştür. Urfalı kadınlarımızın çoğu bu işten para kazanır. Eylül ayı kışa hazırlık ayı denir Urfa'da.

1000219698 1

Evet, bizde kışa hazırlık için kırmızı pul biber yapmak için sabah erkenden kalkıp eşimle birlikte arabamıza binip halpazarının yolunu tuttuk. Halpazarında aldığımız kırmızı biberlerimizi temizlemek için kadınların biber temizlediği yere götürdük. Çoluk çocuğuyla biber temizlemeye gelen aileler vardı orada. Biber temizleyen kadınlar arasında gözüm sesizce çalışan bir genç kadına çarptı. Altımdaki sandalyeyi alıp yanına gidip oturdum. Ve genç kadınla biraz da olsa kısa bir sohbet yaptık. Genç kadın yaşadıklarını anlatınca sesizliğin altında ateşler içinde yanan bir yüreği gördüm. Biberci kadının anlatıklarını köşe yazıma taşıyarak sizlerle paylaşmak istedim. İşte sesizliğin altında köz gibi yanan bir yürekten dökülenler...

1000219704 1

- Günde kaç torba biber temizliyor sunuz?

- On beş ve yirmi torba arasında değişiyor. Bazen on beş torba yapıyorum. Bazende biber çok geldiğinde günde yirmi torba biber de temizlediğim de oluyor.

- Çocuklarında çalışıyor mu?

- Çocuklarım daha küçük. Şimdi kızım benimle birlikte çalışıyor. O da daha küçük.

- Kaç çocuğunuz var?

- Benim dört çocuğum var. Üçü erkek, biri kız.

- Eşiniz ne iş yapıyor?

- Eşim cezaevinde.

- Peki kim size bakıyor şimdi?

- Biber temizlemesinde kazandığımız parayla geçimimizi yapıyoruz. Birde ablam ile kardeşim bize yardım ediyor. Eşim dışarda olduğu zamanda bir ihtiyacımız olduğunda ' git ablandan iste' derdi.

- Eşinin ailesi size hiç yardım etmiyor mu?

- Onlar bize yardım etmiyorlar abla. Geçenlerde elektrik paramız dört bin lira geldi. Kaynımı aradım, o da bana 'git ablan gile söyle onlar ödesin' dedi. Şimdi biber yapma zamanı diye elimize bir kaç kuruş geçiyor. Bu da neyimize yetecek ki. Evimiz kira...

- Kocan neden cezaevine girdi?

- Kocam dolandırıcılıktan dolayı cezaevine girdi. İnşallah çıkmasın.

- Niye çıkmasın ki?

- Eve hiç bir faydası yok ki abla. Kazandığımız bir kaç kuruş varsa onu da bizden alır içkiye verirdi. On dört senedir evliyiz. Bir gün beni ve çocuklarımı alıpta bir yere götürdüğü yok. Bu güne kadar ne bir hastaneye ne de babamlara birlikte gittiğimiz yok.

- Peki Sen her doğum yaparken kim seninle hastaneye gidiyordu?

- Her doğum yapacağım zaman ablamları arıyordum. Ablamla birlikte eniştemiz gelip beni hastaneye götürüyorlardı. Evlendiğim günden beri kocam olacak adamdan hep dayak yedim. Hep çalışan, eve para getiren ben, ayrıca ev işlerimi de hiç bir gün ihmal etmedim. Fakat bunun yanında kocamdan da hep şiddet gördüm. Hep dayak yedim. Her dayak yediğimde susup evimde oturdum. Aman ha ailem benim kocamda şiddet gördüğümü bilmesinler dedim. Onlar öğrense gelip beni yalnız alıp götüreceklerdi. Çocuklarımı babasına bırakacaklardı. Bende çocuklarım olmasa yaşayamazdım. Çocuklarımdan ayrılmak istemediğim için kocamın bana yaptığı her şeye göz yumdum. Kocam kazandığımız parayı bizden alır gider içkiye verir içerdi yada gider başka kadınlarla birlikte olur yer gelirdi eve. Ne yapalım? Benim de kaderimde bu çıktı. Bahtı kara derler ya işte benimki de o mesele abla.

1000219701 1

- Sen doğumunu hastanede yaptıktan sonra kocan gelip sizi hastanede alıp eve getirmiyor muydu?

- Ne evi abla? Kardeşim bizi hastanede alıp taksiye bindirip eve getiriyordu. Eve geldiğimizde neyimiz oldu bile sormuyordu. dört çocuğumuzun hiç birini kucağına alıp sevmemiştir. İşte tüm bunları yaşadığım için şimdi cezaevinde olan kocamın hiç dışarıya çıkmasını istemiyorum. Çıksa yine bizden para alıp içkiye ve karı- kıza verecek. Bir yandan da ondan hep dayak yiyeceğim. Şimdi başkalarının yardımıyla da olsa zar zor geçimimiz olsada boğazımızda rahat bir lokma geçiyor. Allah onu ömür boyu orada tutsun inşallah. Artık canımıza yetti.

Saatler on ikiyi gösteriyordu artık. Sohbetimiz arasında bir kız çocuğu yeşil biberden bir dürüm yapmış kadına getirdi. Kadın halen sabah kahvaltısını yapmamıştı.
-Abla bu benim kızım. Çocuklarımın en büyüğü. Şimdi bu benimle birlikte çalışıp bana yardımcı oluyor.

- Şimdi sana yardım eden kızın Kaç yaşında?

- Bu yıl on üç yaşına girdi. Kızımın getirdiği bu dürümle akşamı edeceğim artık. Ne kadar fazla biber torbasını temizlesem o kadar para kazanacağım. Şimdi bende seksen beş bin lira ev kirası isteniyor, onu toplayıp vereceğim. Bileceğin abla, ben hem evin erkeği hemde evimin kadını olmuşum.

Kadın yaşadıklarını anlatırken o kara gözlerinden süzülen yaşlar kızarmış yanaklarından süzülüp gidiyordu. Onu dinlerken içim kan ağlıyordu. Onun yaşadıkları karşısında içim şişti artık. Yaşanan ne hayatlar var be! dedim içimde defalarca kez. Biberci kadınla bir taraftan sohbet ederken bir yandan da salçalık ve kurutmalık biberlerimiz de orada ki kadınlar tarafından temizlenmiştı artık. Kırmızı biber temizleyen bu kadın belki yıllardır yaşadıklarını içine atmış artık içine sığmayıp taşımış ve biriyle paylaşma fırsatını bulmuştu kimbilir? Bizde temizlenmiş salçalık biberlerimizi makineye vurup götürdüğümüz boş mataralara doldurup arabanın bağajına koyup oradan ayrıldık.
Evet, değerli okurlarım...
Bu yazdıklarım sadece binlerce kadından birinin yaşadıklarını sizlerle paylaştım. Bunun gibi kimbilir kaç kadınımız yaşadıklarını yüreğine sindirip anlatmıyor ve kendi dünyasında yaşayıp gidiyordu. Allâh bu mazlum kadının yar ve yardımcısı olsun. Allâh onu çocuklarına bağışlasın. Koca yürekli biberci kadın.

Allah'a emanet olun.