Son günlerde art arda yaşanan çocuk kavgaları ve gençler arasında çıkan bıçaklı olaylar, toplum olarak hepimizi derinden sarsıyor. Basit bir tartışmanın, bir bakışmanın ya da anlık bir öfkenin cinayetle ya da ağır yaralanmayla sonuçlanması artık sıradan bir haber başlığı haline geldi. Oysa her bir olayın arkasında yarım kalan hayatlar, yıkılan aileler ve ömür boyu taşınacak pişmanlıklar var.
Ne yazık ki bu durumu acı örneklerle de görüyoruz.
Henüz çocuk yaşta olan Minguzi kardeşimizin bir tartışma sırasında bıçaklanarak hayatını kaybetmesi kamuoyunda büyük bir infial yaratmıştı. Yine kısa süre önce Atlas kardeşimizin de bir kavgada bıçaklanarak yaşamını yitirmesi, bu tehlikenin ne kadar yakınımızda olduğunu bir kez daha gösterdi. Bu iki acı olay, “Bizim çocuğun başına gelmez” demenin ne kadar büyük bir yanılgı olduğunu da ortaya koyuyor.
Minguzi ve Atlas…
İki isim, iki yarım kalan hayat, iki yıkılmış aile…
Onlar artık sadece birer haber başlığı değil; bu ülkenin vicdanına kazınmış iki acı gerçektir. Birinin okul çantası bir daha hiç açılmayacak, diğerinin odasında oyuncakları ve hayalleri sessizce bekleyecek. Annelerinin gözyaşı dinmeyecek, babalarının yüreğindeki boşluk hiçbir zaman dolmayacak.
Bugün onların isimlerini anarken aslında şunu da söylüyoruz:
Bu çocuklar ölmeseydi, bugün burada bu yazıyı yazmak zorunda kalmayacaktık.
Henüz çocuk yaştaki yavrular...
2000’li yılların ilk çeyreğinde...
Türkiye’de satışı yasak “sustalı bıçaklar”ın kurbanı oluyor...
İşte tam da bu nokta da asıl sorulması gereken soruyu çoğumuz atlıyoruz.
15 yaşındaki çocuk cebinden çıkardığı sustalı çakıyı 17 yaşındaki Atlas Çağlayan’ın göğsüne sapladı…
Bir yasa dışı cinayet aleti 15 yaşındaki çocuğun cebinde ne arar?.. Ne amaç taşır?.. Kimden temin edildi?..
Ürpertici sorular yığınla.
Türkiye’de mevzuata göre belirli türde bıçakların taşınması ve satışı zaten yasak ya da sıkı kurallara bağlı. Ancak uygulamaya baktığımızda, özellikle küçük esnaf dükkânlarında, pazarlarda ve internet satış sitelerinde bu kuralların çoğu zaman göz ardı edildiğini görüyoruz. “Koleksiyon ürünü” adı altında satılan kelebek bıçaklar gerçekte doğrudan kullanım amaçlı olarak gençlerin eline geçebiliyor. İnternette ise yaş doğrulaması olmadan birkaç tıkla bu tür ürünleri satın almak mümkün.
Bu durum, sadece satıcıların değil, denetim mekanizmalarının da sorgulanmasını zorunlu kılıyor. Zabıta, emniyet ve ticaret birimlerinin daha sıkı kontroller yapması; yaş sınırı ihlallerine caydırıcı cezalar uygulanması artık bir tercih değil, zorunluluk haline gelmiştir. Çünkü bugün “bir şey olmaz” diye satılan bir bıçak, yarın bir annenin evladını kaybetmesine neden olabiliyor.
Yasal tedbirler ve denetimler ne kadar önemliyse, ailelerin rolü de en az o kadar hayati. 18 yaş altı çocukların üzerlerinde kelebek, sustalı ya da çakı gibi aletler taşımasını engellemek, her şeyden önce ebeveynlerin sorumluluğudur.
Birçok aile, “Bizim çocuk yapmaz” diyerek bu ihtimali göz ardı ediyor. Oysa Minguzi ve Atlas örnekleri gösteriyor ki; bu mesele sadece “sorunlu” ailelerin değil, hepimizin meselesidir. Somut bir örnek vermek gerekirse; bir ilde yaşanan bıçaklı kavganın ardından gözaltına alınan 14 yaşındaki çocuğun ailesi, “Çantasında böyle bir şey taşıdığını bilmiyorduk” dedi. Ancak o çocuğun haftalardır okula giderken cebinde çakı taşıdığı daha sonra ortaya çıktı..
Çocuklar suç kasırgasının öznesi haline gelirken bunun nedenleri üzerinde elbette ki durmalı…
Bunlar nasıl bir ailede, nasıl bir çevrede ve hangi etkenlerin ağır gölgesinde yetişiyorlar…
Çocuk suçlarına öngörülen hafifletilmiş cezalar da yeniden elden geçirilmeli…
Suça eğilimli ergenler “çocuk yaştayım yasaların ve yargının hoşgörüsü sayesinde az bir cezayla sıyırtırım” mantığından bir an önce soyutlanmalı…
Kan davalarında ve çeşitli husumette çocuklar kullanılıyor…
Çocuğu getir dolduruşa, ver eline silahı, sonra çekilip kanlı serüvenleri zevkle izle…
Tabii burada en büyük görev ailelere düşüyor.
Aileler çocuklarının çantalarını zaman zaman kontrol etmeli, onlarla açık bir iletişim kurmalı ve şiddetin sonuçları konusunda net bir dil kullanmalıdır.
“Bıçak taşımanın havalı bir şey olmadığı”,
“Bir anlık öfkenin ömür boyu pişmanlık getireceği”
çocuklara somut örneklerle anlatılmalıdır.
Bu mücadelede okulların ve toplumun rolü de göz ardı edilemez. Rehber öğretmenler aracılığıyla şiddet, öfke kontrolü ve akran zorbalığı konularında düzenli seminerler verilmesi; okul çevrelerinde denetimlerin artırılması önemli adımlardır..