Yılın en kıymetli günlerinden biri: Babalar Günü. Sessizce varlığını sürdüren, çoğu zaman fedakârlıkları kelimelere dökülmeyen o büyük insanların günü. Baba… Dört harf, ama içine bir ömür sığar.

Baba demek; çocukken elini tuttuğumuzda dünyanın en güvenli yerinde hissetmek demektir. Bazen bir sözle cesaret bulmak, bazen sadece orada olduğunu bilmekle güçlenmektir. Baba, her zaman konuşmaz ama varlığıyla anlatır. Bir bakışı yeter, bir omzu bile dağ gibi gelir. Sözleri azdır, ama etkisi derindir.

Bunlar biz evlatların görebildiği. Bir de göremediklerimiz vardır 'ki, içler acısı.

Babaların koca bir aileyi sırtlayıp götürmek için ne büyük çileler çektiklerini bilmeliyiz. Babaların çektikleri pek görülmez. Hepimiz babaların neler çektiklerinin en yakın tanıklarıyız. Yokluk ve sıkıntılar içinde bizi, onurlu ve başı dik insanlar olarak yetiştirmeye çalışırlar. Gerçekten de babaların çektikleri takdire değer. Ömürleri boyunca gık demeden çileler çekerler; tabiî bunları genç kuşaklara anlatmak zor. Geçmişten bugüne nasıl gelindiğini merak etmeyi bırakın, dinleme tahammülleri bile yok. Bizi bugünlere getiren, getirirken bin bir çile çeken ulu çınarları bir an olsun aklımızdan çıkarmayalım.

Onlar hediyelere boğulmak istemiyorlar, sadece saygı ve tatlı bir gülüş bekliyorlar çocuklarından. Yılda bir kez alınan hediyelerle bugünü geçiştirmemeliyiz, biz yetişinceye kadar onların ne zahmetlere katlandığının bilinciyle hareket etmeliyiz. Maddî durumu iyi olanlar için babaları bu şekilde onurlandırmak kolay; ya diğerleri bunun nasıl üstesinden gelecek? İşin maddiyat boyutunun dışında da düşünebilmeliyiz.

BABA SEVGİSİ BİR GÜNE SIĞMAZ

Belki de milyonlarca insan böyle bir gün olduğunun bile farkında değildir. Bu farkındalığı bir günün dışına taşırmak gerekiyor. Babalarımız ister yaşıyor olsun, isterse dünyadan göçüp gitmiş olsunlar, her zaman saygıya değer olduklarını göstermeliyiz. Onları incittiğimiz, üzdüğümüz zaman gönüllerini almayı unutmamalı. Onlar çocuklarından çok şey istemez; tek istedikleri kendileri olmaları ve ele güne muhtaç olmadan, bağımsız yaşamalarını isterler.

Zaten birçok baba da kendi kendine yeten, kişilikli insanlar yetiştirmenin derdindedir. Çocukların yetişmesine yeterince olumlu katkıda bulunamıyor muyuz? Bu biraz da insanın ekonomik, sosyal ve kültürel gelişmişliğine bağlı. Her şeye karşın babalar kan ter içinde çocuklarını yetiştirmeye, üzerine düşen sorumlulukları yerine getirmeye çalışıyor. Yetiştirmede babalar hata yapmıyor mu? Yapıyor, ne olursa olsun bunun da bilincindeyiz. Babalarla birlikte bu yaşam yolculuğunu doğru yere götüreceğiz. Bu sadece babaların değil, çocukların da sorumlu hareket etmelerini gerektirir. Ortak sorumluluk almak, işler ters gittiğinde, her şeyi babanın üzerine yıkmamak lâzım. İçinde bulunulan sıkıntıları hep babaların üzerine yıkarak, işin kolayına kaçanlar da vardır. Adil davranıp, hiç bunlardan olmamak gerekiyor.

Ne olursa olsun babaların yaptıklarını küçümsemek anlayışından uzak durmalıyız. Baba sevgisi paraya pula endekslenecek bir şey değil. Hediyeni alırsın çeker gidersin, böylece görevini yapmış olursun. Bu değil mesele; onlar ilgi istiyorlar, sevgi istiyorlar, aranıp sorulmak istiyorlar, anlaşılmak istiyorlar, herkesin mutlu olmasını istiyorlar. Dünyada bizim de sorumluluklarımız olduğunu bilerek suçlamalardan uzak durulmalı. Babalık zor zanaat, herkes baba olamıyor. Ne mutlu bu zanaatı layığıyla yerine getirebilenlere ve getirmek için çaba harcayanlara...