Bazen dünya ekonomisinin kaderi, haritada küçücük görünen bir noktaya sıkışır.
Bugün o noktanın adı Hürmüz Boğazı.
ABD ile İran arasındaki gerilimin deniz taşımacılığına sıçramasıyla birlikte boğazdan geçen ticari gemilerin sayısı ciddi biçimde azaldı. Brent petrol yeniden 97 doların üzerine çıktı. Dünya petrolünün yaklaşık beşte birinin geçtiği bu güzergâhta yaşanan her hareket, artık yalnızca Ortadoğu'nun değil, dünyanın meselesi.
Burada asıl dikkat edilmesi gereken petrolün fiyatından çok petrolün hareketidir.
Çünkü enerji piyasalarında en tehlikeli tablo, petrolün pahalanması değil; petrolün olduğu halde taşınamamasıdır.
Bir tanker bekler.
Bir rota değişir.
Sigorta maliyeti yükselir.
Taşıma süresi uzar.
Ve binlerce kilometre ötede bütün bu hesabın sonucu başka bir fiyat etiketinde karşımıza çıkar.
Türkiye açısından mesele bu nedenle hiç uzak değil.
Hürmüz'deki trafik yavaşladığında bunun etkisi yalnızca petrol şirketlerinin bilançolarında kalmaz. Akaryakıttan taşımacılığa, üretim maliyetlerinden market raflarına kadar uzanan bir zincir oluşur.
İşte bu nedenle bugün Hürmüz Boğazı'na yalnızca savaşın bir parçası olarak bakmak yanlış.
Orası aynı zamanda dünyanın enerji damarlarından biri.
Ve o damardaki akışın yavaşlaması, dünyanın herhangi bir ülkesindeki tüketiciyi ilgilendiriyor.
Belki de önümüzdeki günlerin en önemli sorusu “ABD ile İran arasında ne olacak?” sorusundan daha farklı.
Petrol akışı daha da yavaşlarsa, ilk büyük fatura kimin önüne gelecek?
Çünkü bazı krizler başladığı yerde görünmez.
Bazen bir füze sesiyle değil, benzin istasyonundaki tabelayla kendini belli eder.
Ve dünyanın bir ucundaki deniz yolu kapandığında, etkisini Türkiye'de bir market fişinde görebilirsiniz.