Sezonun ilk derbisinde Beşiktaş, Kadıköy’de ezeli rakibi Fenerbahçe’yi 2-1 yenmeyi başardı ve önemli bir üç puanın sahibi oldu.

Ama bu maçın hikâyesinin asıl dikkat çekici tarafı, Fenerbahçe’nin maçı kazanabilecek konumdayken bir anda kaybetmesi değil.

Kadıköy’de ev sahibi olmanın ve doğal favori konumunda bulunmanın avantajıyla maça başlayan Fenerbahçe, özellikle ilk bölümde topa daha fazla sahip olan taraftı. Ancak topun sahibi olmakla oyunun sahibi olmak anlamına gelmiyordu tabi ki.

Nitekim ilk ciddi fırsatları bulan taraf Beşiktaş oldu. Trossard ve Olaitan’ın şutlarında Ederson’un kurtarışları, Fenerbahçe’nin savunma arkasında ve ceza alanı çevresinde zaman zaman ne kadar sorun yaşadığını gösterdi.

Öyle ya da böyle Fenerbahçe, Skriniar’ın dokunuşuyla golü buldu. Tam da o anda Fenerbahçe’nin yapması gereken şey belliydi: Oyunu kontrol etmek, tempoyu belirlemek ve Beşiktaş’ın reaksiyonuna izin vermemekti.

Fakat olmadı. Beşiktaş’ın cevabı gecikmedi

Golün ardından Beşiktaş, yalnızca 12 dakika sonra Rıdvan Yılmaz’ın güzel vuruşuyla eşitliği sağladı. İlk yarı 1-1 sona erdi ama aslında maçın hikâyesi de bu dakikalarda şekillenmeye başlamıştı. Çünkü Fenerbahçe skor üstünlüğünü elde etmiş, fakat oyun üstünlüğü rakibine kabul ettirememişti.

İkinci yarı ise bu durum daha da netleşti. Beşiktaş orta sahada daha rahat hareket etmeye, topu daha iyi kullanmaya başladı. Fenerbahçe ise, Asensio’nun yokluğunu her saniye hissetti.

Bu arada, Lukaku’nun en azında ‘şimdilik’ Fenerbahçe’nin hücum gücü için ‘aranan kan’ olmadığı çok net ortada. Buradan sormak isterim, “Sezona çok iyi giren bir Talisca varken, Lukaku neden?” Cevabı olan varsa dinlemeye hazırım.

Bu arada, her zaman söylerim, “İsmail hoca bu takımın kimyasına çok uygun bir isim” kendisini çok da severim. Ancak, bazı konularda kendisini yenilemesi gerek. Örneğin, İrfan Can’daki ısrarını belli oranda anlıyorum. Ancak bu kadar değil. Bu maç özelinde ve de Asensio’nun yokluğunda durum farklı. Yani İrfan Can doğru karar bence. Çünkü orta alanda beyin görevi üstlenmesi için onu tercih edip, sahaya sürmüşsün. İyi güzel de, neden devre arasında oyundan alıyorsun? Şayet aldıysan, bu meç özelinde, kötü bir Guendouzi’yi de devre arasında oyundan erken alıp, İsmail’i oyuna sürmüyorsun?

Yani anlayacağınız, sorular, sorular, sorular.

Sonuçta, Beşiktaş özellikle ikinci yarıdaki futboluyla galibiyeti kesinlikle hak etti. Vlahovic’in golüyle de hak ettiği elde etti.

Son olarak tek bir cümle de hakem Halil Umut Meler’e. Evet Fenerbahçe kötüydü ve galibiyeti hak eden bir oyun ortaya koymadı. Ancak, bilindiği gibi, bazen iyi oynamadan da maç kazanılabilir. Futbol böyle bir şey çünkü. Halil Umut Meler, belki de kariyerinin en kötü, en başarısız yönetimiyle maçın çok fazla önüne geçti. Vermediği penaltı ve yanlış kullandığı takdir haklarıyla maçı katletti dersek pek hata yapmış sayılmayız.

Henüz dördüncü hafta ve hakem konuşmaya başladık bile.

Hoşçakalın…