Röportaj

ERDOĞAN AKDUMAN: EKRANDAKİ İŞLERDE VAR OLAN TEK ŞEY KEPAZELİK

Merhaba Erdoğan Bey, Türk tiyatrosuna ve televizyon dünyasına verdiğiniz emeklerle, yazdığınız senaryolarla hat

Merhaba Erdoğan Bey, Türk tiyatrosuna ve televizyon dünyasına verdiğiniz emeklerle, yazdığınız senaryolarla hatırlanıyorsunuz. Şimdilerde neler yapıyorsunuz?



Ülkenin haline seyirci kalmamaya çalışıyorum. Umutlarımı tüketmeden, diri tutarak hayatta kalmaya devam etme mücadelesi veriyorum. Sanatsal açıdan; yeni romanımın çalışmaları içindeyim.

Romanınızın ismi nedir?

Bana Seni Söyle.

Konusu ne söylüyor?

Üç karakter üzerine kurgulanmış sarsıcı bir konu olduğunu düşünüyorum. 

İçinde aşk barındırıyor…

Evet, aşk var, ama konunun gerektirdiği dünya görüşü çerçevesinde. Yani karakterlerin sınıfsal konumları içinde algıladıkları hayatın akışı yönünde var olan aşktan söz ediyorum. 

Yeni romanınız ne zaman yayımlanacak?

Yayın zamanı için çok erken. Ön hazırlıkları tamamladım, yazım aşamasındayım.

Meddah’ı çağdaş boyutlarda Türk Tiyatrosu’na kazandıran ilk isimsiniz. Bunu nasıl başardınız?

Konservatuar yıllarımda başlamıştı, Geleneksel Türk Tiyatrosu üzerine çalışmalarım. Bu araştırmalar neticesinde; ‘Bize özgü oyunculuk’, çağdaş tiyatro anlayışında nasıl olabiliri düşünmeye başladım. Bu uğraşlarım beni, Meddah’a yönlendirdi. Erol Toy’un metni üzerinde çalışmaya başladığımda, sene 1971’di. O dönemde alaylı ya da okullu oyuncuların, yazarların, yönetmenlerin birçoğu Meddah’ın ne olduğunu bilmiyordu. Elbette seyirci de aynı durumdaydı. Benden sonra birkaç değerli oyuncu arkadaş Meddah üzerine çalışmalar yaptı, ama benim sahneye taşıdığım oyunculuk anlayışıyla değil, geleneksel tarzı korumayı tercih ettiler. 



Kariyerinizin haritasını nasıl çizdiniz? Dönüp baktığınızda neler görüyorsunuz?

Bir kere şunu söyleyeyim ki,  kariyer çizgim için inançla, coşkuyla ama safiyetle yola çıktım. Yeniden açılan Halkevleri ile tiyatro yolculuğum Ankara’da başladı. Sonra İstanbul Belediye Konservatuarı yıllarım başladı.  Buralarda sırasıyla; Mahir Canova, Suat Taşer, Haldun Marlalı, İlyas Avcı, Nüshet Şenbay, Nurettin Sevin, Yıldız Kenter, Melih Cevdet Anday, Sabahattin Kudret Aksal ve şu an ismi aklıma düşmeyen çok değerli öğretmenlerim oldu. Öğrenciliğim devam ederken Kent Oyuncuları kadrosuna dahil oldum. Halk Oyuncuları ile tekrar Ankara’ya dönüş yaptım. Sonra Vasıf Öngören, Mustafa Alabora ve Halil Ergün ile birlikte Ankara Birliği Sahnesi’ni kurdum.  Epik tiyatro kuramını kılavuz edindiğimiz o sahne sonrası Meddah’ı gündeme getirdim. Hapishaneden af kanunu ile çıkıca Çağdaş Sahne’yi kurdum. Kendi kurduğum tiyatroyu bırakmak zorunda kaldım ve Öncü Sahne’yi kurdum. Burada birkaç kez bombalı saldırıya uğradık. Dönüp arkama baktığımda;  Yol arkadaşlarımla birlikte ne değerli işler yaptığımızı görerek gururlanıyorum.

Ekrandaki yeni işleri görüyorsunuz. Hem oyuncu hem de senarist olarak yeni nesil televizyonu nasıl yorumlarsınız?

Felaket! Birçoğunun konu bütünlüğü yok, dramatik yapısı yok, kurgusu yok, Türkçe ’si yok. Var olan nedir derseniz; kepazeliktir derim. Bunu sektördeki oyunculara, yazarlara, yönetmenlere söylemiyorum. Söylediğim; toplumsal yapının bu gün getirildiği noktadır. İnsanların mecbur bırakıldığı sonuçtur. 20 sene önce diziler çok daha kaliteliydi, süreleri normaldi. Şimdi her anlamda fena halde ve süratle bir yerlere doğru yuvarlanıyoruz. Bunu ancak bizim becerebilirdik ve beceriyoruz.

Sizin döneminizde mi her şey daha zordu yoksa şimdi mi daha zor?

Her dönem kendi gerçeğini yatır. Bizim dönemimizde özlemle andığım değerleri şimdi bulmak imkânsız. Bu dönemde, değer yargıları tamamen değişmiş durumda. Bunun sorumlusu hepimiz değil miyiz?

Kalemi elinize ilk ne zaman aldınız?

Önceleri sadece hikâye ve roman okuyucusuydum.  Ancak ortaokul son sınıfta babamın bana getirdiği daktiloyla başladı ilk heyecanım. Yazmanın, o dönemin şekerleri içinden çıkan manilerine benzemediğini, daktilo tuşlarına basmaya başladığımda anladım.  İşin ciddiyetini kavrayarak motive oldum.

Kemal Sunal, Yılmaz Güney gibi usta isimlerle aynı filmde rol aldınız.  Bugünkü oyuncularla rol alsanız aynı hazzı hisseder miydiniz?

Dünya çapında ustalarla birlikte oynadım. Gerçekten de benim için bir ayrıcalıktı.

Bugünün oyuncuları arasında çok yetenekli olanlar var ama kendilerini gösterebildiklerini zannetmiyorum. İzlerken müthiş oyuncu olduklarını görebiliyorum, ama öyle bir çarkın içine girmişler ki, ne yapsınlar? Oyuncuyu eriten de, çoğaltan da düzenin kendilerine sunduğu olanaktır. Dolayısıyla, toplumsal olgunun bugün yaratıldığı noktada var olmaya çalışıyorlar. Hal böyle olunca geçmişte aldığım hazzı almam mümkün değil.

Yazarlık ve oyunculuk için, en başta yetenek temel alınarak başlanıldığı söyleniyor. Sizce alaylı olmak ve eğitimli olmak arasında bu meslekler için çok büyük farklar var mı?

Yetenek, belli bir yere kadar iş görür ama gelişimi sağlayan disiplinli çalışmak, çalışmak, çalışmaktır. Bunun için eğitimli olmak önemli olsa da ön koşul değildir. Bizde ve dünyada eğitimlide olduğu gibi nice alaylılar var ki, insanlık durdukça yaşayacaklardır. 

Yetenek olmadan eğitimle çözülebilecek bir şey mi?

Bazı uzmanlar, yeteneğe inanmaz ama ben inanırım. Yetenek olmadan, eğitimle bir yere kadar gidebilirsiniz fakat bir noktada kalırsınız.  Saygıdeğer, önemli biri de olursunuz. Ne ki yeteneği de eklerseniz daha da ilerlersiniz. Bence ikisi ayrılmaz bir bütündür.

Oyunculuktaki çalışma saatlerini nasıl yorumlarsınız?

Bizim zamanımızda da yorucu bir tempo vardı, ama çalışma saatleri bu denli insanlık dışı değildi. Haftalık bir dizi film için günde, 15-17 saat çalışan birinden nasıl verim alınabilir? İki-iki buçuk saat dizi film mi olur yahu?!  İnanılmazı başarıyorlar, eğer buna başarı denilebilirse! İnsan doğasına, eşyanın tabiatına aykırı! Buradan ne oyunculuk, ne yazarlık, ne yönetmenlik çıkar. Tabi netice olarak izleyiciye sunulan ürün ve yaratılan algı içler acısı olmaya mahkûmdur… Her şeye yazık edildi.

Oyuncuların, yönetmenlerin, yazarların arasında geçti hayatınız, o güzel zamanların hatırasını unutturamayacak bir anınız yok mu?

Tiyatroda, dünya değerinde Müşfik Kenter’le aynı sahneyi paylaştım. Yine dünya değerinde Yıldız Kenter’le hem sahne paylaştım hem öğrencisi oldum. Sinemada Atıf Yılmaz gibi dev bir yönetmenin asistanı oldum. Daha pek çok değeri yüksek kişiyle ya çalıştım ya dostluğum oldu. Her biriyle son derece değerli anım var. Hangisiyle hangi birini anlatayım? Eskiye özlem duymak, oraya takılı kalmak,  ilerlemenin önünü keser derler. Doğrudur ama takılı kalmadan anımsamak, o güzel insanlarla, o güzel anıları bugün kendi güzelliği içinde anmak, bana kalırsa yol gösterici dahi olabilir. Bugün, o günlerden çok farklı.  İnsanlar cep telefonuna mahkûm olmuş. Birbirini görmeyen, sadece kendi kabuğunda yaşayan, apartmanda komşuluğun tamamen bittiği, kaldırımda yürürken arkadaki ayak sesinden korkulan bir ortam içindeyiz. Algılarla, ötekileştirmelerle yaşıyoruz. O günler geleceğimizi tehdit etmiyordu, ya bugünler…

Bir kere daha dünyaya gelseniz, yine aynı mesleği yapar mıydınız?

Aynı mesleği yapmak isterdim, ama Türkiye koşularında değil. İlk yurtdışı seyahatim, Meddah oynamak için Berlin Senatosu’nun davetlisi olarak Almanya’ya olmuştu. Davet nedeniyle Dışişleri Bakanlığı bana gri pasaport verdi. Oysa aynı devletin yöneticileri beni cezaevine göndermiş, her türlü hakkımı elimden almıştı. Burada zincirlenirken, orada göklere çıkarıldım. Onurlandırıldım. İlk defa sanat insanı olmanın tadını çıkarmama olanak sağladılar.  Birçok fırsat sundular. Burada ise her iktidar dönemde olup bitenleri anlatmama, olabilecekleri tahmin etmeme gerek var mı? 

Oğlunuz Emrah Akduman ‘Beni Affet’ dizisinde seyircisinin severek izlediği bir oyuncu. Onun oyunculuğa olan inancını beslemiş olabilir misiniz?

Gurur duyuyorum. Elbette benim mesleğimin, onun seçimi üzerinde etkisi olmuştur. Bu konuda bir dostu gibi davranarak sorularına cevap vermekten öte bir tasarrufum olmamıştır.

Keşke o da yanmasaydı, diyor musunuz?

Demiyorum, çünkü çok güzel bir meslek. İnsanı insana anlatan çok önemli bir meslek olduğu için asla oğlum ‘böyle bir mesleği yapmasın’ düşüncem olmadı. Keşke bir sanatçıya yaraşır koşullarda icra edebilse mesleğini. 

Diziyi izliyor musunuz?

İlk başladığında her bölümü izliyordum. Hemen her gün telefonda görüşüyor, ‘düşüncelerimizi ve eleştirilerimizi paylaşıyorduk.  Zamanla her gün izleyemez oldum. Zaten buna vaktim de yok.

Kariyer yolculuğunu nasıl görüyordunuz?

Eğer doğru bir projede olursa çok daha iyi yerlere geleceğine adım gibi eminim. Çünkü piyasada gördüğüm bütün dizilerde teklif edilen bütün rolleri çok rahatlıkla oynayabileceğine, ses getirebileceğine inanıyorum.

Son olarak bu güzel sohbet için teşekkür ederim. Tecrübelerinizden yola çıkarak, günümüz oyuncularına, yazarlarına ne söylemek istersiniz?

Ben teşekkür ederim. Öncelikle çok okusunlar. Okudukları kadar gözlem yapsınlar. Gözlem yaptıkları kadar araştırsınlar, nedenselliklerini sorgulasınlar. Belli bir disiplin içinde çalışsınlar. Ve hayatları boyunca ‘ben oldum’ demeden çalışmalarını sürdürsünler. Vicdanı, sevgiyi, hoşgörüyü, empatiyi asla yalnız bırakmasınlar.