Merhaba Hilal, seni son olarak Kuma dizisinin Sema’sı olarak izledik. Yılın ilk günleri senin için nasıl başladı?
Yeni yılın enerjisi benim için oldukça umut verici başladı. Bu yıl hedeflerime daha sağlam, daha kararlı adımlarla ilerlemek istiyorum. Kendimi hem ruhen hem de mesleki olarak çok daha güçlü hissediyorum. Pozitif bakış açımla yolumun karşıma çıkaracağı her şeye hazır ve heyecanlıyım.
Kuma, izleyiciyi rahatsız eden ama görmezden gelinemeyen bir hikâye anlatıyor. Bu projeye “evet” demeni sağlayan kırılma noktası neydi?
Aslında “rahatsız edici” olmasının sebebi, hikâyenin fazlasıyla gerçek olmasıydı. Yıllardır konuşulsa da çoğu zaman görmezden gelinen bir yaraya dokunuyordu. Bu durumun içinde yaşayan, hayatları altüst olan çok fazla kadın var ve hâlâ var olmaya devam ediyor. Kuma, sadece bir dizi değildi; seyirciyi düşünmeye, sorgulamaya, fark etmeye davet eden bir projeydi. Ben de bu hikâyenin bir parçası olup, o kadınların sesi olabilmek için “evet” dedim.
Karakterinin yaşadıklarını ilk okuduğunda “bunu oynamak cesaret ister” dediğin bir sahne oldu mu?
Sema’nın eşini öldürtüp, ardından hiçbir şey olmamış gibi eşinin ailesinin karşısına çıkabilmesi benim için en zorlayıcı noktalardan biriydi. Bir yandan birinin ölümüne sebep olmanın ağırlığını taşıyor, diğer yandan o ailenin içinde var olmaya devam ediyor… Bu ikili ruh hâlini, görünmez bir maskeyle hayatta kalmaya çalışan bir kadının iç çatışmasını oynamak ciddi anlamda cesaret isteyen bir süreçti. Bu psikolojiyi doğru aktarmak hem oyuncu olarak beni zorladı hem de duygusal olarak derinden etkiledi.
Bu dizi sana kadın olmak, susmak ve direnmek üzerine ne düşündürdü? Setten eve taşıdığın duygular oldu mu?
Sema’nın gelgitleriyle hem sette hem de evde çok uğraştım. Evde sahne çalışırken ağladığım çok oldu. Her ne kadar sevilmeyen bir karakter gibi görünse de, ben oynadığım hiçbir karakteri yargılamam; önce onu anlamaya çalışırım. Sema’nın içindeki kırılmayı, yalnızlığını, çaresizliğini hissettiğinizde aslında başka bir gerçeklikle yüzleşiyorsunuz. Bu yüzden izleyicinin de onu sadece “kötü” olarak değil, bir noktada insan olarak da anlayabilmesini istedim. Karakterle kurduğum bu empati, ister istemez eve de taşınan bir duygu yoğunluğu yarattı.
Günlük dizide oynamak bir oyuncu olarak sana nasıl tecrübeler kazandırdı?
Yoğun tempo benim için büyük bir okul gibiydi. Çok genç yaşta sete çıkıp disiplinli çalışmayı öğrenmek, hızlı düşünmeyi ve anlık duygu geçişlerini yönetmeyi öğretti. Her gün sahne üretmek, karakterle sürekli temas halinde olmak hem oyunculuğumu geliştirdi hem de mesleki dayanıklılığımı güçlendirdi. Bu süreç bana gerçekten çok şey kattı.
Seyircinin seni yanlış tanımasından korkar mısın, yoksa bu da işin bir parçası mı?
Yanlış tanınmaktan hiç korkmadım. Aksine seyircinin sevgisini ve sıcaklığını hep çok güçlü hissettim. Bugüne kadar beni olumsuz karşılayan kimseyle karşılaşmadım. Oynadığım karaktere kızmalarını beklerken, tam tersine beni anlayan, destek veren, sarıp sarmalayan bir izleyiciyle karşılaştım. Bu kadar içten bir bağ kurmak beni hem şaşırttı hem de çok mutlu etti.
Çifte Bela, Evsiz gibi dikey dizilerde yer aldın. Yeni format dizileri nasıl tanımlarsın?
Dikey dizileri, hız çağının yeni hikâye anlatım biçimi olarak görüyorum. Daha kısa sürede, daha doğrudan ve daha yoğun duygularla seyirciyi yakalayan bir dil taşıyorlar. Özellikle mobil izleme alışkanlığı olan yeni nesil için oldukça dinamik, güçlü ve etkili bir anlatım sunuyorlar. Bu yüzden bu formatın daha da gelişeceğini ve hayatımızda önemli bir yer edineceğini düşünüyorum.
Daha çok bu formatta hangi hikayeler karşına geldi?
Genellikle daha gerçekçi, günümüz hayatına yakın ve duygusal olarak yoğun hikâyeler geliyor. Güçlü kadın karakterler, gerçek ve masum aşk hikâyeleri, günümüz insanının intikam arayışı, yalnızlık ve adalet temaları ön planda oluyor. Oyuncu olarak da bu hikâyelerde duyguyu kısa sürede ve net bir şekilde aktarmak zorunda olmak beni inanılmaz besliyor ve gelişimime katkı sağlıyor.
Dikey dizi yeni bir oluşum. Bu formatla birlikte nasıl bir dünyanın kapıları açılacak?
Bence bu format, hem yeni oyuncular hem de farklı hikâyeler için büyük bir alan açıyor. Daha cesur senaryolar, daha özgür anlatımlar ve klasik televizyon kalıplarının dışında karakterler görmeye başlayacağız. Uzun vadede, dikey dizilerin dijital dünyada kendine çok sağlam bir yer edineceğine ve izleyiciyle bambaşka bir bağ kuracağına inanıyorum. Bu yeni dünyanın kapıları gerçekten heyecan verici.
Reklamcılıktan oyunculuğa bir geçiş sürecin olmuş. Oyunculuk senin çocukluk hayalin miydi?
Ben hiç okuduğum bölümün mesleğini yapmadım. Oyunculuğa zaten başlamıştım; iletişim okumayı ise kamera arkasını da öğrenebilmek için tercih ettim. Ama şunu söyleyebilirim ki, beş yaşındayken aileme ekrana çıkacağımı söylemiştim ve gerçekten de öyle oldu. Oyunculuk, çocukluk hayalim ve yaşam yolculuğumun doğal bir parçası oldu.
Genç yaşta ekranda olmak insanın kendine bakışını değiştiriyor mu, yoksa sadece başkalarının bakışı mı değişiyor?
Bence insanın kendini erken yaşta nerede bulduğunu fark etmesi çok değerli. Benliğimi aramak için zaman kaybetmedim; attığım her adım, yaptığım her yatırım oyunculuk yolculuğuma hizmet etti. Okulum, eğitimlerim, kendime yaptığım tüm yatırımlar bu yol için oldu. Erken yaşta ekranda olmak, sadece başkalarının bakışını değil, benim kendime bakışımı da şekillendirdi.
Sence bugüne kadar oynadığın roller arasında en unutulmaz karakterin hangisi oldu?
‘Evsiz’ dizisinde canlandırdığım ‘Deniz’ karakteri, içimdeki naif noktaları uyandırdığı için benim için çok özel bir yere sahip. Öte yandan ‘Sema’da duygu geçişlerini büyük bir keyifle yaşayabildiğim ve severek oynadığım bir karakterdi. Aslında her rol bana farklı yönlerden değerli deneyimler kazandırdı.
Oyunculuk senin için ne ifade ediyor? Bir gün bu mesleği bırakmak zorunda kalsan ne yapardın?
Bu mesleği bırakmak, kalbimin bir parçasını söküp atmak gibi olurdu. Para kazanıp kazanmamamın hiçbir önemi yok. Eğer bir gün oyunculuk yapamayacak bir duruma düşersem, kendi yazdığım tek kişilik oyunları sahneye koyar, oynar ve yine de oyunculuğu yaşamaya devam ederim. Çünkü oyunculuk benim için sadece bir meslek değil; ruhumun bir parçası.
Bir karakteri kabul ederken “bunu oynamalıyım” dedirten şey senin için duygu mu, risk mi, yoksa sezgi mi?
Ben genellikle sezgilerimle hareket ederim. Karakter beni heyecanlandırmalı, motive etmeli. Hepimiz insanız; oynadığımız karakterler içimizde açılmamış kapılara dokunuyor, bilmediğimiz duyguları keşfetmemizi sağlıyor. Ben de keşfetmeyi ve o duygusal yolculukları deneyimlemeyi çok seviyorum.
Senin hayalini kurduğun, canlandırmak istediğin bir karakter var mı? Karşına nasıl bir rol gelsin istersin?
Hayalini kurduğum çok fazla karakter var. Sanırım ben tam bir dönem insanıyım; eski hikâyeleri, tarihi olayları ve zamanın ruhunu çok seviyorum. Aksiyon işleri de ilgimi çekiyor, bir sitcom projenin içinde rol almak ise çocukluğumdan beri hayalim. Tek bir karakterden söz etmek yeterli olmaz; içimde keşfetmek istediğim, canlandırmak istediğim birden fazla karakter var. Her biri bana farklı dünyaların kapılarını açıyor.
Yeni bir yılın başındayız. Bu yılın sana nasıl bir sürpriz yapmasını istersin?
Bu yılın bana güzellikler ve heyecan verici fırsatlar getireceğine dair inancım tam. Ne geleceğini bilmesem de, bana ait olanın doğru zamanda bana ulaşacağını sabırla bekliyorum. Her sürprizin, yolculuğumun bir parçası olacağını hissediyorum.



