$ DOLAR → Alış: 5,64 / Satış: 5,67
€ EURO → Alış: 6,50 / Satış: 6,53

SON DAKİKA:

NE OLUYOR???

Süheyl ÇOBANOĞLU
Süheyl ÇOBANOĞLU
  • 08.05.2016
  • 1.790 kez okundu

Çözüm sürecinin zarar görmemesi adına Hükümetin ılımlı yaklaşımını fırsat bilen Bölücü Teröristler, güneydoğudaki bazı il ve ilçe merkezlerinde yaptıkları yığınak ve kazdıkları hendeklerle bölgeyi savaş alanına çevirmişler, 7 Haziran 2015 seçimlerinde HDP’nin 80 milletvekiliyle TBMM’de ciddi bir ağırlık kazanmasına rağmen, terörü yeniden azdırmışlarıdır. Akıllarınca halkın da katılımıyla “öz yönetim” veya “kurtarılmış bölgeler” ilan edip devleti diz çöktürecekleri hayaliyle girdikleri karanlık yolda, 22 Temmuz 2015’ten itibaren güvenlik kuvvetlerimizin cansiperane mücadelesi sonucu hezimete uğradılar.
Bölücü teröristler Türkiye’de amaçlarına ulaşamazken, Suriye’de yaşanan gelişmelerden yararlanarak IŞİD’e karşı savaşıyorlar bahanesiyle PYD maskesi altında ABD’nin himmetine mazhar oldular.
Dış güçlerin lojistik, siyasi, askeri, istihbari ve hatta silah desteğiyle azan terör nedeniyle şehit cenazeleri ve anaların gözyaşı artarken küresel çevrelerden müzakerelerin yeniden başlatılması telkinleri gelmeye başladı.
Malum olduğu üzere, Avrupa Parlamentosu’nun (AP) yeni Türkiye Raporu’nda Ankara’yı 1915 olaylarına ilişkin Ermeni iddialarını soykırım olarak tanımaya çağıran ifadelere atıf yapılması ve PKK terör örgütünün AB terör örgütleri listesinden çıkarılma talebi gibi son derece hassas olduğumuz konulara vurgu yapılması gibi asla kabul edemeyeceğimiz hususlar Batılı dostlarımızın gerçek niyeti hakkında kuşku yaratmakta.
Buna ilave olarak geçen ay yayınlanan Amerikan Dışişleri Bakanlığı’nın 2015 insan hakları raporunda, Türk hükümeti demokratik tartışma ortamını ve siyasi muhalifleri bastırmakla eleştirilerek, insan hakları alanında gözlemlenen en önemli sorunlar aşağıdaki şekilde listelenmiş… İfade özgürlüğüne hükümet müdahalesi, yargıda zayıf idare ve cezasızlık, sivillerin yeterince korunmaması, cezaevlerinde standartların altında kalan koşullar ve aşırı yığılma ile Suriyeli sığınmacılara sosyal destek mekanizmalarının yetersizliği, kadınlara yönelik şiddet ve çocuk evliliklerine de dikkat çekiliyor. Hükümetin kadınlar ve çocuklar ile etnik ve dini azınlık mensupları ve eşcinsellere kötü muamele, suistimal, ayrımcılık ve şiddete karşı etkin koruma sağlayamadığı, hükümet yetkililerinin özellikle seçim kampanyaları döneminde “kutuplaştırıcı” eşcinsel, Ermeni, Alevi karşıtı, antisemit söylemler kullandığı, yasalardaki çeşitli düzenlemelerin hükümete ifade özgürlüğünü, basın ve interneti kısıtlama imkanı verdiği ve medya üzerinde hükümet baskısının sürdüğü belirtiliyor. Ayrıca Kürt diline ve Güneydoğu’daki muhalif medya kuruluşlarına yönelik baskı nedeniyle bölgedeki halkın bilgiye erişiminin kısıtlandığı‘ da belirtiliyor. Baskı altında otosansürün yaygınlaştığına dikkat çekilen raporda, hükümetin baskı stratejisi izleyerek ülkedeki demokratik tartışma ortamını bastırmakla eleştiriliyor. Ayrıca terörle mücadele yasalarını siyasi muhalefeti ve araştırmacı gazeteciliği bastırmak için kullandığı ve hukukla bağdaşmayan siyasi motivasyonlu soruşturmalar ve mahkeme kararlarına başvurduğu ifadesi yer alıyor.
ABD Başkan Yardımcısı Joe Biden, Irak’a düzenlediği ziyarette ABD’li diplomatlara, “Bugün barışı sağlamaya çalıştığımız tüm yerleri düşünün. Sizi gönderdiğimiz tüm yerleri. Bunlar tarihte suni sınırlar çizdiğimiz, birbirinden tamamen ayrı etnik, dini, kültürel gruplardan suni devletler yarattığımız, ‘Bunu alın. Birlikte yaşayın” dediğimiz yerler” demesi çok dikkat çekici…
Bu arada HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, Washington merkezli düşünce kuruluşu Kürt Politikası Araştırma Merkezi’nin düzenlediği, “Demokratik Özerklik ve Öz Yönetim Yoluyla Ortak Yaşam: Kürt Vakası” başlıklı konferansa katılmak için gittiği ABD başkentinde Amerikan Yönetimi’yle üst düzey görüşmelerde “demokratikleşme, çözüm sürecine dönüş, dokunulmazlıkların kaldırılması” gibi konularda görüşmeler yapması da gözden kaçırılmamalı.
Bütün bunları Suriye ve Irak’ta yaşanalarla birleştirince yüzyıl önce İngiliz ve Franszı cetvelleriyle 100 yıl önce sınır çizenlerin gerçek niyet ve maksatları konusunda özellikle bizlerin çok uyanık olmamız gerektiğini düşünmekteyim.

YAZARIN SON YAZILARI
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ

Düşüncenizi Paylaşın

Önceki yazıyı okuyun:
Yazmak Meseleleri

Yazmak: insan duygusunun yüreklerden taştığı zaman başvurdukları bir eylemdir. Kimi zaman ağlar, sözcükler isyan eder mısraların aldığı her nefes. Kimi...

Kapat