Füze Düşmeden Verilen Mesajlar

Ortadoğu’da olan biteni anlamak için artık haritaya değil, niyetlere bakmak gerekiyor. Çünkü sahada atılan her füze, çoğu zaman vurmak için değil mesaj vermek için atılıyor.

Yemen’den Kızıldeniz’e doğru yükselen her insansız hava aracı aslında İsrail’e olduğu kadar Amerika’ya da gönderilmiş bir not. İran’ın yaptığı her “biz taraf değiliz” açıklaması ise tam tersine taraf olduğunu hatırlatan diplomatik bir parantez gibi. İsrail’in sert karşılıkları ise yalnızca güvenlik refleksi değil; caydırıcılığını kaybetmediğini gösterme çabası.

Benim gördüğüm tablo şu: Kimse büyük savaşı istemiyor. Ama herkes karşı tarafın geri adım atmasını istiyor.

Yemen’deki Husiler, Gazze savaşını kendi varlıklarını küresel ölçekte duyurmak için bir fırsata çevirdi. İran, doğrudan savaşa girmeden bölgesel etkisini artırmanın konforlu alanında kalmak istiyor. İsrail ise aynı anda birden fazla cephede baskı altında kalmanın verdiği sertlikle hareket ediyor. Amerika ise yangının tam ortasında ama “ben sadece itfaiyeyim” demeye devam ediyor.

Sorun şu: Bu kadar silahın konuştuğu yerde itfaiye metaforu kimseyi ikna etmiyor.

Kızıldeniz’deki saldırılar yalnızca askeri hedefleri değil, küresel ticareti de tehdit ediyor. Enerji fiyatlarının bir gecede yükselmesi, sigorta maliyetlerinin artması, gemi rotalarının değişmesi… Bunlar savaş ilanı olmadan yaşanan savaş etkileri. Yani artık savaş, resmi açıklamalarla başlamıyor; piyasaların tepkisiyle hissediliyor.

İran dikkatli. Çünkü doğrudan bir İsrail–ABD çatışmasının maliyetini biliyor. İsrail kararlı. Çünkü zayıf görünmenin bölgedeki bedelini en iyi o biliyor. Amerika ise hesapçı. Çünkü seçim atmosferinde yeni bir Ortadoğu bataklığına saplanmak istemiyor.

Ama Ortadoğu’nun şöyle bir huyu vardır: Herkes kontrollü oynadığını zannederken kontrol bir anda kaybolur.

Bugün yaşananlar bana büyük bir savaşın ayak seslerinden çok, uzun bir yıpratma sürecini hatırlatıyor. Düşük yoğunluklu, ama sürekli. Yani ne tam barış ne açık savaş. Sürekli gerginlik. Sürekli test. Sürekli nabız yoklama.

Ve asıl soru şu: Bu gerilim kimin lehine çalışıyor?

İran zamana oynuyor. İsrail caydırıcılığı yeniden inşa etmeye çalışıyor. Amerika dengeyi kaybetmemeye uğraşıyor. Yemen ise artık sadece Yemen değil; büyük güçlerin satranç tahtasında ileri sürülen bir taş.

Türkiye açısından bakınca mesele daha da hassas. Çünkü bölgedeki her sarsıntı, enerji fiyatlarından ticarete kadar bize dokunuyor. Ama aynı zamanda diplomasi kapılarını açık tutabilen ender ülkelerden biriyiz. Bu da krizi yalnızca izleyen değil, gerektiğinde yön verebilecek bir konuma taşıyor.

Benim kanaatim şu: Bu tablo iki gün sonra bayatlamayacak. Çünkü mesele tek bir füze, tek bir saldırı ya da tek bir misilleme değil. Mesele, Ortadoğu’da yeni güç dengesinin nasıl kurulacağı.

Ve o denge kurulana kadar, her açıklama, her askeri hamle, her diplomatik cümle aslında büyük fotoğrafın küçük bir parçası olacak.

Ortadoğu şu an savaştan çok, sabrı test ediyor.

Kimin sabrı önce tükenirse, dengeler de o gün değişecek.