
Öncelikle bilinmeyenlerinizle bizlere kendinizden bahseder misiniz?
Zevkle! Herkesin şikayetçi olduğu ama benim gurur duyduğum üç özelliğim: İnatçı, vurdumduymaz ve açık sözlü oluşum. Hayatıma müdahale edilmesini asla sevmem. Yapacağım işe karışılmasından asla hazzetmem. Beni ilgilendiren bir durumda ancak ve ancak benim dediğim olur. Başkalarının hayatıyla pek fazla ilgilenmem. Tek odak noktam, kendim ve sevdiğim insanlardır. Doğruya doğru, yanlışa yanlış derim. Kimseyi sırf kötü hissetmesin diye yalan sözlerle ümitlendirmem. Fakat aynı zamanda bana yapılmasını istemeyeceğim hiçbir şeyi de karşı tarafa yapmam. Kırılmış bir kalbin vebalini asla ama asla ödeyemem. Bunun için haklı dahi olsam sabrımın son damlasına kadar kırıcı ve yıkıcı bir üsluptan uzak dururum. Takım çalışmaları içerisinde bulunmayı çok severim. Grup içi fikir demokrasisine inanırım. Günün sonunda savunduğum fikir takım içerisinde seçilmese dahi sanki kendi fikrimmiş gibi uğruna çabalarım. Selamı yaymaya ve herkese yardım etmeye çalışırım...

Müziğe ilginiz ne zaman ve nasıl başladı?
Kaderim ben 9 yaşımdayken çizildi. İlkokul zamanlarımdaydım. Her çocuk gibi bende şarkılar söylüyor ve tencere-tava ile ritimler tutuyordum. Bir gün babama ‘’Bana gitar alır mısın?’’ demiştim. O da her zamanki gibi sözümü ikiletmemişti. Bir gün okuldan eve geldiğimde babam yüzünde ufak bir tebessüm ile bana ‘’Dolabına bak oğlum.’’ Demişti. Aldığından adım gibi emindim. Hızla çantamı kapının önüne fırlatıp sokak kokan mavi okul üniformam ile birlikte odama doğru koşmaya başlamıştım. Dolabımı açtığım da simsiyah bir kabın içerisinde masmavi bir gitar vardı. Gitarın karşısında ise onu öğrenebilmek için can atan bir çocuk... İşte benim müziğe olan ilgim tam olarak böyle başladı.

Yeni çalışmanız hayırlı uğurlu olsun projenin oluşumunu anlatır mısınız?
Tabii ki de! Aslında Küresel Isınma için her şey çok spontane gelişti. Küresel Isınma dışında yazıp bestelediğim ve ilk kayıt için tercih edebileceğim bir sürü şarkım vardı lakin dostum Emrecan Erkan’ın -Ekoflow- kararı üzerine bu parçam üzerine yoğunlaştık. İlk defa stüdyoya girmiştim ve kaydımı herhangi bir yapım şirketine göndermek gibi bir planım yoktu. Yıllardır yazan ve besteleyen biri olarak sadece telefonumdan kayıt alıp o kayıtlarımı sosyal medya hesaplarımda paylaşıyordum. Sonra ise dostum Alperen Dolapçı sayesinde yol arkadaşım Emrecan Erkan -Ekoflow- ile çalışmaya başladım. Projemizi tamamladıktan sonra Emrecan aracılığıyla Ali Yaylı -Viha- ile tanıştım. Kendisi bu kaydımızı Dinç Müzik Yapım’a göndermemizi teklif etti. Sonra ise buralara kadar geldik. Vaktiyle edebiyat ödevim olan şiirim bugün ilk şarkım, ilk tecrübem oldu. ‘’Dinç’’ bir şekilde ilerlediğimiz bu yolda başta prodüktörümüz Polat Şenol, Emrecan Erkan, Ali Yaylı ve Alperen Dolapçı olmak üzere heyecanıma ortak olan tüm dinleyicilerime buradan bolca sevgilerimi ve teşekkürlerimi iletiyorum.

Otokontrollü müsünüz yoksa hatalar yapar mısınız?
Her insan hata yapar. Tabii ki bende hatalar yapıyorum. Fakat bu durumu en aza indirebilmek için otokontrolümü asla kaybetmiyorum. Hata yapmaktan çekinmek gibi bir derdim yok. Bu yaptığım iş için de geçerli. Yapıcı eleştiriler almayı seviyorum. Kusursuza ancak hatalar eşliğinde ulaşabilirim.

Başarılı bulduğunuz yorumcular kimler? Kimleri severek dinliyorsunuz?
Ersay Üner ve Oğuzhan Koç’u çok başarılı buluyorum. Kendime yakın hissettiğim yegane sanatçılar arasında diyebilirim. Bilhassa kalemlerini çok beğeniyorum. Kariyerleri başladığı andan itibaren aktif ve etkin bir rol oynuyorlar. Eserlerini hem kendileri söylüyor hem de başka seslere beste oluyorlar. Bir gün onlar gibi olmayı çok isterim.
Ersay Üner ve Oğuzhan Koç’un yanı sıra Soner Sarıkabadayı, Buray, Gülşen, Hande Ünsal ve Derya Uluğ da başarılı bulduğum ve dinlemekten keyif aldığım sanatçılar arasında. Gerek sesleri gerekse kalemleri çok başarılı. Her biri sanatını kendime örnek aldığım nadide birer yetenek.

Müzikte hızlı tüketim devrindeyiz. Maalesef artık hit şarkı çıkmıyor. Sadece popüler oluyor şarkılar ve tüketimden sonra dinlenmiyor. Bunun nedenleri sizce nedir?
Sanatçının sanat kaygısı gütmemesi, yazarın cümlelerine yabancı kelimeler eklemesi, solistin bütün işi aranjöre bırakması, hazıra konma isteği ve acele etmenin bu durumun başlıca nedenleri arasında olduğunu düşünüyorum. Sizlerinde dediği gibi sektörde yaşadığımız bu hızlı tüketim devrinde şu an çıkarılan şarkıların çoğu birer ‘’fast food’’ niteliğinde. Oysaki şefler olarak açacağımız hamuru öncelikle kendi ellerimizle yoğurmalı ve mayalanması için biraz zaman tanımalıyız. Yemeğe kendi ruhumuzdan katmalı ve yaşanmış duygulara öncelik vermeliyiz. Bizim mutfağımız stüdyolardır. Bıçağımız kalem, tabağımız kağıtlar, masamız ise sahnelerdir. Bizim yemeğimiz gönle hitap etmelidir, kulağa değil. Müzik, yaşanmışlığın ta kendisidir. Ben de İlbey Başalan olarak arkadaşım Ekoflow ile birlikte hasret kaldığımız müzikalite ve lirikaliteyi halkımıza sunabilmek için ‘’Dinç’’ bir şekilde çalışmalarımıza devam ediyoruz. Tekdüzeliğe karşı her telden varız!
Zamanda geriye gidip, hayatınızdaki bir şeyi değiştirebilseydiniz bu ne olurdu?
Kadere inanan bir insanım. Zaman çizelgesinin birer domino taşına benzediğini düşünüyorum. Şayet bu taşlardan sadece bir tanesi devrilmeseydi yıkım süreci devam etmezdi. Bunun için yaşadığım tüm aksilikleri, yaptığım tüm hataları, yarım kalan tüm hatıraları ardımda bırakıyorum. Vaktiyle, ‘’İnsan plan yaparken kader gülümsermiş.’’ Diye bir söz okumuştum. Bu sözün ne kadar doğru olduğunu zamanla anladım. Bunun için anı yaşıyor ve önüme bakıyorum. Benim artık geçmişle işim yok. Tek odak noktam gelecek. Geçmişin benden aldıkları değil geleceğin bana kazandıracaklarıdır mühim olan.
Müzikal anlamda hedefleriniz neler?
İnsanlara hasret kaldıkları müziği onlara sunabilmek.
Size yapılan ne gibi yanlışı affetmezsiniz?
İhanet. Her şeyi affederim fakat ihaneti asla. Yalanın dahi mantıklı açıklaması olabilir lakin ihanetin bir mantığının olduğunu düşünmüyorum.
Aşk hayatınız nasıl gidiyor? Kıskanç biri misiniz?
Şu anda yalnızım. Projelerime odaklanmış durumdayım. Bundan dolayı herhangi bir duygusal his beslediğim kişi yok. Kıskançlık kısmına gelirsek. Tabii ki de kıskancım. Bunu kimsenin inkar etmemesi gerektiğini düşünüyorum. ‘’Seven insan kıskanır.’’ Tezini kesinlikle onaylıyorum. Dozunda olduğu sürece kıskançlık ilişkiyi canlı tutabilir. Aşkın dahi fazlası saplantı değil midir?