Koçluk ile Değişen Hayatlar, Notların Felsefesi ve Bahriye kitaplarının yazarı SEYHAN GENÇ ile hayatını ve kitaplarını konuştuk...

Öncelikle sizi tanımak isteriz. Kimdir Seyhan Genç? 

Merhaba Yağmur Hanım, öncelikle bu güzel platformda beni konuk ettiğiniz için teşekkür ederim.  Ben Seyhan Genç, Samsun’da doğdum, İstanbul’da yaşıyorum. Evliyim, bir kızım ve iki oğlum var. İstanbul Üniversitesinde Sosyal Hizmetler ve Açık Öğretim Fakültesinde İlahiyat bölümlerini okudum.  Yazar ve eğitmenim fakat yaşam boyu öğrenci kontenjanından hiç eksilmedim, daima bir yerlerde öğrenciydim. Tümünden bahsetmek uzun sürebilir o yüzden kitaplarımla alakalı olan süreçlerden biraz bahsedebilirim. Bazı kuruluşlarda İslami eğitimler aldıktan sonra İslam Tarihi alanına yönelerek bir süre İslam tarihi ve Siyer derslerine katıldım. İlk kitabımı bu süreçte yazdım. Bu dönem aynı zamanda araştırma ve yazma sürecimin profesyonel olarak başlama dönemiydi. Daha sonra hep aklımda olan kişisel gelişimi özelikle NLP’i öğrenmek istedim ve yeni bir sürece girdim. Türkiye’nin ilk kişisel gelişim uzmanlarından olan Oğuz Saygın Hocamla irtibata geçtim ve ondan uzun süre özel eğitimler aldım. Benin çok farklı bir deneyimdi, eğitim sürecinde ayrıca okumalar ve araştırmalar yaptım. Hocamın da yönlendirmesi ile bu süreci eğitimcinin eğitimcisi olarak ve onunla ortak bir kitap yazarak tamamlamıştım. Profesyonel koçluk yetkinliğimden sonra NLPTA onaylı NLP eğitimlerimi, NLP Trainer olarak tamamladım ve NLP eğitmeni oldum. Şu an koçluk yapmaktan ziyade yaşam koçluğu, öğrenci koçluğu, zihinsel gelişim programları ve NLP eğitimi veriyorum. Bu süreçlerde bir bakıma koçluk da yapmış oluyorum.  Kişisel gelişim ve NLP eğitim içerikleri hazırlıyor, içerikler ile alakalı danışmanlık yapıyorum. Ve elbette yazmaya da devam ediyorum.

Kitaplarınızdan bahsedelim isterim. Koçluk ile Değişen Hayatlar’ı sormak istiyorum öncelikle. Yol gösterici bir kitap değil mi?  

Koçluk ile Değişen Hayatlar’ı, aslında bir yaşam koçluğu ders kitabı olarak yazmayı planlamıştık. Sonra herkesin faydalanabilmesi ve kendi kendine koçluk yapabilmesi için okuyucu kitlesini genel yaptık ve ona göre düzenledik. Evet yol gösterici bir kitap, okuyan herkes çok faydalandığını ve ondan çok şey öğrendiğini söyledi. Kitabımızı özel kılan, önce teori sonra pratiğe dayalı bir anlatım olması. Temel koçluk bilgilerini ve koçluk araçlarını yaşanmış seans konuşmaları ile bütünleştirerek yazdık. Bu da okuyucunun işini kolaylaştıran bir yöntem oldu.  Daha da önemlisi koçluğun temelinde soru sormak vardır; güçlü ve doğru sorular. O yüzden sorular ve kavramlara özelikle değindim ki amacımız okuyucunun düşünce haritasını genişletmek ve soru sorma becerisi kazandırmaktı. Çünkü doğru soru sorma becerisi kazanmak hayatın her alanında ve iletişimin olduğu her ortamda oldukça önemli. Koçluk hayatımızın her alanında vardır, bizler farkında olmadan çocuğumuza, öğrencimize, eşimize, dostumuza, çevremizdeki sevdiğimiz insanlara yol arkadaşı oluruz. İyi bir yol arkadaşı olmak için bu kitap iyi bir yön gösterici olabilir.

“Notların Felsefesi” neler anlatıyor peki? 

Siz de bir yazarsınız ve bilirsiniz biz yazarlar sürekli notlar alırız, hatta gece uyurken bile uyanıp aklımızda olanı kâğıda dökeriz. Aklımıza gelen sözler, ilgimizi çeken fikirler, film replikleri, şiirler, gözlemlediğimiz ilginç durumlar…   Birikmiş notlarım vardı ve onlara hiç dokunmadan ne anlatmak istediklerini kendimce yeniden yorumlamak istedim.  Notların Felsefesi NLP temelli, öznel bir deneme kitabı, dünyayı algılamam ve iç konuşmalarımdan ne anladığım veya anlamadığım. Herkesin dünyayı algılama şekli farklıdır, buna istinaden düşünce sistemi de farklı çalışır ve ortaya farklı yorumlar çıkar.  Bizler konuşurken veya yazarken bazen duygularımızla, bazen sezgilerimizle bazen de aklımızla hareket ederiz ve genelde bunun farkında değilizdir. Bir kenara o anda yazdığımız notlar zamanla kendi içimizde anlam değiştirir. Ben de kendi notlarımı yorumladım ve okuyucumla paylaşmak istedim. Elbette sizler de okuduğunuzda kendi yorumunuzu yapacaksınız ve zihninizde daha farklı pencereler açılacak.. Hayata dair çok kullandığımız kavramlar üzerine yapılmış öznel yorumlar da diyebiliriz. Sistematik yazılmış bir kitap, her konu on sekiz satırı geçmiyor, belki istisnalar olabilir. Az cümleyle çok şey anlatmak da diyebiliriz.

Gelelim Bahriye’ye…  

O benim ilk göz ağrım ve çok kıymetli. Onun hikayesi şöyle, siyer dersindeyim ve hocamız şöyle bir cümle söylemişti. “Oku ve kalk… Önce ilim, bu iş ilim bilmeden olmaz, bu yol ilimsiz yürünmez, o halde önce öğren, sonra ise yatma. Artık yatma zamanı kabire kadar ertelendi. İlim azığı ile Risalet davasının bir yolcusu olarak kalk ve yürü, hatta koş…” Bundan çok etkilenmiştim, her ne tembel biri olmasam da yine de koşmaya başlamıştım. Sonra şu soruyu sormuştu “Neden biz Müslümanların hikayeleri yazılmıyor?” ben de yazma kabiliyeti olan biri olarak “Neden yazmayalım?” dedim ve yazmaya başlamıştım. Bir hanım sahabeyi yazmaya karar verdim, çünkü onun hayatından çok etkilenmiştim. Çok genç yaşta büyük kararlar alan ve kararlarının arkasında durarak inancını özgürce yaşayabileceği başka bir ülkeye hicret eden, çalışan, üreten, yol gösteren gencecik bir kadın; Esma Bint Umeys… Elbette konu sadece Esma değildi; Habeşistan hicreti, onların gidişleri, orada yaşadıkları zorluklar, iç savaş çıkınca uzun süre gemide yaşamak zorunda kalmaları ve dönüş yolculuklularını kapsıyordu. Sonra Esma’nın eşinin şehit olmasıyla sonlanıyor. Yaklaşık iki yılda romanı yazdım, hassas bir konu olduğu için bir yıl kadar da basıp basmama konusunda karasız kalmıştım, onun için üç yıl kadar sürmüştü ortaya çıkışı.

Emeğinizin olduğu her kitabınız çok değerlidir ama “yeri bende başka” dediğiniz hangisi? 

Bahriye, çünkü o bana hayalim olan yazar kimliğimi kazandıran ve yazarken üzerinde çok fazla emeğim olan bir kitabım. En çok ne için emek harcarsanız galiba onu daha seversiniz. Elbette tüm kitaplarımı seviyorum. Daima “Bunu insanlarla paylaşmalıyım” dediğim konuları yazarım, güncel yazılarımda da böyledir. 

Yeni kitaplar gelmeye devam edecek mi? Çalışmalarınız var mı? 

Halihazırda bitmiş bir romanım var, hatta ismi de hazır. Yıllarca babası tarafından bir mahzene kilitlenmiş ve orada düşüncelerini değiştirmesi için eziyet edilmiş bir sahabe. Onun için çok heyecanlıyım fakat acele etmiyorum, Bahriye hak ettiği ilgiyi bir görsün ondan sonra yine hak edilmiş başka bir roman gelir düşüncesindeyim. Kişisel gelişime dair çalışmalarım var, hatta taslağı oluşturulmuş birkaç çalışma, onların da çok öznel olabilmesi için çalışıyorum. Aynı zamanda iki öğrencime de daha önce yapılmamış çalışmalarda kitap danışmanlığı yapıyorum. Elbette kişisel gelişim eğitimlerim için ders içerikleri üretiyorum, bu çok önemli çünkü algının, teknolojinin ve standartların çok hızlı değiştiği ve geliştiği bir dönemdeyiz, o yüzden daima güncel kalmamız gerekiyor.

Bundan sonraki hayalleriniz neler? 

NLP temelli, kendi kültürümüz ve dilimizi nasıl kullandığımızla alakalı bir kitap yazmak, bu elbette çok çalışma gerektiriyor. Çok özel bir hayalim var, sadece şöyle bir ip ucu verebilirim, İstanbul’da bir orta çağ romanı. Bir başka hayalim NLP’i daha fazla insana aktarabilmek ve ondan faydalanabilmelerini sağlamak. Elbette huzur ve barış dolu bir dünya hepimizin hayali olsa gerek.

Koçluk ile Değişen Hayatlar’ı da ele alarak okurlarımıza özel birkaç tavsiyede bulunmanızı da çok isterim. Yani okurlarımıza hediye olarak küçük bir koçluk rica ediyorum. Hayallerimizi hedefe dönüştüreceğimiz yolculuğumuzda neler önerirsiniz? 

Elbette… Hiçbir zaman, hiçbir konuda ümitsizliğe kapılmadan yola devam etmek, fakat o an bizim için en doğru yol hangisi ise ona. Bu nasıl olacak; şöyle ki insanın mevcut durumu ile istenen sonucu arasında kritik bir eşik vardır. O kritik eşiği bir çizgi gibi düşünürsek bu bazılarında uzun bazılarında kısadır. Eğer çizgi ulaşamayacağımız kadar uzunsa bu uzun vadeli bir hedeftir, örneğin belki bir üniversite bitirmek, belki bir dil öğrenmek gereklidir. Burada o kritik eşiği iyi ölçmek ve bir düşünce zinciri oluşturmak gerekir. Düşünce zinciri konu ile alakalı olarak etki alanından kalmaktır. İstenen sonuç için önce hayalimizi hedefe dönüştürürüz; kendimize dürüst oluruz ve sorular sorarız: “Ne istiyorum? Bunu gerçekten istiyor muyum? Buna ihtiyacım var mı? Erişebilir miyim? Buna ulaşmaya potansiyelim yeter mi, yetmiyorsa daha başka ne yapabilirim? Bu benimle uyumlu mu? Kontrol bende mi? Ne kadar sürede yapabilirim? Bunun benim için anlamı ne?” gibi güçlü sorulara gelecek olan cevaplarla düşünce haritamızı genişletir aynı zamanda hayali somutlaştırırız ve eksik olanın ne olduğunu fark etmeye başlarız. Zihnimiz büyük olanı algılamaz, korkar ve kendini korumaya alır, bu iç güdüyle de yapmak istediğimiz şeyleri daima erteleriz. Bu yüzden o hedefi bir haftalık, üç haftalık, bir aylık, iki aylık ve üç aylık parçalara bölerek eylem planı yapar, potansiyelimize göre küçük adımlarla başlarız. Elbette her eylemimiz bizi adım yukarı taşıyacak eylemler olmalı ki boşa çaba harcamayalım. Bundan sonrası için de ilgi alanından çıkıp etki alanında kalmaya özen göstermek bizleri sonuca daha hızlı ve iyi bir şekilde ulaştıracaktır. Başka bir tavsiye de şu olabilir; eğer yeni başlıyorsak hedefimizle ilgili girdiğimiz ortamlarda kendimizi aptal gibi hissedebiliriz, bundan korkmayalım, bu iyi bir şey, demek ki konfor alanından çıktık ve yeni bir şeyler öğreniyoruz. Bu süreci bedenen aktife geçmeden, pasifte kalarak fakat duyusal keskinliğimizi aktive ederek, iyi bir gözlemci olarak kalmak ve her şeyi etkin bir şekilde gözlemlemek gerekir. Yapmak istediğimiz her ne ise onunla alakalı her şeyi gözlemlemek, bilgi ve tecrübe edinmek. Gözlemlemek aynı zamanda önemli bir zihinsel deneyimdir ve daima kalıcı öğrenmeyi sağlar, bu da aktife geçeceğimiz zaman için güçlü bir alt yapı oluşturur. İnanın zamanla kendimizi o aptal gibi hissettiğimiz ana bakıp kocaman bir tebessüm ederiz.

Sohbetiniz için teşekkür ederim. Çok memnun oldum. Sizin gibi güçlü ve başarılı kadınlara hayranım. Son olarak neler söylemek istersiniz? 

Ben teşekkür ederim güzel ve incelikli sorularınız için, ben de çok memnun oldum sizi tanıdığıma… Teveccühünüz efendim, bilmukabele… Son olarak şunları söylemek isterim: İyilik daima içimizde vardır, kökümüzden- ruhumuzdan gelir, kötülük ise yapaydır, anlıktır, insanın nefsi oluşturur; o yüzden iyilik ile kendimizi kötülüklerden koruyabiliriz. Zor zamanlardan geçtik ve geçmeye devam ediyoruz. Daima iyiliğin tarafını tutarak olması gerekenden daha sabırlı, daha metanetli ve daha ümit var olmamız bizi güçlü kılacaktır. Sevgilerimle…