Balerin Buse Babadağ ile samimi bir sohbetteyim...
İSTANBUL GENÇ BALE TOPLULUĞU’NUN YILIN SON PERFORMANSI OLAN FINDIKKIRAN BALESİ İÇİN KADIKÖY SÜREYYA OPERASI’NDA SAHNE ALAN, MUHTEŞEM TEKNİĞİYLE NAİF TEBESSÜMÜN BULUŞTUĞU BİR BALERİN İLE SAMİMİ BİR SOHBETTEYİM…
RÖPORTAJ: SEVGÜL EROĞLU
Gözlerinin içi gülen, kırılganvari minik serçe duruşunun şaşırtıcı dinamiği ile karşılıklı bakıştığımızda, beni baleyle entegre olduğum yıllara götürdü…
Muzip bakışlı, neşeli, mutlulukla yaptığı işin nirvasında gibiydi. Etkilendim…
Türk kadınının dünya çapındaki başarısı ile özdeşleştim. Bu, kadın dayanışmasının dayanılmaz gücü sarmalıydı.
İşte bu benim yolum, dediğiniz anı hatırlıyor musunuz? Bale ile aşkınız nasıl başladı gibi klasik bir soru ile başlamak istiyorum. Ve yıllar içinde pes etmeyi düşündüğünüz oldu mu işte o halde sizi sahnede tutan ne idi?
Aslında küçükken balerin olma gibi bir hayalim hiç olmamıştı. Çok yakın bir arkadaşım vardı; ilkokuldan beri hâlâ çok yakın arkadaşız. O, bale kursuna gitmek istemişti ve ilkokuldayken benim de onunla birlikte kursa gelmem için anneme sormuştu. Biz de “neden olmasın” demiştik; sonuçta en yakın arkadaşımla yapılan bir hafta sonu aktivitesi gibiydi.
Daha sonra yine aynı arkadaşım konservatuvar sınavına girmek istedi. Benim hâlâ böyle bir hayalim yoktu, baleyle ilgileniyor olmama rağmen. Yine de onunla birlikte sınava girdim. 11 yaşındaydım ve bu, profesyonel balerin olmak için aslında geç bir yaştı.
Sınavdan sonra bale bölümü başkanının annemle görüşmek isteyip beni tam zamanlı sınava girmem için ikna ettiğini hatırlıyorum. Tam zamanlı sınava da açıkçası pek bir beklentim olmadan girdim. İki aşamalı sınavı da geçince, kayıt ofisinde kayıt olmam için ısrar edildiğini de hatırlıyorum.
Ama iyi ki etmişler. Konservatuvara başladığım ilk hafta baleye âşık olduğumu çok net hatırlıyorum. O andan itibaren bale, beni her gün heyecanlandıran bir şey haline gelmişti.
Pes etmeyi hiçbir zaman düşünmedim. Bale ya da onun gerektirdiği çalışma için vazgeçmek aklımın ucundan bile geçmedi. Ama zorlandığım çok an oldu; okurken, Avrupa’dayken, auditionlara girip ilk iş kontratımı beklerken… Amerika’da vizeyle ilgili belirsizlikler yaşadığım dönemlerde ve çalıştığım yerlerde de zorlandım.
Ama hiçbir zaman vazgeçmek aklımın ucundan bile geçmedi. Çünkü sınırları zorlamayı seviyorum ve bunu sonuna kadar yapacağımı biliyordum. Önümde hangi yol varsa, hangi kapı varsa, onu zorladım.
Dans ederken kendinizi en çok özgür hissettiğiniz bir an ? Sahnede ışıklar altındayken hissettiğiniz o duygu, günlük hayatın içindeyken nasıl bir yöne dönüyor?
Sahnede en özgür hissettiğim an, müziğin ve karakterin içine tamamen girdiğim an oluyor. Gösteriler için uzun süre hazırlanıyor, çok fazla prova yapıyoruz.
Ama sahneye çıktığım anda özgürlük hissi, tüm bunları bir kenara bırakıp sadece müziği dinlediğim anda geliyor. Müziğin güzelliğini gerçekten hissettiğimde o özel duygu ortaya çıkıyor. O anda sahnede miyim, dans mı ediyorum, üzerimde bir baskı var mı; hepsi siliniyor. Tamamen anın içinde oluyorum. Beni kaç kişinin izlediğini ya da yalnız olup olmadığımı hiç düşünmüyorum.
Sahnede yaşadığım özgürlük hissi ve müziğin içinde kalabilme hali benim için çok özel. Gösteri bittiğinde ve normal hayatıma döndüğümde, bu deneyim bana inanılmaz bir özgüven veriyor. Ruhum beslenmiş oluyor; ruhumdan çıkan bir şeyi bu kadar çok insanla paylaşmış olmak beni günlük hayatta çok daha açık, çok daha kendinden emin ve çok daha mutlu bir insan haline getiriyor.
Klasik eserler mi yoksa modern yorumlar mı sizi daha çok heyecanlandırıyor? Bugüne kadar canlandırdığınız karakterler arasında sizi hem teknik hem de duygusal olarak en çok zorlayan hangisi oldu ?Günlük hayatta o karakterin izleri kalıyor mu?
Dansın her formunu sevdiğimi rahatlıkla söyleyebilirim. Klasik baleden gerçekten çok büyük keyif alıyorum. Klasik karakterleri canlandırabilmek, onlara kendi yorumumu katabilmek benim için inanılmaz bir zevk. Bunun yanında neoklasik eserleri ve modern yorumları da çok seviyorum. Çünkü bu türlerde alışılmışın dışına çıkabilmek, koreograflarla birlikte üretim sürecini keşfetmek benim için en büyük hazlardan biri. Bu süreç hem çok yaratıcı hem de çok heyecan verici oluyor.
Teknik ve fiziksel olarak beni şimdiye kadar en çok zorlayan eser, tamamen kondisyona dayalı olması sebebiyle George Balanchine’in Serenade eserindeki dört kız solosundan biriydi. Yaklaşık kırk dakika boyunca sahnede neredeyse hiç durmadan, çok teknik bir şekilde dans ediyorsunuz. Birkaç sahneden çıkışımız oluyor ama bir dakika bile durmadan tekrar sahneye giriyoruz resmen; o kısa sürede nefesimizi toparlamamız gerekiyor.
Duygusal anlamda zorlamak demek belki doğru olmaz ama şimdiye kadar duygusal olarak beni en yoğun etkileyen eser Giselle oldu. Giselle çok ikonik bir bale ve içinde derin bir trajedi barındırıyor. İlk perdedeki ölüm sahnesine girebilmek, o karaktere gerçekten can verebilmek benim için hem çok özel hem de çok duygusal bir süreçti. Bu nedenle duygusal olarak beni en çok etkileyen eser kesinlikle Giselle diyebilirim.
Bale, fiziksel sınırları zorlayan bir sanat. Sakatlıklarla ve yorgunlukla nasıl başa çıkıyorsunuz? Sahneye çıkmadan hemen önce yaptığınız özel bir ritüeliniz veya odaklanma yönteminiz var mı?
Sakatlığı önlemek için her gün provalardan sonra kaslarımı mutlaka rahatlatırım. Bunun için sıcak banyo yapar, Epsom tuzu kullanırım. Castor oil ile bacaklarıma ve kaslarıma masaj yapar, tenis topuyla sırt, bacak ve ayak kaslarımı gevşetirim. Şimdiye kadar ciddi bir sakatlık yaşamamış olmamın en önemli nedenlerinden biri, kasları her gün düzenli olarak rahatlatmam ve güçlendirmeye yönelik bilinçli çalışmamdır.
Gösterilerden önce belirli rutinlerim vardır. Soyunma odam genelde sadece bana ait olur, orayı kendime ait bir alan gibi düzenlerim ve provalardan sonra genellikle duş alırım. Gösteriden birkaç saat önce mutlaka makarna yerim; bu bana hem fiziksel hem de mide açısından iyi gelir. Duştan sonra, ışıkları kapatarak soyunma odamda 1–1,5 saat uyumayı severim. Gösteriye bir saat kala, makyajımdan sonra küçük atıştırmalıklar yapar ve bir espresso içerim
Yine klasik bir soru olacak ama… Sıradan bir gün nasıl geçiyor? Günün kaç saati provalarla geçiyor ?
Haftanın beş günü sabah 9.15’te başlıyoruz ve akşam 5’e kadar provalarımız oluyor. Gün içinde yalnızca öğle saatlerinde bir saatlik yemek aramız var. Sabahları, vücudu hazırlamak ve ısıtmak için 1,5 saatlik bir ısınma dersiyle güne başlıyoruz. Ardından provalara geçiyoruz.
Bazı haftalarda buna ek olarak cumartesi günleri de genel provalar yapılabiliyor. Bu tempo, gösteriye kadar bu şekilde devam ediyor. Gösteri haftasında ise salı sabahından pazar günü saat 16.00’ya kadar tamamen tiyatroya taşınıyoruz
Point pabuçları can yakıcı olabiliyor geçmişimde az da olsa tatmıştım…Pointlerinizle aranızdaki ilişkiyi araba ve direksiyonuna benzetebilir miyiz? Ayak sağlığını korumak için uyguladığınız özel bir rutininiz oluyordur, biraz açabilir miyiz?
Bale ayakkabıları, ayaklar sağlıklıysa büyük bir acı vermez; ancak yoğun prova ve gösterilerde ayak sürekli darbe aldığı için zamanla ciddi sorunlar ortaya çıkabilir ve dans etmek çok can yakıcı hâle gelebilir.
Bir gösteri sürecinde baş parmağımın tırnağı morardı ve gösteri haftasında düştü. Yeni çıkan tırnak derinin içine batmaya başlayınca çok korktum, ancak üstünü kapatıp jeller ve uyuşturucu kremlerle sahneye çıktım ve Ballet San Antonio’daki Fındıkran gösterimini tamamladım.
Bir sonraki hafta acı artınca, gösteri sonrası doktor yeni tırnağın üzerindeki deriyi temizledi. Enjeksiyon istemediğim için her şeyi hissederek bu işlemi yaptırdım.
Bu yaşadıklarım, balenin ayaklara neler yapabileceğinin sadece küçük bir örneği.
Havada süzülüyormuş gibi oluşan o çok büyüleyici zarafeti korurken arkadaki fiziksel eforu nasıl gizliyorsunuz yüzünüzdeki o muhteşem gülüşü mesela?
Sahnede olmak o kadar özel, o kadar ayrıcalıklı bir durum ki… Bu yüzden performans sırasında harcanan enerjiyi ben aslında bir efor olarak görmüyorum. Çünkü biz profesyonel dansçılar, o noktaya gelebilmek, auditi’ lara (seçmelere) girip o rolleri alabilmek için inanılmaz emek veriyoruz ve çok mücadele ediyoruz.
Sahneye çıktığımızda ise bunu kendimizi gösterme, o anı en iyi hâline dönüştürme fırsatı olarak görüyoruz. Çoğumuz için bu böyle. Bu yüzden de sahnedeki kullandığımız fiziksel eforu düşünmüyoruz bile o an. Ben müziği duyup o duyguya girdiğim anda, hafiflik hissi zaten kendiliğinden geliyor. Bu da performansın doğal bir parçası oluyor.
Performans sırasında oldu da bir hata yaptınız düşmek veya adım kaçırmak gibi bunu nasıl tolere edersiniz?
Canlı performansta her şey olabilir. Ne kadar iyi hazırlanırsak hazırlanalım, sahnede öngörülemeyen durumlar yaşanabilir; örneğin sahnenin bir kısmı kaygan olabilir ve bunu fark etmeden o alana gelebiliriz.
Profesyonellik, böyle anlarda devreye girer. Bir aksilik yaşansa bile mimikler ve beden diliyle bunu belli etmeden performansa devam edebilmek, zamanla sahnede deneyim kazanarak öğrendiğimiz önemli bir beceridir.
Çok merak ettiğim başka bir soru var. Sahnede sağa ya da sola dönmek sağlak ve solaklar için fark eder mi?
Bazı dansçılar nadiren de olsa her iki tarafa da aynı koordinasyonla hâkim olabilir; sağa ve sola dönüşlerini eşit derecede güçlü yapabilirler. Bu büyük ölçüde doğuştan gelen, gerçekten etkileyici bir özelliktir.
Ben sağlak olduğum için sol bacağım çok güçlüdür; sol bacağımın üzerinde çalışmak benim için daha rahat ve kontrollüdür. Sağ tarafa dönüşlerim her zaman çok rahattır, ancak bu solda çalışmadığım anlamına gelmez.
İki taraf arasında hissiyat farkı olabildiği ve sahne ışıkları ile düzen dengeyi etkilediği için, sağ tarafa bir kez çalışıyorsam sol tarafa iki-üç kez pratik yaparak hareketi daha doğal ve dengeli hâle getirmeye çalışırım.
Sizin için bale sadece bir dans mı, yoksa bir yaşam biçimi mi? Vücudunuzuşımartma yönteminiz nedir? Fast-food lafı ne ifade eder mesela?
Bence bale profesyonel olarak yapıldığında bir yaşam biçimidir. Hayatımdaki her şey baleye odaklıdır ve önceliğim her zaman kariyerimdir; bu konuda oldukça titizim.
Vücudumu yenilemek için sıcak küvet, Epsom tuzu, doğal yağlar ve esanslarla yaptığım bakımlar benim için hem fiziksel hem zihinsel bir terapi. Ayrıca birkaç haftada bir yaptırdığım masajlar da çok iyi geliyor.
Yemek yemeyi ve tatlıyı seviyorum; ancak hem bale hem de sağlıklı bir yaşam için şeker tüketimini sınırlamaya ve dengeli beslenmeye özen gösteriyorum. Buna rağmen özel davetlerde kendimi kısıtlamıyor, canım ne isterse suçluluk hissetmeden yiyebiliyorum.
Balede ‘mükemmellik’ diye bir şey var biliyorum sizce bu yıllarca süregelen bitmeyen bir arayış mıdır? Bale dünyasında rekabetin çok katı olduğu söylenir. Siz bu baskıyla nasıl baş ediyorsunuz? Mesela ‘Siyah Kuğu’ filmini mutlaka izlemişsinizdir. Acımasız bir rekabet ve hırsın dayanılmaz ağırlığı…
Mükemmellik arayışı, balenin her zaman merkezinde yer alan bir kavram oldu. Her jenerasyon daha iyisini yapmak, sınırları biraz daha zorlamak istedi. Bugün izlediğimiz inanılmaz dansçılar, koreograflar, koreografiler ve güçlü bale teknikleri bu arayışın bir sonucu olarak ortaya çıktı. Bu anlamda mükemmellik arayışının balede gerekli olduğunu düşünüyorum.
Ancak bununla birlikte, sınırlarımızı korumayı da bilmemiz gerekiyor. Zihin ve beden sağlığı, balede en önemli unsurlardan biri. Eğer sağlıklı değilsek, vücut ve zihin bu kadar yoğun çalışmaları ve baskıyı kaldıramaz.
Elbette rollerin getirdiği bir baskı var ve rekabet her zaman mevcut. Özellikle Amerika’da bu rekabet çok güçlü. Ben bu baskıyla başa çıkarken, stüdyodan çıkıp eve girdiğimde kendime ait, beni mutlu eden ve sakinleştiren bir alan yaratmaya çok önem veriyorum. Evimin düzeninin tamamen bana ait olması, zihnimi rahatlatıyor.
Sakin olmayı ve yalnız kalmayı seviyorum; bu alan benim için zihnimin sakinleştiği, enerjimin tazelendiği bir yer. Baskının yoğun olduğu dönemlerde çok fazla sosyalleşmemeye çalışıyorum. Enerjimi içimde tutarak, bu süreçleri daha sağlıklı ve güçlü bir şekilde atlattığıma inanıyorum.
Siz anladığım kadarıyla Amerika’da yaşıyorsunuz. İstanbul Genç Bale Topluluğu ile yollarınız nasıl kesişti?
Evet, Amerika’da yaşıyorum ve yaz aylarında yalnızca bir ya da iki ay vakit bulabildiğimde İstanbul’a ailemi ziyarete geliyorum. Aslında Junior Bale’yi ilk olarak Instagram’da fark ettim. Geçtiğimiz yıl böyle bir organizasyonun kurulmuş olması çok dikkatimi çekti; çünkü bana göre Türkiye’de balede önemli bir eksikliği dolduruyordu.
Avrupa ve Amerika’da, mezun olduktan sonra bir bale topluluğuna doğrudan iş kontratıyla girmeden önce genellikle bir geçiş süreci olur. Bu süreç “Junior Ballet” ya da genç bale topluluğu olarak adlandırılır. Mezun olan dansçılar, büyük bir bale şirketinin junior kadrosuna alınır ve bu onların ilk profesyonel iş deneyimi olur. Böylece okuldan çıktıktan sonra bir bale topluluğunda nasıl yetişildiğini, beklentilerin neler olduğunu, sahne temposunu, sorumluluk bilincini ve profesyonel çalışma düzenini adım adım öğrenirleTürkiye’de ise eğitimden sonra genellikle doğrudan Devlet Opera ve Bales’ine giriliyor.. Ancak mezun olan dansçılar için bu geçiş süreci her zaman yeterince yumuşak olmayabiliyor. Avrupa ve Amerika’da bu tür geçiş toplulukları her zaman mevcut ve genç dansçıların profesyonel hayata daha sağlıklı bir şekilde adapte olmasına yardımcı oluyor; aynı zamanda çok daha fazla sahne ve gösteri imkânı sunuyor.
Türkiye’ye geldiğim bir dönemde Hürriyet gazetesinde bir röportajım yayımlandı. Ardından Instagram üzerinden İstanbul genç bale topluluğu yöneticisi ve yapımcısı Aleksandra Kaner ile yazıştık, tanıştık ve bu oluşumdan bahsettik. Ben de böyle bir yapının parçası olmaktan büyük mutluluk duyacağımı ve elimden geldiğince destek vermek istediğimi söyledim. Çünkü bunun Türkiye’ de eksik olduğuna inanıyorum. Genç Bale Topluluğu’nun yaptığı işler inanılmaz derece başarılı ve çok etkileyici performanslar ortaya koyuyor. Bu şekilde yollarımız kesişti.
Bir eserin sahneye hazırlanması nasıl bir süreçten geçer? Fındıkkıran için ne kadar bir süre emek verdiniz? Türk sanatseverleriyle buluşmak nasıl bir his duymak isterim.
Bir eserin hazırlanması genellikle 4 ila 5 hafta sürüyor; hem hazırlanması hem de prova edilmesi. Ardından gösterilere çıkıyoruz.
Benim için Türk sanatseverlerle buluşacak olmak inanılmaz heyecan verici. Aylardır bu anı iple çekiyorum. Çünkü bu, profesyonel kariyerim boyunca ilk kez kendi ülkemde sahneye çıkacak olmam anlamına geliyor — 12 yıldır bunu bekliyordum. Ailem ve arkadaşlarım beni izleyebilecek, Türk bale sanatseverleri beni sahnede görebilecek. Bu benim için gerçekten çok özel ve önemli bir an olacak. Şimdiden biliyorum.
Fındıkkıran’ı bir yeni yıl klasiği yapan nedirsizce?
Fındıkkıran, özellikle Amerika’da Yeni Yıl ve Noel’in vazgeçilmez bir parçası. Yani Amerikalılar, Fındıkkıran’ı izlemeden Yeni Yıl’ı ve Noel’i tam anlamıyla hissetmiş sayılmazlar diyebiliriz. Bu bale o kadar tanınmış ki, karakterlerini herkes biliyor ve müziklerini her yerde duyabiliyorsunuz.
Amerika’da bu sezon gerçekten çok özel ve festiv bir dönem oluyor. Bütün bale şirketleri Fındıkkıran’ı kendi versiyonlarıyla sahneliyor ve biletler inanılmaz bir hızla satılıyor. Ayrıca Fındıkkıran, çocukların ilk bale deneyimi olma niteliğini de taşıyor. Genellikle aileler, çocuklarını ilk kez baleyle tanıştırmak için bu gösteriye götürüyor. Zamanla bu bir aile geleneği hâline geliyor ve çocuklar da bale kurslarına yönlendiriliyor. Yani Fındıkkıran, küçüklerin baleyle tanışma noktası diyebilirim.
Bale eğitimine yeni başlayan küçük dansçılara verebileceğiniz altın tavsiye ne olabilir?
Tavsiyem şudur: Baleye başlamadan önce, bu sanatın çok fazla disiplin ve yoğun çalışma gerektirdiğinin bilincinde olmaları gerekir. Bu farkındalıkla sahnede olmanın, çalışmanın ve bu güzel sanatın içinde bulunmanın ayrıcalığını tadını çıkararak yaşamalarını öneririm. Hele ki bunu bir kariyer hâline getirmek isteyenler için, sahnede oldukları ve stüdyoda çalıştıkları her anın ne kadar değerli ve ayrıcalıklı olduğunu bilmek çok önemli.
Ayrıca şunu da eklemek isterim: Bir şeyi güzelleştirmek, çok iyi bir seviyeye ulaşmak zaman alır. Bu yüzden sabırlı olmalarını, çalışmaya devam etmelerini, hayal kurmaları ve sınırlarını her zaman zorlamalarını tavsiye ediyorum.
Günümüz robotlar ve yapay zekaya doğru hızlı adımlarla giderken, klasik balenin dünyadaki durumu ve geleceği Türkiye’de bu sanatın izleyicileri hakkındaki görüşlerinizi alabilir miyim?
Bence yapay zekâ ve robotlar, bir yandan çok faydalı olabilecekleri gibi, birçok alanda da tehdit edici bir konumda duruyor. Ancak bale sanatı canlı bir sanat. İnsanlık tarihinin en başından beri müzik ve dans hep vardı; farklı formlarda gelişti, dönüştü ve ilerledi. Bugün elimizde inanılmaz derecede güçlü eserler, besteler ve koreografiler var.
İnsanların, teknoloji ne kadar ilerlerse ilerlesin, bundan vazgeçebileceğini düşünmüyorum. Çünkü bir sanatçının sahnede bir eseri dans ederken ya da bir müzisyenin bir enstrümanı tutkuyla çalarken izleyiciye hissettirdiği duyguyu, robotların ya da yapay zekânın birebir olarak verebilmesi mümkün değil. Seyirciyle kurulan o duygusal bağ, canlı performansın özü ve değeri. Bu yüzden sanatın, özellikle de bale gibi canlı sanatların her zaman var olmaya devam edeceğine inanıyorum.
Başarılarınızın devamını diler, yeni yılın size mutluluk, neşe, sağlık dünyaya da -özellikle -huzur ve barış getirmesini diliyorum. Çok teşekkürler…
Bu muhteşem kadınla beni bir araya getiren Sevgili Yaprak Köknar’a da ayrıca çok teşekkür ediyorum.