Hayatın renklerini sadece tuvallere değil, kelimelerin o derin gücüne de nakşeden çok yönlü bir sanatçıyı ağırlıyoruz bugün. İzmir’de başlayan yolculuğunu; İspanyolca’nın tutkusu, tiyatronun sahne ışıkları ve şiirin sonsuz derinliğiyle harmanlayan Ufuk Sezer, bizlere sadece bir şairin değil, aynı zamanda hayatın farklı disiplinlerini başarıyla yöneten bir profesyonelin dünyasını açıyor. Henüz çocuk yaşlardayken sanatın her dalına ilgi duymasında en büyük destekçisi olan babasının vizyonuyla şekillenen bu yolculukta; 'Hayatın Tonu'ndan 'Dudaklarında Mevsimler'e uzanan süreci, kaybın ardından yeşeren özlemi ve sanatı konuşacağız.
Şiir serüveniniz Antoloji.com ve çeşitli yarışmalarla başladı. Dijital platformların bir şairin yetişmesindeki rolünü kendi deneyiminiz üzerinden nasıl değerlendirirsiniz?
• Şiirin yalnızca içimde büyüyen bir ses olmadığını artık dijital platformlarla dış dünyaya temas etmesi gerektiğini ve anlam kazandığını fark ettiğim anlar edebiyat yolculuğumun önemli bir parçası oldu. Bu süreçte dijital dünyanın önemini tekrar tekrar vurgulamak isterim.Gerçek duygular kalpten kağıda döküldüğü zaman onları tanımadığımız kişilerle günümüzde görmemizi sağlayan dijital platformlardır.Tanıtım ve okuyuculara kolay yoldan ulaşmak açısından bu keyfi yaşamak beni aşırı miktarda mutlu ediyor. Yepyeni heyecanlara karşılık geliyor diyebilirim.
İlk kitabınız Hayatın Tonu (2019) ile ikinci kitabınızDudaklarında Mevsimler (2021) arasında geçen iki yılda, şiir dilinizde ve dünyaya bakış açınızda ne gibi değişiklikler oldu?
• Bu kıymetli iki yılda, benim için hem dilde hem de hayata bakışımla belirgin bir içe dönüş dönemi başladı. Hayatın Tonu’nda daha çok duygunun ham hali vardı. Hayata dışarıdan bakan, yaşadıklarını imgelemeye çalışan bir ses hakimdi. Kalbimin adımları da yüksek sesliydi.Yaşananları şiirle tutma çabası ağır basıyordu.
• Dudaklarında Mevsimler ise; söylemekten çok sezdirmeyi, anlatmaktan çok bekletmeyi tercih ettim. Şiir dili daha sadeleşti, kelimeler azaldı ama anlamları derinleşti. Bununla birlikte hayata bakış açımda olumlu anlamda değişti. Bazışeyleri değiştirmeye çalışmak yerine, onu kabul edip içimde dönüştürmeyi öğrendim ya da artık hayat öğretmişti.
Kitap isimleriniz oldukça imgesel. ‘‘ Hayatın Tonu ‘‘ ‘‘ Dudaklarında Mevsimler ‘‘ ve son kitabınız ‘‘ Yakaladığım Sanat ‘‘ sizin için neyi simgeliyor?
• Kitap isimlerimle, hayatıma kurduğum ilişkinin tek bir imgede toplama arzusu dizelerime yansıdı. Hayatın Tonu’nda her duygunun ayrı bir tonu olduğunu, sessizliğinde mutluluğunda içimizdeki bitmeyen kelimelere eşlik ettiğini,insanın ruhuna bırakılan birer titreşim olduğunu söylemek istedim.
• Dudaklarında Mevsimlerde zamanın izlerini taşıyarak dudaklardan çıkan tümcelerin bizleri ne kadar derinden etkilediğini yinelemek isterim.Dudaklar; söylenenleri ya da söylenemeyenleri,ansızın bekleyişleri taşır. Mevsimlerle bütünleştiğinde yaşanan içsel değişimlerin aşkın ve zamanın bıraktığı rüzgarlarla anlatmayı amaçladım diyebilirim.
• Yakaladığım Sanat bu hislerin üçüncü halidir.Yaşanılan anıların içindeki anlamı yakalamak demektir. Bu isim, umuda bağlanmış olduğu haliyle kabul gören onu yalın bir dilde kavrama sanatıdır. Adı üstünde yakaladığım eşsiz imgelerdir. Editörlüğünü de yaptığım ilk şiir kitabımdır.
Resim, tiyatro ve şiirle aktif olarak ilgileniyorsunuz. Bir tabloya bakarken mi yoksa bir tiyatrodayken mi şiire daha çok yaklaşıyorsunuz? Bu dallar birbirini nasıl besliyor?
• Şiire yaklaşma halim, bir mekandan çok bir karşılaşma anıyla başlıyor. Tiyatro, canlılığı ve nefesiyle şiire ritim, zaman ve ses kazandırıyor.Sahnedeki bir bakışın ya da sarılışın kelimelerle beden bulmuş halidir.
• Resim ise; sessizliğin içindeki kalabalıkla şairi besler, renkler imgesel boşluklar kelimelere temas edince gerçek derinliği öğretir. Bu üç alan birbirini sürekli besleyen bir döngüdür. İnsana her açıdan dokunma imkanı yaratırlar.
Resimdeki ‘‘renkler ‘‘ ile şiirdeki ‘‘sözcükler‘‘arasında nasıl bir köprü kuruyorsunuz?
• Resimdeki renklerle şiirdeki sözcükler arasında kurduğum bağ, anlamdan çok duygu üzerinden ilerliyor. Hissettiğim renkler ben de nasıl bir oluşum yaratıyorsa, sözcüğü de aynı frekansla taşıyacak şekilde seçiyorum. Kırmızı bir sözcük kadar cesur, mavi bir cümle kadar duru olabiliyor. Kısacası gözle görülenle içimizde hissedilenler arasında, renklerin ve sözcüklerin tonunu dönüştüren bir geçiştir diyebilirim.
Proje koordinatörlüğü ve insan kaynakları gibi disiplinli ve planlama gerektiren bir iş hayatınız da var. Bu profesyonel tempo, şiirlerinizin ihtiyaç duyduğu o özgür alanı kısıtlıyor mu yoksa besliyor mu?
• İlk bakışta kısıtladığı düşünülenebilir ancak benim deneyimimde bu zorlu ve keyifli tempo şiiri daraltmaktan çok besleyen bir karşıtlık yaratıyor. Organizasyondaki yeteneğim insana, zamana ve ilişkilere yakından bakmayı gerektiriyor. Bu da şiirin temelini oluşturan gözlemi samimiyetle derinleştiriyor.
• Düzen ve plan gündelik hayatımı çerçevelerken; şiir o çerçevenin içindeki nefes alanının kendisi oluyor. Profesyonel disiplin bana sınırları öğretirken, şiirle istediğim vakit özgürleşmenin yolunu açıyorum. Her ikisi de birbirine heyecanla bağlanıyor.
İspanyolca öğretmenliği ve çevirmenlik yapıyorsunuz. İspanyol edebiyatının (Örneğin Lorca ve Neruda gibi isimlerin) sizin şiir estetiğinizin üzerinde bir etkisi oldu mu?
• İspanyolca öğretmenliği ve çevirmenlik, şiirle kurduğum dili daha bilinçli hale getirdi. Lorcabana imgenin ve sezginin gücünü, Neruda ise gündelik olanın şiirle nasıl derinleşebileceğini gösterdi. Çeviri süreci sayesinde kelimelerin yalnızca anlamına değil ritmine ve dokusuna da daha dikkatle yaklaşmayı öğrendim. Bu da şiir estetiğimi doğrudan olarak besledi ve beslemeye de devam ediyor.
Farklı bir dilde eğitim vermek, Türkçemizdeki kelime seçimlerinizi ve dil hassasiyetinizi nasıl etkiliyor?
• Farklı bir dilde eğitim vermek, Türkçeyle kurduğum bağı daha dikkatli ve bilinçli bir yere taşıdı. Kelimelerin tonu, yükü ve durakları üzerine sürekli düşünmek ana dilimde de sözcükleri tartarak kullanma alışkanlığı kazandırdı. Başka bir dilin gözünden bakmak, Türkçenin gücünü imkanlarını daha berrak görmemi sağladı. Fazlalığı ayıklayan azla derinleşen bir dil kurma isteği şiirlerimi doğal olarak etkilemiştir. Yalınlık tercihimdir.
Bugüne kadar pek çok röportaj ve söyleşi yapmış bir isim olarak; size hiç sorulmasından en çok keyif aldığınız veya hiç sorulmamış olan soru nedir?
• Beni en çok besleyen sorular, şiirin nasıl ortaya çıktığından çok nerede durduğu ve neyi bilinçli olarak söylemediği üzerine olanlardır. Çünkü şiirin gerçek ağırlığı çoğu zaman kelimelerde değil, onların arasındaki boşlukta saklıdır.
• Hiç sorulmamış olmasını isteyeceğim soruysa şu olurdu: ‘‘ Yazmaktan vazgeçtiğiniz şiirler yazdıklarınız kadar hayatınıza dokundu mu?’’ Bu soruyla içimizde ifade edilen imgelerle taşınan anlamları betimlemek isterdim.
Masanızda şu an yeni bir dosya var mı? Okurlarınızı yakın zamanda yeni bir kitap veya sanatla ilgili herhangi bir proje bekliyor mu?
• Şu an masamda tamamlanmış bir dosyadan çok şiirin kendi zamanını aradığı metinler var.Kalbim ve beynim evet dediği zaman bir şeyler üretiyorum. Şiir ve sanat merkezli farklı projeler yeni yılda umuyorum. Yepyeni yazılan ve ömrüme eklenen şiirlerim var. Okurlarımla buluşacağım durak en özel anların birikimidir.Olgunlaşmış renklerin sanatın işaretlerine sesleniş halidir. Paylaştığım mutluluğu da kelimelerle tarif edemiyorum notunu düşüyorum.
Öncelikle tekrar başınız sağ olsun. Rahmetli babanızla olan yakınlığınızın, sanatçı kimliğinizin oluşmasındaki payı nedir? Sizin resme, tiyatroya ve şiire yönelmenize onun nasıl bir desteği ya da etkisi olmuştur?
• Tekrar teşekkür ederim. Babamla kurduğum bağ, sanatçı kimliğimin en sessiz ama en derin katmanlarından birini oluşturuyor. Babam sayesinde özgür olmayı, güveni ve hiçbir şeyden korkmamayı öğrendim. Onu hep elimi tutan bir ışık gibi ifade ettim. Zamanla farkında olmadan estetik algımı şekillendirmiştir.
• Seçimlerime karışmayarak arada fikrini söyleyerek bir çınar ağacı gibi hep yanımda durarak kelimelerime dokunmuştur. Hayatımda çok büyük etkisi vardır. Babamı en içten anılarımla bu ara daha çok özlüyorum. Sevgisi hep şiirlerime yansıyacaktır.
Babanızla paylaştığınız en güçlü ortak nokta neydi? Bugün geriye dönüp baktığınızda, onun hangi nasihati veya tavrı hayatınızın merkezinde duruyor?
• Babamla paylaştığımız en güçlü ortak nokta, hayata dikkatle bakma haliydi. Büyük cümleler yerine küçük anlara anlamlar yüklerdi. Sanata olan bağlılığımın en kuvvetli göstergesidir. Bana verdiği en güzel nasihat ‘‘ Kendin ol, ne yaparsan yap doğru yap ve nerde olursan ol mutlu ve huzurla yaşa’’ demesidir. Sahici ve emekle kurulmuş sanat hayatımın en keyifli etkisidir.
Büyük kayıplar çoğu zaman kaleminizi derinleştirir. Babanızın vefatından sonra şiirlerinizde veya fırçanızda ne gibi ‘‘renk‘‘ değişimleri oldu.Yazmak, bu boşluğu doldurmakta bir sığınak görevini üstlendi mi?
• Bir süre sessiz kalmak istedim. O derin acıyı, yası kelimelerimle yaşadım. Ardı ardına gelen o üç şiir bütün duygu dağılımını birer birer anlattı ve bitmek bilmeyen boşlukta nefes almamı sağladı. Yazınca yine hafifledim ama yaşadığım acıyla günden güne kendi limanıma çekildim. Geçmişi bir nebze silip geleceğe üfledim.
İlerde babanızın anısına ithaf etmeyi düşündüğünüz özel bir çalışma planınız var mı?
• Babamın anısını bir projeye sığdırmak değil de şiirlerin içine sessizce yerleştirerek taşımayı düşünüyorum. Bunu yüksek sesli bir yakarış gibi değil, kelimelerin arasına gizlenmiş bir duruş, görünmeyen ama hissedilen bir imge gibi yazmak istiyorum. Eklediğim üç şiirde tüm yaşadıklarımı derdimi edebiyatla anlattığımı söylüyorum.
Babanız ‘‘Yakaladığım Sanat ‘‘ adlı son eserinizi okuduğunda altını çizdiği bir dize var mıydı? Sizi bir sanatçı olarak izlerken en çok neyle gurur duyardı?
• Babama dair anılarımda belirli bir dizeyi işaretlediği anlar pek yoktu. O satırların altını çizmek yerine bana bakıp bakışındaki mutluluk veren ifadeyi yakalardım. En çokta ‘‘Odama girip yine kitap mı yazıyorsun’’ sorusu beni istemeden sevindiriyordu. Genel olarak yaptığım tüm işlerle gurur duyardı. Sanatçı oluşumu, farklı gözle baktığımı bana hep hissettirmiştir. Samimiyete ve emeğe saygısını gösterirdi. En son yaptığımız imza gününde de bunu gözleriyle anlatmıştır.
Son olarak; hem babanızın mirası olan o güçlü sevgiyle hem de kaleminizin gücüyle beslenen bir şair olarak, kendi kelimelerinizle dünyayı tek bir dizeyle özetlemeniz gerekseydi, bu hangi dizelerolurdu?
• ‘‘Kırıldığım yerden ışık sızdı, ben işte yürümeyi öğrendim’’
• ‘‘Karamsarlık bulutunu çoktan aştım aydınlığa doğru ilerliyorum’’ diyerek ve teşekkürlerimi sunarak noktayı koyuyorum.
Sanatın her dalına dokunan, diller arasında köprüler kuran ve babasının kendisine aşıladığı sanat sevgisini bugün başarılarıyla taçlandıran Ufuk Sezer ile gerçekleştirdiğimiz bu derin söyleşinin sonuna geldik. Bize, en büyük destekçisini kaybetmenin getirdiği o derin boşluğun bile şiirle nasıl anlam kazandığını ve özlemin nasıl ölümsüz eserlere dönüşebileceğini içtenlikle anlattı. Değerli vaktini ve babasından aldığı o manevi güçle harmanladığı paylaşımlarını bizimle bölüştüğü için kendisine teşekkür ediyor; kaleminin hiç susmamasını, fırçasının her daim en umut dolu renklerde kalmasını diliyoruz.